Aynası iştir kişinin
Yedi numaralı gözlük ile alemi seyreden insanla bir numaralı gözlükle alemi seyreden insan belki aynı şeyleri görür ama vasıflar çok farklıdır
28.04.2021 00:10:00





Nefsin kendi içinde birtakım kademeleri, mertebeleri var. Onun emmare tarafı var, levvame tarafı var, mülhime tarafi var, mutmainne tarafı var, raziyye tarafı var, merziyye tarafı var. Yani insanoğlu tabiata bir takım gözlüklerle bakar. Aleme bir takım gözlüklerle bakar. Bir numaralı gözlük, iki numaralı gözlük, üç numaralı gözlük gibi...
Yedi numaralı gözlük ile alemi seyreden insanla bir numaralı gözlükle alemi seyreden insan belki aynı şeyleri görür ama vasıflar çok farklıdır. Bir numaradan alemi seyreden insana, yedi numaradan seyrettiremezsiniz. Veya yedi numaradan seyretmesi gereken de bir numaralı gözlükten seyredemez.
İnsanoğlu önüne ne geliyorsa o gördüğü şeyle beraber hükmediyor. Aklını ona göre yönlendiriyor. Hayattaki icraatları bu istikamette oluyor.
İşte insanın tabiatta farklı farklı değer ölçülerine sahip olması, sahibi olduğu nefsani hallerinden dolayıdır. Öyle bir hali vardır ki, bu hali tamamen beşeridir. Şayet insan bu beşeri vasıflardan kurtulup, Rahmani vasıflara kavuşamaz ise siz ona ne kadar hayrı, doğruyu ve güzeli gösterirseniz gösterin, kendi iç tabiatında doğruyu, güzeli görmeye muktedir olamaz. Yani onun asıl problemi kendisiyledir.

Gözünüzün bir tanesini kapatın, diğerinin önüne de parmağınızı koyun, nereyi seyredersiniz? Hiçbir tarafı seyredemezsiniz. Bir parmak bütün kainatı kapatmıştır. Adeta hakkı görmekle mükellef olan insan, nefis perdesini önüne koyarak Cenab-ı Hakk'ın sanatını, kudretini, azametini müşahedede kendi kendine engel olur.
İşte terbiye dediğimiz şey, insanın kendi içinde var olan ve olgunlaşmasına mani olan o perdeyi ıslahtır, terbiyedir, tezkiyedir. İnsan, bunu yapmakla mükelleftir. Binaenaleyh, nefsini tezkiye ve terbiye etmeyen, bir başka manada ruhunu Cenab-ı Hakk'a yüceltmeyen hiçbir insan, bu kemale, bu olgunluğa, bu vasfa vasıl olamaz.

"Efendim. Ben kalbimi temizledim. Şunu yaptım. Bunu yaptım" demiş olsa da olamaz. Belki böyle bir isteği, arzusu vardır. Bu işin hep söz boyutudur. Oysa insan için asıl olan söylediği değil, yaptığıdır.
Kişinin ayinesi işidir. "Ben şöyleyim, böyleyim " yerine, insandan, bu hareketler, bu icraatlar beklenir. Ama bu icraatların, temiz hareketlerin, olgun vasıfların kişide olabilmesi için o içinde ki engelleri aşması gerekiyor.
Bunları aşmadığımız taktirde, nefis terbiye ve tezkiyesinde bir adım öne gittiğimizi, erdemli bir insan olduğumuzu iddia etmek, kendi kendimizi aldatmaktan ibaret kalır.
İnsanın kendi iç aleminde, kendi iç tabiatında, bu perdeleri aşması, onu yaratan Rabb'ının varlığını kendi iç tabiatında duyması, bir başka ifadeyle onu yaşaması lazımdır. Bunu yaşadığımız zaman işte imanın hakikati da buradadır.

