"Haftanın Sohbeti" programında konuşmacı olmayı büyük bir şeref sayıyorum.
Ama eminim on küsür yıldır bu programı severek ve istifade ederek dinleyenler ve izleyenler dört gözle Prof Dr. Haydar Baş beyi bekliyor.
Ben de bekliyorum.
Bu on yıl süresince "Haftanın Sohbeti" programında sayın Baş, bu milletin "dünya ve ahiret saadeti için" faydalı olacak şeyleri anlattı.
Her zamanda geçer akçe olan "değeri" kazandırdı insanlara.
Sarraf olanlar bu "değerin" kıymetini bildi.
Ve layık olduğu yerde o "değeri" muhafaza ediyor. Kimden? Haramilerden.
Samancıdan bir beklentimiz yok zaten.
Hala sarraf veya samancı olma konusunda düşüncesi netleşmeyenlere da lafımız yok.
Değişik mekanlarda karşılaştığım nice insanlar sayın Hocam'a ne güzel dualar ettiğini ben bilirim.
Geçen hafta Ankara'da bir işadamı arkadaşımızın anlattığı çok daha manidardı:
"Hindistanlı, oldukça güçlü bir ithalatçı arkadaşla sohbet ediyordum. Prof. Dr. Haydar Baş beyden bahsedeyim dedim. Meğer adam yıllardır hocamı büyük bir hayranlıkla izliyormuş. Onu dinledikten sonra, ben niye bu kadar geç kaldım diye ağlamaklı bir halde öyle mahcup oldum ki"
Elimde değişik tarihlerde yayımlanmış "Haftanın Sohbeti" programından notlar var.
Ne güzellikler servis edilmiş meğer bu "gönül mirasında."
En fazla ibadet konusu işlenmiş.
Çünkü her şeyin başı, iki dünyanın mutluluğu, ebedi kurtuluşun şifresi ondadır ya, onun için.
İşte size kısa bir bölüm:
"İbadetin ilimle münasebetine gelince; ibadet, taat, bir ilimdir. İbadet ettiğiniz müddetçe kalbiniz bir kulvarda yürüyor. Farkında değilsiniz. Allah size tecelli ediyor. Kalbinize tecelli ediyor. Yani yansıyor. Zatını gösteriyor. Sıfatını gösteriyor. Esma-i ilahisini gösteriyor. Bu sefer siz, yüce Rabb'ınızı tanıyorsunuz. Nasıl, nereden tecelli etmişse; ismi ile tecelli etmişse isminden tanıyorsun. Sıfat-ı barisi ile tecelli etmişse sıfat-ı barisini, ef'alinden tecelli etmişse fiillerini, zatından tecelli ettiyse zatını tanıyorsun. İlmin aslı ne idi? Bilmek değil miydi? Allah'ı bilmekten daha büyük bir ilim olur mu? İşte bunu sana ibadet kazandırıyor."
İbadeti bu anlayışla yapmak ne güzel.
El Fâtihâ
Beş vakit namazımızda kırk kez okuyoruz Fatiha süresini.
Nafile dediğimiz, farz ve vacip olmayan namaz ibadetlerini de ekleyince bu rakam daha da artıyor.
Kur'an'ın ilk süresi olan Fatiha, Müslümanlarda bir imanî geleneğin de ilham kaynağı.
Önce "besmele" ile daha sonra da "Hamd" ile başlarız ya, bu alışkanlığımız, Kur'an'dan aldığımız ölçümüzdür.
Fatiha'nın manası:
-Hamd (övme ve övülme) Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
-O Rahmandır ve Rahimdir.
-Ceza gününün malikidir.
-(Rabbimiz) Ancak sana kulluk ederiz, ancak senden medet umarız.
-Bize doğru yolu göster.
-Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!"
"Mealler asla Kur'an değildir" sözü ne kadar isabetli bir söz.
Güzelim Fatiha süresinin geldiği hale bak.
Günde kırk-elli kez okuduğumuz bu sürenin son ayeti, günümüz şartlarında çok daha önem kazanıyor.
"Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil."
"Gazaba uğramışlar" ve "sapıtmışlar." Kim bunlar?
Ben sormuyorum, sahabey-i kiram Hz. Peygambere (as) soruyor.
İşte bu iki sınıfın kim olduğu konusunda Hz. Peygamberin cevabı:
"Gazaba uğramışlar; Yahudilerdir"
Sapıtmış olanlar da; Hıristiyanlardır"
Bu konuyu daha sonra genişçe ele almak üzere, İbnu Cerir et Taberi'nin, Camiül Beyan an Te'vilil ây'il Kur'an" isimli eserinin konu ile ilgili bölümünden kısa bir alıntıyla şimdilik yetinelim.
"Bu değerlendirme, Tirmizî'nin -Fatiha tefsiri, bab,1- konu ile ilgili müsnedine aldığı uzun bir hadisin bir bölümünde geçiyor; "Şüphesiz Yahudiler 'ma'dubi aleyhim/gazaba uğramışlar; Hıristiyanlar da 'dallîn/sapıtmışlardır' (Bknz, a.g.e. c. 1, s. 118-120)
İşte tam da burada insanın aklına şöyle bir soru geliyor:
Türkiye'de, "namaz konusunda çok duyarlı" olduğu söylenen bir cemaatin mensuplarının günde kırk-elli kere okudukları ilahî beyana muhalefet edip; "Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir" iddiasında bulunmalarını niye ki?
