logo
13 ŞUBAT 2026


Asıl oyun Türkiye'ye

11.02.2005 00:00:00
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş: Ortadoğu'da hedef sadece Irak, Suriye, İran değildir. Bu coğrafyanın tamamıdır. Bu coğrafyada baş ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletidir. İşte bu baş, Batı menfaatlerine karşı çıbanbaşı olarak görülmekte ve mutlaka devreden çıkartılması öngörülmektedir.

-Ortadoğu Türk coğrafyasıdır

Ortadoğu, aslında, kabul etseniz de etmeseniz de bir Türk coğrafyasıdır. Türk coğrafyası olarak burayı görmediğiniz müddetçe yarın Ortadoğu'yu Türk coğrafyası görmeyenler, Anadolu'yu da Türk coğrafyası görmeyeceklerdir. Bugün siz Ortadoğu'yu, gerçekten Türk şehri Musul, Kerkük'ü, halkı Türk olan bu coğrafyayı eğer bizim meselemiz olarak görmezseniz, yarın, Anadolu'da cereyan edecek olan hadiselerin hiç birine de sahip çıkamayacaksınız. Önlem almanız mümkün olamayacaktır. O bakımdan Ortadoğu'nun arka planına bakarak hadiseleri çok iyi tahlil etmemiz lazımdır.

-Kerkük neden önemli?

Neden Kerkük bizim için çok mühimdir? Şimdi o irade geldi, bizim güney tarafımızda yerini aldı. Yerini aldı ama "değil mi ki bunlar Türk'tür. Bir çıbanbaşıdır. Bunu aşmamız lazım" diyorlar. Onun için o bölgeyi taksimata tâbi tutarken mevcut olan bir etnik gücü dörde taksim ettiler. Bir sülalesini İran'da, bir başka boyunu Türkiye'de, bir başka boyunu Suriye'de, bir başka boyunu da Irak'ta tuttular. Bugün de "Ben burada istediklerime vasıl olabilmek için bunu Truva atı olarak kullanmam lazım" diyor. Şimdi o Truva atını hazırlıyor. Kalktı ona "Kerkük sana aittir" dedi. Halbuki orası 2. Abdülhamit'in tapulu arazisidir. Artı, oranın halkı Müslüman Türk'tür. Muhterem Hocam, son günlerde dış politika ile ilgili sıcak gelişmeler yaşanıyor. Özellikle güney sınırımızda, Kerkük'te yaşanan bir sıcak süreç var. Irak'ta yapılan seçimlere bağlı olarak Kürtlerin oraya nüfus taşıma olayı var. Diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'in Türkiye ziyareti ve bu ziyaret sırasında yaptığı açıklamalar var. Irak'ta yaşanan süreci, Kerkük'ün bir Türk şehri olmasına rağmen bugün geldiği noktayı, Amerikalıların birinin gidip birinin gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş- Esasen Türkiye'nin güneyindeki meselelerin halledilmesi için arka planına bakarak hastalığın iyi teşhis edilmesi lazım. Bu hastalığın teşhisini yapmadan yapacağınız bütün tedaviler zaman içerisinde akamete mahkûm kalacaktır. Şu ana kadar esasen Özal da dahil Güneydoğu ve Ortadoğu politikamız hakikaten Türk milletinin kimliğine yakışan bir politika olmamasından dolayı hadiseler gittikçe gelişmiş ve neticede belki de önüne geçilemeyecek boyutlara varma noktasına gelmiştir.

Ortadoğu bir Türk

coğrafyasıdır

Hülasa edersek Ortadoğu'da vuku bulan hadiselere nokta hareket olarak bakmak çok yanlıştır. Neden diyeceksiniz? Ortadoğu, aslında, kabul etseniz de etmeseniz de bir Türk coğrafyasıdır. Türk coğrafyası olarak burayı görmediğiniz müddetçe yarın Ortadoğu'yu Türk coğrafyası görmeyenler, Anadolu'yu da Türk coğrafyası görmeyeceklerdir. Bugün siz Ortadoğu'yu, gerçekten Türk şehri Musul, Kerkük'ü, halkı Türk olan bu coğrafyayı eğer bizim meselemiz olarak görmezseniz, yarın, Anadolu'da cereyan edecek olan hadiselerin hiç birine de sahip çıkamayacaksınız. Önlem almanız mümkün olamayacaktır. O bakımdan Ortadoğu'nun arka planına bakarak hadiseleri çok iyi tahlil etmemiz lazımdır.

