Fehh (Fahh) hareketi
Hâdi Abbasî’nin hilafeti, İslam toplumunun toy ve içkiye düşkün bir halife ile idare edilmeye çalışıldığı bir dönemdir. Hilafete geçtiğinde daha yirmi beş yaşına ulaşmamıştı
28.12.2023 17:50:00
Hasan Parlak
Hasan Parlak





Hâdi Abbasî'nin hilafeti, İslam toplumunun toy ve içkiye düşkün bir halife ile idare edilmeye çalışıldığı bir dönemdir. Hilafete geçtiğinde daha yirmi beş yaşına ulaşmamıştı.
Tarih kitaplarında karakteri, eğlenceye düşkün olduğu kadar, gaddar ve kötü huylu olarak da yazılıdır.
Öyle ki, 26 yaşında öldüğünde, kendinden nefret eden öz annesi Hayzeran tarafından öldürüldüğü söylenmiştir.
Halife Hâdi'nin gençlik yılları, babası Mehdî'nin dahi ikaz ettiği zevk ve eğlence partileri ile geçmiştir.
Babası, şarkıcı İbrahim Musulî'yi, bu partilere katılmaktan men etmiş ancak Hâdi'nin ısrarı ile gelmeye devam edince İbrahim'i hapsettirmiştir.
Hâdi, hilafetinde de onu saraya çağırmaya devam etti. Saatlerce ona şarkılar söyletiyor, sonra da kendisine büyük servetler bağışlıyordu. İbrahim'in oğlu bu israf tablosunu anlatırken, "Eğer Hâdi biraz daha yaşasa idi biz evimizin duvarlarını bile altından, gümüşten yaptırabilirdik" diyebilmiştir.
Tüm bu zevk u sefa içinde Hâdi'nin unutmadığı tek konu, Ehl-i Beyt soyuna ve sevenlerine karşı izlediği sert siyasetti.
Hâşimoğulları ve Ali (a.s.) taraftarlarına dayanılmaz baskılar uyguladı. Onları sürekli izletti ve çeşitli bölgelerde yakalatıp, Bağdat'ta toplatarak hapsettirdi.
Hâdi'nin siyaseten ezici bir politika izlemesine karşın, dirâyetli bir halife olmamasından doğan boşluk büyük bir ayaklanmaya fırsat vermiştir.
Arka arkaya gelen acımasız saldırılar sonrasında, İmam Hasan'ın (a.s.) torunlarından Hüseyin Sahib-i Fehh liderliğinde bir hareket başlamıştır.
Bu süreçte, Medine Valisi'nin baskıcı tutumu hareketi ateşlemiştir.
Ehl-i Beyt düşmanı Medine Valisi, saraya iyi görünmek maksadı ile Hâşimî soyundan gelen kişilerin her gün valiliğe gelerek, Medine sınırlarında olduklarını ispatlamalarını şart koşmuştur.
Birbirinin kefili yapılan Hâşimîler'den biri kaybolursa diğeri de cezalandırılıyordu.
Hâdi'nin askerleri, Hasan b. Muhammed b. Abdullah b. Hasan'ı, Müslim b. Cündeb ve Ömer b. Selâm'ı, içki içerken görüldükleri gerekçesi ile tutuklamışlardı. Hâdi bu kişilerin boyunlarına ip geçirilerek şehirde dolaştırılmalarını emretti.
Hâşimîler'in önde gelenlerinden birinin yoklamaya gelmemesi nedeniyle, Hüseyin Sahib-i Fehh ve Abdullah b. Yahya'nın cezalandırılarak rehin alınması, Hâşimîler'den çıkan bu hareketin kıvılcımı olmuştur.
FEHH (FAHH) HAREKETİ
İmam Hasan'ın (a.s.) torunlarından Hüseyin b. Ali liderliğinde başlayan hareket, halifeye ve Ehl-i Beyt sevenlerine yapılan zulümlere tepki idi.
Hüseyin b. Ali, Abbâsîler'e karşı kıyam eden Ehl-i Beyt sevdalılarının sonuncusudur.
Hüseyin b. Ali, ağırbaşlılığı ve affediciliği ile bilinen yüce bir şahsiyetti.
Babası, dayısı, babaannesi, annesinin amcası ve yakınlarından birçoğu Mansur Devânikî tarafından şehit edilmişlerdi.
