KKTC'deki CTP-DP koalisyon hükümetinin, iki DP milletvekilinin partilerinden kopmasından sonra azınlık durumuna düşmesi siyasal dengelerde kısmi oynama doğurdu.
Referandumdan evetle çıkan Türk tarafında hükümet krizi geri planda kalırken gözler Amerika'nın ve Avrupa Birliği'nin bundan sonraki adımlarına kilitlendi.
Avrupa Birliği Komisyon ve Konsey temsilcileri Kıbrıs Türkleri'ne bundan böyle daha elastik davranabileceklerini söylemeye başladılar.
Avrupa Konseyi ve Amerika Birleşik Devletleri de yumuşar göründüler.
İlk etapta KKTC'nin tanınması gibi bir durumun sözkonusu olmayacağını söyleyen Amerikan Dışişleri bakanlığı diplomatları bazı iyileştirmelerin yapılacağını vurguluyorlar.
KKTC'li parlamenterlerin gözlemci olarak Konsey Parlamentosu'nda temsil edilebileceklerini kaydeden Avrupa Konseyi de Türk tarafına öpücük gönderdi.
Batılı kurum ve teşkilatlanmalardan gelen bu tarz öpücüklerin hayat öpücüğü mü yoksa flört başlangıcı geçici gönül alma öpücüğü mü olup olmadığı önem arzediyor.
KKTC'ye bu aşamadan sonra sözde vaadler değil, anlamlı ve ciddi adımlar atılmak durumunda.
Sonu tanımaya kadar gidebilecek adımlar atılmadıkça verilen sözler havada kalmış olacak.
Ancak TC ve KKTC olarak bizler bu havayı iyi solumak ve analiz etmek durumundayız.
Azerbaycan'ın ilginç bir zamanlamada ortaya attığı tanıma vaadinden sonra batıda Hollanda başta olmak üzere bazı ülkelerin doğurduğu ılımlı vaadlerin nereye kadar gideceği belirsizliğini koruyor.
Başkalarının vaadleri ile oyalanmayı bırakıp, "bizler bundan sonra Türk tarafı olarak KKTC için daha anlamlı neler yapabiliriz?''in hesabına başlamalıyız.
Dış politikamızın ilk önceliği KKTC'nin tanınması için seferberlik başlatmak olmalı.
Dış dünya ile daha sıkı ve daha anlamlı ilişki kurmak elzem.
İç politikada ise Talat'tan Rauf Denktaş'a kadar uzanan ve AKP yelpazesi ile genişleyen bir konjonktürde eskisinden daha birlik olma zamanı.
Kendi evimizin içini düzene soktuktan sonra başlatılacak dış ataklar Türk tarafı için en rasyonel adım olacaktır.
Sözde vaadlere kanmadan, sloganlara sarılmadan uygulanacak politikalar esas olmalı.
Milli hassasiyetler ve duygular üzerinde önemli durmak ise ilkemiz olmalı.
Milli olmadan globalleşen ülkelerin zamanla ne hale düştüklerini görüyoruz.
KKTC halkı ise vatanlarına eskisindan daha sağlam sarılmak durumundalar.
Rumlar'ın milliyetçiliği bizlere ders olsun
Referandumdan evetle çıkan Türk tarafında hükümet krizi geri planda kalırken gözler Amerika'nın ve Avrupa Birliği'nin bundan sonraki adımlarına kilitlendi.
Avrupa Birliği Komisyon ve Konsey temsilcileri Kıbrıs Türkleri'ne bundan böyle daha elastik davranabileceklerini söylemeye başladılar.
Avrupa Konseyi ve Amerika Birleşik Devletleri de yumuşar göründüler.
İlk etapta KKTC'nin tanınması gibi bir durumun sözkonusu olmayacağını söyleyen Amerikan Dışişleri bakanlığı diplomatları bazı iyileştirmelerin yapılacağını vurguluyorlar.
KKTC'li parlamenterlerin gözlemci olarak Konsey Parlamentosu'nda temsil edilebileceklerini kaydeden Avrupa Konseyi de Türk tarafına öpücük gönderdi.
Batılı kurum ve teşkilatlanmalardan gelen bu tarz öpücüklerin hayat öpücüğü mü yoksa flört başlangıcı geçici gönül alma öpücüğü mü olup olmadığı önem arzediyor.
KKTC'ye bu aşamadan sonra sözde vaadler değil, anlamlı ve ciddi adımlar atılmak durumunda.
Sonu tanımaya kadar gidebilecek adımlar atılmadıkça verilen sözler havada kalmış olacak.
Ancak TC ve KKTC olarak bizler bu havayı iyi solumak ve analiz etmek durumundayız.
Azerbaycan'ın ilginç bir zamanlamada ortaya attığı tanıma vaadinden sonra batıda Hollanda başta olmak üzere bazı ülkelerin doğurduğu ılımlı vaadlerin nereye kadar gideceği belirsizliğini koruyor.
Başkalarının vaadleri ile oyalanmayı bırakıp, "bizler bundan sonra Türk tarafı olarak KKTC için daha anlamlı neler yapabiliriz?''in hesabına başlamalıyız.
Dış politikamızın ilk önceliği KKTC'nin tanınması için seferberlik başlatmak olmalı.
Dış dünya ile daha sıkı ve daha anlamlı ilişki kurmak elzem.
İç politikada ise Talat'tan Rauf Denktaş'a kadar uzanan ve AKP yelpazesi ile genişleyen bir konjonktürde eskisinden daha birlik olma zamanı.
Kendi evimizin içini düzene soktuktan sonra başlatılacak dış ataklar Türk tarafı için en rasyonel adım olacaktır.
Sözde vaadlere kanmadan, sloganlara sarılmadan uygulanacak politikalar esas olmalı.
Milli hassasiyetler ve duygular üzerinde önemli durmak ise ilkemiz olmalı.
Milli olmadan globalleşen ülkelerin zamanla ne hale düştüklerini görüyoruz.
KKTC halkı ise vatanlarına eskisindan daha sağlam sarılmak durumundalar.
Rumlar'ın milliyetçiliği bizlere ders olsun
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005