Hicaz'da İngiliz oyunu

Hicaz bölgesinin uzantısıdır Musul ve Kerkük. Hicaz bölgesi Osmanlı İmparatorluğunun tasarrufundaydı. Motorun icadından sonra petrol yataklarının varlığı münasebetiyle Ortadoğu, bilhassa İngilizlerin ilgi alanına giriyor. Ve de 1800'lü yıllarda başlayan ajanlık faaliyetleri ile Ortadoğu insanını, yani Müslüman Arap kardeşlerimizi Müslüman Türk dünyasına karşı kışkırtıyorlar. İngilizlerin hesabı sadece Hicaz bölgesi olmayıp Anadolu topraklarıdır. Mesela herkes araştırır, bakar, İttihat ve Terakki'nin ne olduğunu kimse çözemez. Görünüşte milliyetçi bir söylemle ortaya çıkan İttihat ve Terakki'nin aslında kuruluşunun arka planındaki irade yine İngilizlerdir, Mason localarıdır. Yani Ortadoğu'yu kendi haline bırakmayanlar Anadolu'yu da, İstanbul'u da kendi haline bırakmadılar. Kendi düşüncelerini, Türk milletine kabul ettirebilmek için her bölgede organik teşkilatlar vücuda getirdiler. Bu teşkilatların vazifesi her ne kadar o bölgenin insanının problemini çözme tarzında da görünüyorsa aslında o değildir. Aslında, onları devreye koyan iradenin sözcülüğünü yapmak, onların isteklerini, çıkarlarını o günün coğrafyasında yaşayan insanlara kabul ettirmekti. Mesela Hicaz bölgesinde bu bir asır cereyan etti. Dediler ki, "Halife Hz. Peygamber'in sülalesinden olması lazım." Hakikaten bu görüşü savunan mezhep imamları da var. "Kaldı ki Türkler Peygamber'in sülalesinden olmadığı gibi Arap bile değil. Siz nasıl olur da bunların arkasından gidersiniz. Bunlara biat edersiniz" dediler. Dinî bir mesele ile yola çıkanlar aslında Osmanlı'nın çöküşünün, Türk milletinin parçalanmasının temellerini atıyorlar. Burada taşeron olarak uzaktaki insanı bulmuyor. Koyu dindar geçineni buluyor. O toprağın has evladını, belki de sülalesi taa Peygamber'e dayanan adamları buluyorlar. Ajan olarak onu kullanıyorlar. Çünkü yabancı gelse onun sözü etkili olmaz. Öyle insan olması lazım ki o coğrafyanın insanı onu dinlesin. Kim adına dinlesin? İslam adına dinlesin, İslam adına onu sevsin. Mesela şu andaki Ürdün kralının dedesi Hüseyin bin Ali. Aslında bunlar seyyiddirler. Yani soyları taa Hz. Fahr-i Âlem Efendimize dayanır. İşte onun bu niteliğinden istifade ile Hüseyin bin Ali'yi o topraklarda devreye koyuyorlar. Hüseyin bin Ali'nin konuşması ile Selim'in konuşması bir değildir. Hüseyin bin Ali'ye hem bir siyasi otorite, hem bir Peygamber nesli olarak bakılıyor. Hem dinî, hem millî açıdan etkinliği var.

n Aynı zamanda da hicaz emîri.