Ailesinin gördüğü eziyet ve Abbâsîlerin, Ehl-i Beyt sevenlerine karşı uyguladığı baskıcı tutum, Hâdi zamanındaki yönetim boşluğunda, karşılık verecek ortamı hazırlamıştır.
Hüseyin b. Ali kıyam ettiğinde, Hâşimîler'den ve Medine halkından kendisine biat eden çok oldu.
İmam Kâzım ile olan diyaloğuna daha sonra değineceğiz. Hüseyin b. Ali, İmam ile olan konuşmasının ardından, sabah namazı vaktinde mescide geldi. Yanında Yahya, Süleyman, İdris b. Abdullah b. Hasan ve Abdullah b. Hasan el-Eftas gibi yârenleri vardı.
Hüseyin b. Ali, namazdan sonra halka konuşma yaparak kendisine biate davet etti. Yanında 300 kişilik bir ordu oluştu.
Kurduğu ordu ile Hâdi birlikleri ile savaştı. Birlikleri ilk anda yenilgiye uğrattılar.
Hac mevsiminde Mekke'de toplanan Müslümanlardan yararlanmak maksadı ile Hüseyin'in ordusu Mekke'ye yöneldi.
Halife Hâdi, durumu haber aldığında büyük bir orduyu Hüseyin b. Ali'nin kuvvetlerinin üzerine Mekke'ye gönderdi.
Fehh denilen bölgede karşılaşan iki taraf arasındaki savaşta, Hüseyin ve yüz yâreni şehit edildi.
Şehitlerin gömülmesine müsaade edilmeden kafaları vücutlarından ayrıldı ve Bağdat'a, Hâdi Abbâsî'ye gönderildi."
Esir edilenler ise halifenin yanına getirildiklerinde öldürüldüler.
Ehl-i Beyt'in derin hüznü Kerbela'dan sonraki en büyük katliam kabul edilen Fehh faciası öncesinde, İmam Mûsâ Kâzım bu hareketi desteklemiştir.
İmam Kâzım (a.s.), Hüseyin'in öldürüldüğünü duyduğunda ağlamıştır ve şöyle buyurmuştur:
"Biz, Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz. Allah'a yemin ederim ki! Sâlih, oruç tutan, namaz kılan, ma'rufu emreden, münkeri nehyeden bir Müslüman olarak öldü. Ailesinden onun gibisi yoktu." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Musa Kazım eserinden)
Tarih kitaplarında karakteri, eğlenceye düşkün olduğu kadar, gaddar ve kötü huylu olarak da yazılıdır.
Öyle ki, 26 yaşında öldüğünde, kendinden nefret eden öz annesi Hayzeran tarafından öldürüldüğü söylenmiştir.
Halife Hâdi'nin gençlik yılları, babası Mehdî'nin dahi ikaz ettiği zevk ve eğlence partileri ile geçmiştir.
Babası, şarkıcı İbrahim Musulî'yi, bu partilere katılmaktan men etmiş ancak Hâdi'nin ısrarı ile gelmeye devam edince İbrahim'i hapsettirmiştir.
Hâdi, hilafetinde de onu saraya çağırmaya devam etti. Saatlerce ona şarkılar söyletiyor, sonra da kendisine büyük servetler bağışlıyordu. İbrahim'in oğlu bu israf tablosunu anlatırken, "Eğer Hâdi biraz daha yaşasa idi biz evimizin duvarlarını bile altından, gümüşten yaptırabilirdik" diyebilmiştir.
Tüm bu zevk u sefa içinde Hâdi'nin unutmadığı tek konu, Ehl-i Beyt soyuna ve sevenlerine karşı izlediği sert siyasetti.
Hâşimoğulları ve Ali (a.s.) taraftarlarına dayanılmaz baskılar uyguladı. Onları sürekli izletti ve çeşitli bölgelerde yakalatıp, Bağdat'ta toplatarak hapsettirdi.
Hâdi'nin siyaseten ezici bir politika izlemesine karşın, dirâyetli bir halife olmamasından doğan boşluk büyük bir ayaklanmaya fırsat vermiştir.
Arka arkaya gelen acımasız saldırılar sonrasında, İmam Hasan'ın (a.s.) torunlarından Hüseyin Sahib-i Fehh liderliğinde bir hareket başlamıştır.
