"Bilim, getirdiği iyiliklerden yana durmadan değişme halindedir. Onda her şey devinir, değişir, kabul değiştirir. Her şey her şeyi yalanlar her şey her şeyi yıkar, her şey her şeyi yaratır, her şey her şeyin yerini alır. Dün doğru diye benimsenen şey, bugün yeniden gözden geçirilir. O yüce bilim makinesi durmak dinlenmek nedir bilmez, hiçbir zaman doymaz..." Victor Hugo bir eserinde böyle diyor.
Gerçekten de bilim devriminin oluştuğu 17. yy'dan 20 yy'ın ikinci yarısına kadar modern bilim; dünyanın dönüşünde baskın bir unsur olarak kendisini douyumsatmayı bilmiştir. Kepler'in gök dinamiği, Galileo'nun yer mekaniği, teleskopu ve deneysel matematiği, ile Newton'un çekim yasaları ve yeni evren tasarımı Avrupa'yı derinden sarmış, herşeye farklı bir açıdan bakabilecek paradigma sahibi yapmıştır. Ortaya çıkan "modern bilim" olgusu kendisini Batı dünyasında hayatın bütün kıyılarında gösterecek adeta -bilirkişi- rolüne sahip olacaktır.
17.yy'ın sonuna gelindiğinde modern doğa bilimi Avrupa sahnesinin önemli bir etmeni olmuştur. Kopernik'in Doğu Prusya'da dünyadan yalıtılmış bir durumda araştırmaları sürdürme çabası örneğinde olduğu gibi, "yalnız" araştırmacılar devri kapanmıştır. Bilimsel hareketin sürmekte olan yükselişi artık hareketin yarattığı örgütlü derneklerin güvencesi altındadır.
Batı uygarlığının bir bütün olarak dünyayı yeniden biçimlendirilmesi olasılığını ortaya koyması nedeniyle doğa biliminin oluşturduğu etki, 18. yy.'ın Aydınlanma dönemine doğru yönelen Avrupa kültüründe de kendisini duyurmaktadır. Bu anlamda Batı terimlerini başlangıçta Hıristiyanlık etrafında örgütlenmiş bir kültürden bugünkü bilim etrafında oluşmuş bir kültür haline dönüştüren bilimin düzenli olarak genişleyen rolü ile özetlemek abartma olmayacaktır. Dönüşüm daha bilimsel devrim tamamlanmadan önce başlamıştır (Modern Bilimin Oluşumu, Tübitak Yay., sy. 14).
Bilimin
eleştirdiği din
Öyle ki İncil Tanrı'nın sözü olarak özel bir yer sahibi olmayı sürdürmüşse de, onun otoritesi bile artık sorgusuz sualsiz benimsenmemektedir. "Modern İncil" ilminin ilk adımları kitabı tarihsel eleştiri konusu yapmak oldu. Bilimsel açıdan Newton'un yazışmalarında yer alan bir ayrıntı meydana gelen değişimi açığa vurur. Thomas Burnett'in bir mektubuna verdiği yanıtta Newton, yaradılışın inanırlığını bilimsel delillerle kanıtlamak için yaradılışın kısa bir açıklamasını yapıyordu. Bu açıklama, Luther'in Kopernik'i yalanlamak için İncil'e başvurusu ile karşılaştırıldığında rollerin tamamıyla tersyüz edildiği görülür. Çünkü Newton'un mektubu yaradılışın inanılabilirliği için bilimsel otoriteye danışmaktaydı (a.g.e., sy. 140).
Kopernik, Kepler, Galileo, Newton gibi bilginlerin keşifleri ve Bacon, Descartes, Leibniz gibi filozofların düşünceleriyle bilim ve din her defasında karşı karşıya gelmiş, amabu kişilerin sözlerine doğrudan doğruya dini eleştirelere rastlanmadığı gibi, çoğu söze dine bağlılığını bildirerek girmiştir (Tarih Boyunca Bilim ve Din, Adnan Adıvar, sy. 376). Şüphesiz bundan önceki dönemlerdeki kilise baskısı önemli bir etmendir.
Bilim dinin üstünde
Ama 19 yy'a gelindiğinde bilimin su götürmez üstünlüğü ortadadır. Çünkü 19 yy'da Hıristiyanlığa eleştiriler getirilmeye başlanmıştır. Bu eleştirilerden en önemlisi Baden Powel tarafından yazılanıydı. Bu kişi hem evrim teorisini kabul ediyor, hem de mucizelerin olabiliriliğinin imkansızlığını ifade ediyordu. Ayrıca bahsedilen yedi kişi cehennem ateşinin sonsuz olamayacağını söylüyorlardı (a.g.e., sy. 379).