Prof. Dr. Haydar Baş- Evet! Osmanlı da bu sıfatlarından dolayı onu orada Hicaz Emîri olarak tayin etmiş, senelerce de Osmanlı'yı atlatmış bir adam. Burada demek istediğimiz şu: İngilizlerin kararı önce Osmanlı'dan o toprakları almak. O günün şartlarında Hüseyin bin Ali'ye, Abdülvehhab'a düşen vazife ne? Bu vazifeler o günün şartlarında, o günün toplumunun insanlarına kabul ettirildi. Şimdi bunların dâvâsı her ne kadar sözde İslam olarak görülüyorsa da arka planında İngilizlerin emellerini hem siyaset sahnesine hem de dinî hayata taşımak var. Herkes Vehhabiliğe baktığı zaman "Canım ne olacak? O da dört mezhep gibi bir mezheptir" dedi. Aslında Vehhabiliğin kurucusu olan insanlarla da bizim bir problemimiz yok. Yani Abdülvehhab'ın öyle bir oyuna gelmesi var ki belki de şu anda, öldükten sonra ancak gerçekleri kavramak mümkün olmuş. Yahudi asıllı bir kadınla adamı evlendirmişler. Akşamdan Abdülvehhab'la kalıyor, ajan Humpher'in, İngilizlerin düşüncesini ona empoze ediyor, sabahleyin Humpher devreye girerek yarım kalan meseleler konusunda onu ikna ediyor. Biz de "Şu mezhep şöyle bir mezheptir. Kaynağı Sünnet ve Kur'an olan bir mezheptir" diyoruz. Dikkat ederseniz o mezhebin hayata geçmesinden sonra o insanların toprakla bağlarının kesilmesi için ne kadar eser, asâr-ı antika var, hepsini yerle bir etmişlerdir. Buradaki maksat insanların gönlünden toprakla alakayı kesmektir. Bir zaman gelir işgal edilirse "Canım ne olacak? Bir zamanlar filancınındı, şimdi bunlar geldi" demek içindi bu. Nasıl bir zamanlar Dinlerarası Diyalogla hazırlanan insanlar gelecek işgal kuvvetlerine karşı direnmesin tezi ne ise o zaman da bu olmuştur.

n Aynı tür bir vazifeyi ifa etmek için öyle mi?

Prof. Dr. Haydar Baş- Aynı vazifeyi dün onlar yaptılar, bugün de bunlar yapıyorlar. "Hocam! Öyle dindar adam ki sen iftira ediyorsun." Zaten bir başkasını seçse kimse ona itibar etmez. Öyle insanları devreye koyuyor ki adam bakıyor, "dindarlıksa, dürüstlükse bunda; namus ise, şeref ise bunda", "Allah! Allah! Senin dediğin de söz mü?" diyor.

Saddam kullanıldı ve atıldı

Irak'ta da aynı hadiseler yaşanmıştır. Birinci aşamada Osmanlı oradan çıkartıldı. Kendilerine göre o topraklar temizlendi. Artık İngilizler istediklerini hayata geçirebilmek için planını, programını devreye koyarken 2. Dünya Savaşı çıktı. Dünyanın tasarrufu bir anda Amerikalıların eline geçti. İngilizler bu mânâda Amerikalıların selefi oluyor. Onların verdikleri projelerle bu programlar devam ediyor. Bakınız, bir zamanlar Türkiye'de Arap-İslam âleminden öyle eserler tercüme furyası başladı ki şaşırırsınız. Bizim Ehl-i Sünnet diye kabul ettiğimiz inancın uzağında eserlerdi bunlar. Ehl-i Sünnet demek Peygamber Efendimiz'in (sav) mübarek hayatlarını, kendi aile efradı ile birlikte yaşama tarzının adıdır. Ehl-i Beyt'tir, Ehl-i Sünnet. Sünnet ehli demektir. Sünnet ne demektir? Peygamber'in İslam'ı yaşayışıdır. Yani canlı Kur'an oluşudur. Onu en yakın gören de kimdir? Hanımıdır, çocuklarıdır, torunudur. Ehl-i Sünnet dediğimiz şey budur. "Bu Ehl-i Sünnet anlayışının zafiyete uğraması lazım ki, ona bir yorum getirmemiz gerekiyor ki biz istediklerimizi Ehl-i Sünnet adına veya din adına hayata geçirebilelim" dediler. Kısaca bu gelişmelerin özüne bu şekilde bakarak olaylara baktığımız zaman görüyoruz ki selef İngilizlerin halifesi olarak Amerikalılar o bölgeye giriyor. O bölgeden tamamen Osmanlı'yı tecrit ettikten sonra bu oluyor. Bu, birinci aşamadır. İkinci aşama işgal aşamasıdır. Dün orada birlikte olduğu insanların eline silah verdi, Osmanlı'yı, Türk milletini arkadan vurdurdu. Şimdi sıra onun temizlenmesine geldi. Onu temizlerken de orasını sadece kendi başına bırakmadı. Kalktı oraya tam bir çıbanbaşı olacak nitelikte bir devlet kurdurdu. Yani İsrail sıradan kurulmuş bir devlet değildir. Onların oradaki varisi, onların istek ve arzularını kâmil mânâda icra eden bir kuvvettir, siyasi bir iradedir. Şimdi bu iki gücün koydukları güce tehdit kimdir? Suriye'dir; Suriye'nin ortadan kalkması lazım. Irak'tır; onun ortadan kalkması lazım. Saddam da onların adamıydı. Bir ihtilalle işin başına geçti. Sonra baktı ve "Neticede ben Arabım. Burada Amerikanın menfaatlerine hizmet ediyoruz. Ama bu adamlar da neyin nesi" demeye, İsraillilere hesap sormaya başlayınca İsrail,"Sen kim oluyorsun? Buranın asıl varisi benim" dedi. Bir de baktık ki Saddam postalandı. Onunla birlikte adeta Irak halkından intikam alındı. "Sizden öncekiler Osmanlıyı arkadan vurdu. Bize hiç hatır etmezsiniz" dercesine o gün onlarla müttefik olan güç geldi, bugün onları arkadan vurdu. Sadece arkadan mı vurdu? Affedersiniz, 50 bin kadının namusuna tecavüz edildi. Yüz binlerin hayatına mal olundu. Yaşlılar, erkekler, çocuklar katledildi.