Bu süreçte, Medine Valisi'nin baskıcı tutumu hareketi ateşlemiştir.
Ehl-i Beyt düşmanı Medine Valisi, saraya iyi görünmek maksadı ile Hâşimî soyundan gelen kişilerin her gün valiliğe gelerek, Medine sınırlarında olduklarını ispatlamalarını şart koşmuştur.
Birbirinin kefili yapılan Hâşimîler'den biri kaybolursa diğeri de cezalandırılıyordu.
Hâdi'nin askerleri, Hasan b. Muhammed b. Abdullah b. Hasan'ı, Müslim b. Cündeb ve Ömer b. Selâm'ı, içki içerken görüldükleri gerekçesi ile tutuklamışlardı. Hâdi bu kişilerin boyunlarına ip geçirilerek şehirde dolaştırılmalarını emretti.
Hâşimîler'in önde gelenlerinden birinin yoklamaya gelmemesi nedeniyle, Hüseyin Sahib-i Fehh ve Abdullah b. Yahya'nın cezalandırılarak rehin alınması, Hâşimîler'den çıkan bu hareketin kıvılcımı olmuştur.
FEHH (FAHH) HAREKETİ
İmam Hasan'ın (a.s.) torunlarından Hüseyin b. Ali liderliğinde başlayan hareket, halifeye ve Ehl-i Beyt sevenlerine yapılan zulümlere tepki idi.
Hüseyin b. Ali, Abbâsîler'e karşı kıyam eden Ehl-i Beyt sevdalılarının sonuncusudur.
Hüseyin b. Ali, ağırbaşlılığı ve affediciliği ile bilinen yüce bir şahsiyetti.
Babası, dayısı, babaannesi, annesinin amcası ve yakınlarından birçoğu Mansur Devânikî tarafından şehit edilmişlerdi.
Ailesinin gördüğü eziyet ve Abbâsîlerin, Ehl-i Beyt sevenlerine karşı uyguladığı baskıcı tutum, Hâdi zamanındaki yönetim boşluğunda, karşılık verecek ortamı hazırlamıştır.
Hüseyin b. Ali kıyam ettiğinde, Hâşimîler'den ve Medine halkından kendisine biat eden çok oldu.
İmam Kâzım ile olan diyaloğuna daha sonra değineceğiz. Hüseyin b. Ali, İmam ile olan konuşmasının ardından, sabah namazı vaktinde mescide geldi. Yanında Yahya, Süleyman, İdris b. Abdullah b. Hasan ve Abdullah b. Hasan el-Eftas gibi yârenleri vardı.
Hüseyin b. Ali, namazdan sonra halka konuşma yaparak kendisine biate davet etti. Yanında 300 kişilik bir ordu oluştu.
Kurduğu ordu ile Hâdi birlikleri ile savaştı. Birlikleri ilk anda yenilgiye uğrattılar.
Hac mevsiminde Mekke'de toplanan Müslümanlardan yararlanmak maksadı ile Hüseyin'in ordusu Mekke'ye yöneldi.
Halife Hâdi, durumu haber aldığında büyük bir orduyu Hüseyin b. Ali'nin kuvvetlerinin üzerine Mekke'ye gönderdi.
Fehh denilen bölgede karşılaşan iki taraf arasındaki savaşta, Hüseyin ve yüz yâreni şehit edildi.
Şehitlerin gömülmesine müsaade edilmeden kafaları vücutlarından ayrıldı ve Bağdat'a, Hâdi Abbâsî'ye gönderildi."
Esir edilenler ise halifenin yanına getirildiklerinde öldürüldüler.
Ehl-i Beyt'in derin hüznü Kerbela'dan sonraki en büyük katliam kabul edilen Fehh faciası öncesinde, İmam Mûsâ Kâzım bu hareketi desteklemiştir.
İmam Kâzım (a.s.), Hüseyin'in öldürüldüğünü duyduğunda ağlamıştır ve şöyle buyurmuştur:
"Biz, Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz. Allah'a yemin ederim ki! Sâlih, oruç tutan, namaz kılan, ma'rufu emreden, münkeri nehyeden bir Müslüman olarak öldü. Ailesinden onun gibisi yoktu." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Musa Kazım eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.