Bizim bir hocamız vardı. Ona: "Hocam! Namaz kılmak istiyoruz, ama kılamıyoruz" deyince şöyle cevap verirdi: "Doğru! Çünkü sizin gönül dünyanızda henüz ezan okunmadı."
Çok enteresan bir tespittir bu. Yani insanın ezanını okuması lazım. Ezan, namaza hazırlıktır. Namaza insanın durabilmesi için evvela, o ruhun, o arzunun, o isteğin iç tabiatımızda, kalbimizde, gönlümüzde yaşaması, yeşermesi gerekiyor.
Namaz kılıyoruz. O hal olmadan, o sorumluluk, o sevgi, o muhabbet olmayınca başlıyoruz işi mantıkla halletmeye. İşin zevk boyutu, maneviyat boyutu, aşk boyutu kaybolmuş. Zannım o ki, günümüz insanının en büyük problemi, ibadette aşkı kaybetmiş olmasıdır. Bu olmayınca, akıl yoluyla; "Bu olsa böyle olur. Şu olsa şöyle olmaz" gibi, yapılması gerekeni yapmak yerine işi lafla halletmeye çalışıyor." (Prof. Dr. Haydar Baş, Hikmetin Sırları eserinden) H: AknAydn
Yedi numaralı gözlük ile alemi seyreden insanla bir numaralı gözlükle alemi seyreden insan belki aynı şeyleri görür ama vasıflar çok farklıdır. Bir numaradan alemi seyreden insana, yedi numaradan seyrettiremezsiniz. Veya yedi numaradan seyretmesi gereken de bir numaralı gözlükten seyredemez.
İnsanoğlu önüne ne geliyorsa o gördüğü şeyle beraber hükmediyor. Aklını ona göre yönlendiriyor. Hayattaki icraatları bu istikamette oluyor.
İşte insanın tabiatta farklı farklı değer ölçülerine sahip olması, sahibi olduğu nefsani hallerinden dolayıdır. Öyle bir hali vardır ki, bu hali tamamen beşeridir. Şayet insan bu beşeri vasıflardan kurtulup, Rahmani vasıflara kavuşamaz ise siz ona ne kadar hayrı, doğruyu ve güzeli gösterirseniz gösterin, kendi iç tabiatında doğruyu, güzeli görmeye muktedir olamaz. Yani onun asıl problemi kendisiyledir.

Gözünüzün bir tanesini kapatın, diğerinin önüne de parmağınızı koyun, nereyi seyredersiniz? Hiçbir tarafı seyredemezsiniz. Bir parmak bütün kainatı kapatmıştır. Adeta hakkı görmekle mükellef olan insan, nefis perdesini önüne koyarak Cenab-ı Hakk'ın sanatını, kudretini, azametini müşahedede kendi kendine engel olur.
İşte terbiye dediğimiz şey, insanın kendi içinde var olan ve olgunlaşmasına mani olan o perdeyi ıslahtır, terbiyedir, tezkiyedir. İnsan, bunu yapmakla mükelleftir. Binaenaleyh, nefsini tezkiye ve terbiye etmeyen, bir başka manada ruhunu Cenab-ı Hakk'a yüceltmeyen hiçbir insan, bu kemale, bu olgunluğa, bu vasfa vasıl olamaz.

"Efendim. Ben kalbimi temizledim. Şunu yaptım. Bunu yaptım" demiş olsa da olamaz. Belki böyle bir isteği, arzusu vardır. Bu işin hep söz boyutudur. Oysa insan için asıl olan söylediği değil, yaptığıdır.
Kişinin ayinesi işidir. "Ben şöyleyim, böyleyim " yerine, insandan, bu hareketler, bu icraatlar beklenir. Ama bu icraatların, temiz hareketlerin, olgun vasıfların kişide olabilmesi için o içinde ki engelleri aşması gerekiyor.
Bunları aşmadığımız taktirde, nefis terbiye ve tezkiyesinde bir adım öne gittiğimizi, erdemli bir insan olduğumuzu iddia etmek, kendi kendimizi aldatmaktan ibaret kalır.
İnsanın kendi iç aleminde, kendi iç tabiatında, bu perdeleri aşması, onu yaratan Rabb'ının varlığını kendi iç tabiatında duyması, bir başka ifadeyle onu yaşaması lazımdır. Bunu yaşadığımız zaman işte imanın hakikati da buradadır.

Bizim bir hocamız vardı. Ona: "Hocam! Namaz kılmak istiyoruz, ama kılamıyoruz" deyince şöyle cevap verirdi: "Doğru! Çünkü sizin gönül dünyanızda henüz ezan okunmadı."
Çok enteresan bir tespittir bu. Yani insanın ezanını okuması lazım. Ezan, namaza hazırlıktır. Namaza insanın durabilmesi için evvela, o ruhun, o arzunun, o isteğin iç tabiatımızda, kalbimizde, gönlümüzde yaşaması, yeşermesi gerekiyor.
Namaz kılıyoruz. O hal olmadan, o sorumluluk, o sevgi, o muhabbet olmayınca başlıyoruz işi mantıkla halletmeye. İşin zevk boyutu, maneviyat boyutu, aşk boyutu kaybolmuş. Zannım o ki, günümüz insanının en büyük problemi, ibadette aşkı kaybetmiş olmasıdır. Bu olmayınca, akıl yoluyla; "Bu olsa böyle olur. Şu olsa şöyle olmaz" gibi, yapılması gerekeni yapmak yerine işi lafla halletmeye çalışıyor." (Prof. Dr. Haydar Baş, Hikmetin Sırları eserinden) H: AknAydn
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.