Irak'tan, Suriye'den,

İran'dan ötesi var

n Bunlar halen de devam ediyor.

Prof. Dr. Haydar Baş- Devam ediyor. Bitmedi. O coğrafyada kâmil mânâda istenilenler olmadı ise de hesabın içerisindeki sadece Irak, Suriye değil ki... Sadece İran da değil ki... Bu coğrafyanın tamamıdır. Bu coğrafyada ise bir baş var. Yüzyıllardan bu tarafa bu bölgede asıl vazifesini icra eden bu başı, her ne kadar kimliğinden koparmak istediyseler de onun da kimliğinden vazgeçmesi hiç mümkün değil. Ne yaptılarsa bu mümkün olmadı. Bu irade de malum Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletidir. Bu iradenin devreden çıkması lazım. Çıkmadığı müddetçe Batının düşüncesine, menfaatlerine karşı kâmil mânâda bir çıbanbaşıdır. Bunu hiç unutmayalım. Yani bu Türk iradesi devreden çıkmadıktan sonra hiç bir şey yapmak mümkün değildir. Türkiye bir din devleti değildir. Ama Batıya gidip sorduğunuz zaman onun konumu, halkı Müslüman olduğu için bir din devleti mantalitesiyle ona bakar. Yani sen dersin "Bu adamlar şeriata karşıdır", "din adına kurulmuş şeriat devleti İsrail var" kimse ona bir şey demez, bu taraftan da Müslümanın başörtüsüne müsaade etmezler. Olaylar o kadar girift ki "niçin olayın arka planını görmedikten sonra hadiseleri karıştırırsınız", dedim. Bizim insanımız bunu görüp dostunu düşmanını tefrik edip bir yere koyması gerekirken karşısına bu coğrafyada kendisini koruyacak iradeyi alıyor, onunla savaşıyor. Aptal mısın sen? Seni zaten bu koruyor. Bu olmazsa namazını kılamazsın, namusunu koruyamazsın, ibadetini yapamazsın; en azından... Öyle bir içten kaynama, öyle bir propaganda var ki bu sefer seni koruyan irade ile, güçle, seni karşı karşıya getiriyorlar. Bu toplum mühendisliğini Haydar Baş Hoca yaptığı için Haydar Baş derin devletin adamı oluyor. Bir tek insanı tanıyorsam Allah şu anda canımı alsın. Hiç birini tanımam. Ama bu ülke benim. Bu vatan, bu millet, bu devlet, bu asker benim. Ben bunu görüyorum. Oynanan oyun benim milletime, benim devletime, benim vatanıma, benim askerime. Sen de kalkıyorsun harp ilan edercesine işlemlere giriyorsun. Birtakım gerekçeler ortaya konuluyor. Hangi gerekçeler ortaya konulursa konulsun bu, milletin kendisidir, devletin kendisidir, dinin kendisidir. Din adına ortaya çıkar, vallahi belki de dini yok etmek içindir. Olayın özü de budur. Çünkü Hicaz bölgesinde de aynı oldu. Dini dâvâ ettiler. Başka bir şeyi dâvâ etmediler. Ama şimdi ne oldu? O iradenin yerine kim geldi? İngiliz geldi, ABD geldi. Şimdi de bunun devamı var.