Sahi, hiç düşündünüz mü?
Ama eminim on küsür yıldır bu programı severek ve istifade ederek dinleyenler ve izleyenler dört gözle Prof Dr. Haydar Baş beyi bekliyor.
Ben de bekliyorum.
Bu on yıl süresince "Haftanın Sohbeti" programında sayın Baş, bu milletin "dünya ve ahiret saadeti için" faydalı olacak şeyleri anlattı.
Her zamanda geçer akçe olan "değeri" kazandırdı insanlara.
Sarraf olanlar bu "değerin" kıymetini bildi.
Ve layık olduğu yerde o "değeri" muhafaza ediyor. Kimden? Haramilerden.
Samancıdan bir beklentimiz yok zaten.
Hala sarraf veya samancı olma konusunda düşüncesi netleşmeyenlere da lafımız yok.
Değişik mekanlarda karşılaştığım nice insanlar sayın Hocam'a ne güzel dualar ettiğini ben bilirim.
Geçen hafta Ankara'da bir işadamı arkadaşımızın anlattığı çok daha manidardı:
"Hindistanlı, oldukça güçlü bir ithalatçı arkadaşla sohbet ediyordum. Prof. Dr. Haydar Baş beyden bahsedeyim dedim. Meğer adam yıllardır hocamı büyük bir hayranlıkla izliyormuş. Onu dinledikten sonra, ben niye bu kadar geç kaldım diye ağlamaklı bir halde öyle mahcup oldum ki"
Elimde değişik tarihlerde yayımlanmış "Haftanın Sohbeti" programından notlar var.
Ne güzellikler servis edilmiş meğer bu "gönül mirasında."
En fazla ibadet konusu işlenmiş.
Çünkü her şeyin başı, iki dünyanın mutluluğu, ebedi kurtuluşun şifresi ondadır ya, onun için.
İşte size kısa bir bölüm:
"İbadetin ilimle münasebetine gelince; ibadet, taat, bir ilimdir. İbadet ettiğiniz müddetçe kalbiniz bir kulvarda yürüyor. Farkında değilsiniz. Allah size tecelli ediyor. Kalbinize tecelli ediyor. Yani yansıyor. Zatını gösteriyor. Sıfatını gösteriyor. Esma-i ilahisini gösteriyor. Bu sefer siz, yüce Rabb'ınızı tanıyorsunuz. Nasıl, nereden tecelli etmişse; ismi ile tecelli etmişse isminden tanıyorsun. Sıfat-ı barisi ile tecelli etmişse sıfat-ı barisini, ef'alinden tecelli etmişse fiillerini, zatından tecelli ettiyse zatını tanıyorsun. İlmin aslı ne idi? Bilmek değil miydi? Allah'ı bilmekten daha büyük bir ilim olur mu? İşte bunu sana ibadet kazandırıyor."
İbadeti bu anlayışla yapmak ne güzel.
El Fâtihâ
Beş vakit namazımızda kırk kez okuyoruz Fatiha süresini.
Nafile dediğimiz, farz ve vacip olmayan namaz ibadetlerini de ekleyince bu rakam daha da artıyor.
Kur'an'ın ilk süresi olan Fatiha, Müslümanlarda bir imanî geleneğin de ilham kaynağı.
Önce "besmele" ile daha sonra da "Hamd" ile başlarız ya, bu alışkanlığımız, Kur'an'dan aldığımız ölçümüzdür.
Fatiha'nın manası:
-Hamd (övme ve övülme) Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
-O Rahmandır ve Rahimdir.
-Ceza gününün malikidir.
-(Rabbimiz) Ancak sana kulluk ederiz, ancak senden medet umarız.
-Bize doğru yolu göster.
-Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!"
"Mealler asla Kur'an değildir" sözü ne kadar isabetli bir söz.
Güzelim Fatiha süresinin geldiği hale bak.
Günde kırk-elli kez okuduğumuz bu sürenin son ayeti, günümüz şartlarında çok daha önem kazanıyor.
"Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil."
"Gazaba uğramışlar" ve "sapıtmışlar." Kim bunlar?
Ben sormuyorum, sahabey-i kiram Hz. Peygambere (as) soruyor.
İşte bu iki sınıfın kim olduğu konusunda Hz. Peygamberin cevabı:
"Gazaba uğramışlar; Yahudilerdir"
Sapıtmış olanlar da; Hıristiyanlardır"
Bu konuyu daha sonra genişçe ele almak üzere, İbnu Cerir et Taberi'nin, Camiül Beyan an Te'vilil ây'il Kur'an" isimli eserinin konu ile ilgili bölümünden kısa bir alıntıyla şimdilik yetinelim.
"Bu değerlendirme, Tirmizî'nin -Fatiha tefsiri, bab,1- konu ile ilgili müsnedine aldığı uzun bir hadisin bir bölümünde geçiyor; "Şüphesiz Yahudiler 'ma'dubi aleyhim/gazaba uğramışlar; Hıristiyanlar da 'dallîn/sapıtmışlardır' (Bknz, a.g.e. c. 1, s. 118-120)
İşte tam da burada insanın aklına şöyle bir soru geliyor:
Türkiye'de, "namaz konusunda çok duyarlı" olduğu söylenen bir cemaatin mensuplarının günde kırk-elli kere okudukları ilahî beyana muhalefet edip; "Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir" iddiasında bulunmalarını niye ki?
Sahi, hiç düşündünüz mü?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024