Hz. Ebu Bekir’in Hz. Fatıma’ya cevaben yaptığı konuşma
Hz. Ebu Bekir, Hz. Fâtıma (a.s.) mescide konuşurken, O’na karşılık olarak son derece nazik bir tutum takınmıştır
Haber Merkezi





Ancak Hz. Fâtıma (a.s.) konuşmasını tamamlayarak orayı terk ettiğinde, kendisine karşı halkın galeyanını bastırmak için son derece sert ve hakaret dolu bir konuşma yapmıştır:
"Ebu Bekir Zehra'nın konuşmasının insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi görünce, Ömer'e şöyle dedi:
'Ellerin bağlansın. Beni bıraksan olmaz mı? Belki böylece rüzgar diner ve yırtık da kapanmış olur! Böylesi bizim için daha isabetli değil mi?'
Hz. Ömer şu karşılığı verdi: 'Eğer ona taviz verirsen, bu otoritenin zayıflaması ve emirlerinin ciddiye alınmaması sonucunu doğurur. Ben sadece sana acıyorum.'
Hz. Ebu Bekir dedi ki: 'Yazıklar olsun sana! Hz. Muhammed'in kızını ne yapacağız? Bütün insanlar O'nun ne istediğini ve bizim nasıl O'na kalleşlik yaptığımızı biliyorlar.'
Hz. Ömer dedi ki: 'Bu suyun kabarması gibi bir şeydir. Biraz sonra çekilir eski mecrasına döner, hiç olmamış gibi olur.'
Bunun üzerine Ebu Bekir elini Ömer'in omzuna vurdu ve şöyle dedi: 'Nice sıkıntıları giderdin, ya Ömer!'
Sonra insanları cemaat namazına çağırdı. Herkes toplandı. Ebu Bekir minbere çıktı ve şöyle dedi:
'Ey insanlar! Şu her dedikoduya inanmak da nedir? Bu gibi arzular Resûlullah (s.a.v.) döneminde var mıydı?
Bir şey duyan varsa söylesin. Bir şeye tanık olan varsa konuşsun (ama şıracının şahidi bozacı gibi bir durum var ortada). O, şahidi kuyruğu olan tilkiye benzemektedir.
O ki, her fitneyi beslemekte ve şöyle demektedir: Yaşlandıktan sonra bir daha onu (fitneyi) gençleştirin! Zayıflardan yardım isteyin. Kadınların arkasına sığınıyorlar. Tıpkı Ümmü Tıhal gibi! Onun için ailesinin en sevimlisi azgınlıktır. Haberiniz olsun! Eğer ben istersem konuşurum. Eğer konuşursam açık seçik söylerim. Ama bana karışılmadığı sürece de susarım.'
Sonra Ensar'a döndü ve şöyle dedi:
Ey Ensar topluluğu! Sizden bazı beyinsizlerin sözlerini duydum. Herkesten daha çok siz Resûlullah (s.a.v.) dönemindeki gibi davranmaya layıksınız.
Çünkü Resûlullah (s.a.v.) size geldi ve siz de O'nu barındırdınız. O'na yardım ettiniz. Haberiniz olsun! Ben, içimizde bunu hak etmeyenlere elimi ve dilimi uzatacak değilim! Ardından minberden indi."
Bu konuşmada dikkat edilirse, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yaptığı konuşmaya bir cevap olmasına rağmen, miras konusuna hiç girilmemiştir.
Ebu Bekir ve Ömer, esas meselenin halifelik seçiminde yaptıkları oldu bitti ile ilgili olduğunun farkındadırlar.
Hz. Ali'yi üstü kapalı olarak suçlamaları da ileride meydana gelecek gelişmelerin önünü kesmek içindir.
Halifeliği kaybetmemek için masum Fâtıma'yı (a.s.) tilki kuyruğuna, Hz. Ali'yi (a.s.) ise, tilkiye benzetebilmişlerdir.
Şerh-u Nehcü'l-Belağa'da bu konuşma ile ilgili şunlar yazmaktadır:
"Bu konuşmayı Nakib Ebu Yahya Câfer b. Ebi Yahya b. Ebi Zeyd el-Basri'ye okudum ve dedim ki:
'Burada kimi ima ediyor?'
'İma etmiyor, açıkça işaret ediyor.'
'Eğer açıkça işaret etseydi sana sormazdım.'
Bunun üzerine güldü ve şöyle dedi: 'Ali b. Ebi Tâlib'i ima ediyor.'
Dedim ki: 'Peki, Ensar ne söylüyordu ki, böyle bir konuşma yapma gereği duydu?'
Dedi ki: Ali'nin sözlerini söylüyorlardı. Bu yüzden işin aleyhlerine bozulmasından korktu ve bir daha bu sözleri tekrarlamalarını yasakladı."
Buraya kadar anlatılanlardan çıkan netice şudur:
Halife, Fedek'in Resûlullah'ın henüz sağlığında verilmiş bir bağış olduğu hakikatini apaçık görmezden gelerek bu hakikat için Fâtıma'dan şahit istemiştir. Hz. Fâtıma şahitleri getirmiş, ancak halife bu kez şahitleri muteber kabul etmemiştir. Ancak Hz. Ebu Bekir, aynı uygulamayı başkaları için yapmamış, benzeri meselelerde başkalarından şahit istemek gereğini duymamıştır.
Buhari'de şu rivayetleri görüyoruz:
Ala-i Hazremî tarafından Medine'ye bir miktar mal getirildiğinde, Ebu Bekir halka şöyle bir duyuru yaptı:
"Kimin Peygamber'den (s.a.v.) bir talebi varsa, Peygamber ona bir söz vermişse, gelip alsın."
Câbir de bu kimselerdendi. O Ebu Bekir'in yanına gidip, şöyle dedi: "Peygamber (s.a.v.) bana şu kadar dirhem yardım yapmak için söz vermişti."
Ebu Bekir de ona 3500 dirhem verdi.
Ebu Said diyor ki: "Ebu Bekir tarafından böyle ilan edilince, bir grup Müslüman onun yanına gidip bir miktar para aldılar. Bu kimselerin arasında Ebu Beşer Mazeni de vardı. O Ebu Bekir'e şöyle dedi:
"Peygamber (s.a.v.) kendisi için bir mal getirildiğinde mal vermek için yanına gitmemi istemişti." Bunun üzerine Ebu Bekir ona 1400 dirhem verdi."
Ve bu parayı verirken halife, o şahıstan herhangi bir şahit getirmesini istemedi. Kaldı ki asıl şahit getirmesi gereken mülkün sahibi olan ve halen o mülkte tasarruf etmekte olan Hz. Fâtıma değil, söz konusu mülkün Fâtıma'ya ait olmadığını iddia eden Hz. Ebu Bekir'di. Çünkü Hz. Fâtıma Resûlullah vefat ettiğinde Fedek'in sahibiydi. Orada tasarruf ediyordu. Halifenin adamlarını göndererek, Hz. Fâtıma'nın vekilini buradan çıkarması bunun ispatıdır.
Hz. Fâtıma bunun üzerine Fedek'in Babasından Kendisine kalan bir miras olduğunu söylemiş, ancak halife bunu da kabul etmemiş, peygamberlerin miras bırakmayacaklarını iddia etmiştir.
Neticede Fedek'i Hz. Fâtıma'ya vermemiştir. Daha doğrusu vermemek için ne mümkünse yapmıştır. Bu ısrarlı tavrın altında acaba farklı bir niyet mi yatmaktadır? Tarihî hakikatlerin ışığında meseleye biraz daha inceleyelim." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)















































