Türkiye'nin tavrı ne olmalı?

Kerkük meselesi ancak bu mantıkla çözülebilir. Neden Kerkük bizim için çok mühimdir? Şimdi o irade geldi, bizim güney tarafımızda yerini aldı. Yerini aldı ama "değil mi ki bunlar Türk'tür. Bir çıbanbaşıdır. Bunu aşmamız lazım" diyorlar. Onun için o bölgeyi taksimata tâbi tutarken mevcut olan bir etnik gücü dörde taksim ettiler. Bir sülalesini İran'da, bir başka boyunu Türkiye'de, bir başka boyunu Suriye'de, bir başka boyunu da Irak'ta tuttular. Bunlar hep o oyunun, o planın bir gereğidir. Bugüne gelmek için o gün o gerekiyordu, onu yaptılar. Bugün de "Ben burada istediklerime vasıl olabilmek için bunu Truva atı olarak kullanmam lazım" diyor. Şimdi o Truva atını hazırlıyor. Kalktı ona "Kerkük sana aittir" dedi. Halbuki orası 2. Abdülhamit'in tapulu arazisidir. Artı, oranın halkı Müslüman Türk'tür. % 5-6, bilemedin % 10 Kürt vatandaşlarımız, Kürt kardeşlerimiz burada ön plana çıkartıldı. Seçimde Kürtler ekseriyeti aldı. Barzani, Talabani zannediyor ki kendilerine değer veriyorlar. Oysa seni kullanıyorlar. Yarın senin akıbetin Saddam gibi olacak. Seni çiğneyip posanı çöp tenekesine bugün atmıyor. Bugün bu büyük millete karşı kullanıyor. Sonra miadın doldu mu atacak. İlaçların kullanım tarihi vardır. "Sona erdi" diye yazacak, seni çöp tenekesine atacak. Ortadoğu'daki hadisenin temeli budur. Onun için Ortadoğu'da Türk milleti, Ortadoğu milleti bir olmaya mecburdur, buna memurdur. Dün bizi arkadan vurmuş olsa da memuruz. Çünkü orada bizim kanımıza giren bir kanser mikrobu var. Bunu ihraç etmeliyiz. Veya en azından onu zararsız hale getirmeliyiz.

Şimdi gelinen aşamada Türk siyasetinin yapacağı en güzel iş "ben bu seçimleri kabul etmiyorum, tanımıyorum" demektir. Bunu bütün dünyaya deklere edecek. "Ben bunun temelinde adalet görmüyorum" diyecek. Çünkü bir Ali Canbaz oyunu oynanmış. O gayrimeşru hareket meşru bir zemine bu oyunlarla geçirilmiş olacak. Şu ana kadar Türkiye siyasetinin izlediği politika ise sıfır değil, sıfırın altındadır. Hiç bir şey değildir. Ne bu hadiseleri görecek bir bilgi, ne bir beceri, ne bir firaset var. Alabildiğine koyu bir teslimiyetçilik var. Türk milletini ejderhanın ağzına adeta sürükler gibi bir durum var. Adam geliyor. "İran'a çıkarma yapacağım. İncirlik üssünü bana vereceksin" diyor. "Ee sen Kerkük'e yerleşiyorsun." "Barzani, Talabani'nin orası." Hikayeyi bırak. Onun elbisesini, ayakkabısını giyiyorsun, fötrünü takıyorsun, ama içindeki ceset senin cesedin. Bana yutturamazsın. Sen benim bugünkü siyasilerime bunu yutturursun. Doğru. Çünkü bu arkadaşların hadisenin arka planından haberi yok. Olsa onlar da ayıkacak. Şimdi onları bu vesileyle ikaz ediyoruz. Aslında Kerkük'de söz sahibi olacak olan şu veya bu değildir, Batı'nın iradesidir. Batının iradesi orada her türlü konumda konuşlanacak. Hatırınıza ne geliyorsa, ticarette, siyasette, askeri alanda, savunmada orada konuşlanacak. Al başına belayı. Yetmedi. Sana şimdi dostluk rolünde, "İncirlik'i bana vereceksin. Hiç bir şeyine karışmayacaksın" diyor. Peki oradan nereyi kontrol edecek, nereyi vuracak? Al önüne haritayı, bak. İran ile İncirlik arasında çok mesafe var mı?

n Takriben 600-700 km var.