19. yy'ın ortalarından itibaren bir yandan Batının kutsal kitabının ilk nüshalarında araştırmalar ve çevirilerde düzeltmeler, bir yandan da özellikle Mısır, Mezopotamya ve İran Körfezi dolayında arkeolojik araştırmalar yapılıyordu. Benzeri çalışmalarla Avrupa'da mevcut kurumların tamamında görüldüğü gibi din kurumu da bilimsel temellere dayanmak zorunluğu duymaktaydı. Böylelikle Batı'da Hıristiyanlık bir yandan tamamıyla hayattan elini çekerek vicdana indirgeniyor, Tanrı kilisenin dört duvarı arasına sıkıştırılıyor, diğer yandan ise akılcı bir biçim verilerek savunulmaya çalışılıyordu.
Günümüze doğru gelindiğinde ise artık dinin kutsallığının, bilimin tesviyesinden geçirildiğini söyleyebiliriz. Madem ki modern dünyayı kuran modern bilimdir, Modern bilimi kuranlar da modern dünya kadar aydınlık ve yüce varlıklardır: Doğa ve yasaları karanlındaydı gecenin, Tanrı buyurdu: "Newton olsun". Ve aydınlandı her şey -Alexander Pope-.
Önceleri kilisenin çizdiği sınırlar dahilinde düşünce üreten modern bilim, kazandığı başarılarla kiliseye denk bir otorite konumuna yükselmiş, 19 yy'da da Hıristiyanlığı test eder olmuştur. Son tahlilde dinden bağımsız bir ahlak sistemi oluşturmaya çalıştığı görülecektir. Ve bahsedilen "bilim ahlakı" kendi meşruiyetini şöyle savunacaktır: "Bilim birkaç yüzyıldan beri evren ve insan üzerine kurduğumuz düşünceyi değiştiriyor. Din kitaplarındaki eski masalları, evrenin doğuşu ile ilgili hikayeleri bir yana atıyor. Sonsuz büyükle sonsuz küçüğe dalıyor. Elde ettiği başarılarla zaman ve uzay kavramları gibi değişmez sanılan kavramları değiştiriyor. Akıl üzerinde kurduğumuz düşüncelere kadar herşeyi değiştirmeye zorluyor bizi. Bilimin o coşku atılışı önünde hiçbir şey duramıyor."
Şimdi sorarım size: Bütün bu zaman çaba, süklüm püklüm gelip, ahlak dünyasının eşiğinde yığılıp kalacak öyle mi? Bilgi alanındaki böylesine güzel değişmelerin yanı başında ahlak dünyasında hiçbir değişme olmayacak ha? (Bilim Ahlakı, İş Bank., Yay., sy. 25).
Artık kutsal dinin yanında en az bir o kadar kutsal olan modern bilim vardır. Bu durumda Avrupa'da Hıristiyanlığın kısmen kaybettiği kutsallığını kendi toprakları dışında sömürgeciliğin öncü kuvveti olarak aradığını söyleyebiliriz. Bunun adı ise misyonerliktir.
Yarın: Modernizmin etkisindeki İslam dünyasında reform çalışmaları
Gerçekten de bilim devriminin oluştuğu 17. yy'dan 20 yy'ın ikinci yarısına kadar modern bilim; dünyanın dönüşünde baskın bir unsur olarak kendisini douyumsatmayı bilmiştir. Kepler'in gök dinamiği, Galileo'nun yer mekaniği, teleskopu ve deneysel matematiği, ile Newton'un çekim yasaları ve yeni evren tasarımı Avrupa'yı derinden sarmış, herşeye farklı bir açıdan bakabilecek paradigma sahibi yapmıştır. Ortaya çıkan "modern bilim" olgusu kendisini Batı dünyasında hayatın bütün kıyılarında gösterecek adeta -bilirkişi- rolüne sahip olacaktır.
17.yy'ın sonuna gelindiğinde modern doğa bilimi Avrupa sahnesinin önemli bir etmeni olmuştur. Kopernik'in Doğu Prusya'da dünyadan yalıtılmış bir durumda araştırmaları sürdürme çabası örneğinde olduğu gibi, "yalnız" araştırmacılar devri kapanmıştır. Bilimsel hareketin sürmekte olan yükselişi artık hareketin yarattığı örgütlü derneklerin güvencesi altındadır.
Batı uygarlığının bir bütün olarak dünyayı yeniden biçimlendirilmesi olasılığını ortaya koyması nedeniyle doğa biliminin oluşturduğu etki, 18. yy.'ın Aydınlanma dönemine doğru yönelen Avrupa kültüründe de kendisini duyurmaktadır. Bu anlamda Batı terimlerini başlangıçta Hıristiyanlık etrafında örgütlenmiş bir kültürden bugünkü bilim etrafında oluşmuş bir kültür haline dönüştüren bilimin düzenli olarak genişleyen rolü ile özetlemek abartma olmayacaktır. Dönüşüm daha bilimsel devrim tamamlanmadan önce başlamıştır (Modern Bilimin Oluşumu, Tübitak Yay., sy. 14).
Bilimin
eleştirdiği din
Öyle ki İncil Tanrı'nın sözü olarak özel bir yer sahibi olmayı sürdürmüşse de, onun otoritesi bile artık sorgusuz sualsiz benimsenmemektedir. "Modern İncil" ilminin ilk adımları kitabı tarihsel eleştiri konusu yapmak oldu. Bilimsel açıdan Newton'un yazışmalarında yer alan bir ayrıntı meydana gelen değişimi açığa vurur. Thomas Burnett'in bir mektubuna verdiği yanıtta Newton, yaradılışın inanırlığını bilimsel delillerle kanıtlamak için yaradılışın kısa bir açıklamasını yapıyordu. Bu açıklama, Luther'in Kopernik'i yalanlamak için İncil'e başvurusu ile karşılaştırıldığında rollerin tamamıyla tersyüz edildiği görülür. Çünkü Newton'un mektubu yaradılışın inanılabilirliği için bilimsel otoriteye danışmaktaydı (a.g.e., sy. 140).
Kopernik, Kepler, Galileo, Newton gibi bilginlerin keşifleri ve Bacon, Descartes, Leibniz gibi filozofların düşünceleriyle bilim ve din her defasında karşı karşıya gelmiş, amabu kişilerin sözlerine doğrudan doğruya dini eleştirelere rastlanmadığı gibi, çoğu söze dine bağlılığını bildirerek girmiştir (Tarih Boyunca Bilim ve Din, Adnan Adıvar, sy. 376). Şüphesiz bundan önceki dönemlerdeki kilise baskısı önemli bir etmendir.
Bilim dinin üstünde
Ama 19 yy'a gelindiğinde bilimin su götürmez üstünlüğü ortadadır. Çünkü 19 yy'da Hıristiyanlığa eleştiriler getirilmeye başlanmıştır. Bu eleştirilerden en önemlisi Baden Powel tarafından yazılanıydı. Bu kişi hem evrim teorisini kabul ediyor, hem de mucizelerin olabiliriliğinin imkansızlığını ifade ediyordu. Ayrıca bahsedilen yedi kişi cehennem ateşinin sonsuz olamayacağını söylüyorlardı (a.g.e., sy. 379).
19. yy'ın ortalarından itibaren bir yandan Batının kutsal kitabının ilk nüshalarında araştırmalar ve çevirilerde düzeltmeler, bir yandan da özellikle Mısır, Mezopotamya ve İran Körfezi dolayında arkeolojik araştırmalar yapılıyordu. Benzeri çalışmalarla Avrupa'da mevcut kurumların tamamında görüldüğü gibi din kurumu da bilimsel temellere dayanmak zorunluğu duymaktaydı. Böylelikle Batı'da Hıristiyanlık bir yandan tamamıyla hayattan elini çekerek vicdana indirgeniyor, Tanrı kilisenin dört duvarı arasına sıkıştırılıyor, diğer yandan ise akılcı bir biçim verilerek savunulmaya çalışılıyordu.
Günümüze doğru gelindiğinde ise artık dinin kutsallığının, bilimin tesviyesinden geçirildiğini söyleyebiliriz. Madem ki modern dünyayı kuran modern bilimdir, Modern bilimi kuranlar da modern dünya kadar aydınlık ve yüce varlıklardır: Doğa ve yasaları karanlındaydı gecenin, Tanrı buyurdu: "Newton olsun". Ve aydınlandı her şey -Alexander Pope-.
Önceleri kilisenin çizdiği sınırlar dahilinde düşünce üreten modern bilim, kazandığı başarılarla kiliseye denk bir otorite konumuna yükselmiş, 19 yy'da da Hıristiyanlığı test eder olmuştur. Son tahlilde dinden bağımsız bir ahlak sistemi oluşturmaya çalıştığı görülecektir. Ve bahsedilen "bilim ahlakı" kendi meşruiyetini şöyle savunacaktır: "Bilim birkaç yüzyıldan beri evren ve insan üzerine kurduğumuz düşünceyi değiştiriyor. Din kitaplarındaki eski masalları, evrenin doğuşu ile ilgili hikayeleri bir yana atıyor. Sonsuz büyükle sonsuz küçüğe dalıyor. Elde ettiği başarılarla zaman ve uzay kavramları gibi değişmez sanılan kavramları değiştiriyor. Akıl üzerinde kurduğumuz düşüncelere kadar herşeyi değiştirmeye zorluyor bizi. Bilimin o coşku atılışı önünde hiçbir şey duramıyor."
Şimdi sorarım size: Bütün bu zaman çaba, süklüm püklüm gelip, ahlak dünyasının eşiğinde yığılıp kalacak öyle mi? Bilgi alanındaki böylesine güzel değişmelerin yanı başında ahlak dünyasında hiçbir değişme olmayacak ha? (Bilim Ahlakı, İş Bank., Yay., sy. 25).
Artık kutsal dinin yanında en az bir o kadar kutsal olan modern bilim vardır. Bu durumda Avrupa'da Hıristiyanlığın kısmen kaybettiği kutsallığını kendi toprakları dışında sömürgeciliğin öncü kuvveti olarak aradığını söyleyebiliriz. Bunun adı ise misyonerliktir.
Yarın: Modernizmin etkisindeki İslam dünyasında reform çalışmaları
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.