Prof. Dr. Haydar Baş- O halde burada asıl oynanmak istenen oyun İran görüntüsünde bizzat Türkiye'nin kendisinedir. Hani tezkereden önce ABD, 60-70 bin askeri burada konuşlandıracaktı. Bu, tutmadı. Şimdi farklı bir yönden bunun senaryosunu hazırlamaya girdiler. Olayın arka planı, ön planı, hal planı bu.

Devamı yarın

Sigara omurgayı da mahvediyor


 
Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, omurgadaki disklerin doğrudan damarlarla beslenmediğini ifade etti.  Kaya, “Sigara, damarları daraltarak kanın taşıdığı oksijen miktarını azaltır, aşırı ve sürekli yüklenme ise bu dolaylı beslenmeyi mekanik olarak daha da zorlaştırır. Kanlanamayan yani yeterince beslenemeyen diskler zamanla esnekliğini ve dayanıklılığını kaybeder ve dolayısıyla dejenerasyon adı verilen yıpranma süreci başlar” dedi.

13.02.2026 00:37:00
AHMET SAFA TERZİ
Sigara omurgayı da mahvediyor
Sigara omurgayı da mahvediyor

Günlük yaşamda farkında olmadan yapılan pek çok alışkanlık omurga sağlığını doğrudan etkiliyor. Uzun süre oturmak, hareketsizlik, yanlış yüklenme ve kilo artışı omurganın zamanla daha fazla zorlanmasına neden oluyor. Vücutta en hızlı yıpranan yapılardan birinin omurga olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, omurgadaki disklerin doğrudan damarlarla beslenmediğini ifade etti. 

Kaya, "Bu disklerin kendilerine ait bir kan dolaşımları olmadığı için besin ve oksijeni çevredeki kemik dokudan dolaylı olarak alırlar. Bu durum diskleri dış etkenlere karşı daha hassas hale getirir. Sigara, damarları daraltarak kanın taşıdığı oksijen miktarını azaltır, aşırı ve sürekli yüklenme ise bu dolaylı beslenmeyi mekanik olarak daha da zorlaştırır. Kanlanamayan yani yeterince beslenemeyen diskler zamanla esnekliğini ve dayanıklılığını kaybeder ve dolayısıyla dejenerasyon adı verilen yıpranma süreci başlar" dedi.

Düzenli yürüyüş omurga ağrılarını azaltıyor

Omurga yaşlanmasını geciktirmek için iki temel noktaya dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, "İlki, romatizmal bazı hastalıklarda erken tanı ile süreci yavaşlatmak. İkincisi ise günlük yükü doğru yönetmek. Hareketi rutine yaymak, ani ve kontrolsüz yüklenmelerden kaçınmak, kasları yavaş yavaş güçlendirmek ve sigara gibi disk beslenmesini bozan faktörlerden uzak durmak çok kıymetli. Omurga sağlığını koruyanların ortak noktası ideal kiloda kalmaları ve hareketli bir yaşam sürmeleri. Günlük 7 bin adımın üzerine çıkan kişilerde ağrı ve şikâyetlerin çok daha az görüldüğü bilinmeli. Dejeneratif hastalıklarda ayırıcı tanı önemli çünkü altta görülen dejenerasyona rağmen romatizmal hastalıklar gibi bazı durumlar klinik süreci etkileyebilir ve bunların da ayırt edilmesi gerekir" dedi.

İBB'den toplu ulaşıma yüzde 20 zam talebi

İBB komisyonlarınca hazırlanan teklifte, kentteki otobüs, metro, metrobüs, minibüs ve vapur gibi toplu ulaşım araçları ile taksi ve okul servislerine yüzde 20 zam yapılması istendi

 

12.02.2026 13:56:00
Anadolu Ajansı
İBB'den toplu ulaşıma yüzde 20 zam talebi
İBB'den toplu ulaşıma yüzde 20 zam talebi

Tarife Komisyonu ile Ulaşım ve Trafik Komisyonu, İBB Meclisi toplantısında komisyonlara sevk edilen kentteki toplu ulaşım araçları ile taksi ve okul servislerine zam öngören tekliflerle ilgili çalışmalarını tamamladı.

Komisyonlar tarafından hazırlanan ve bugünkü İBB Meclisi toplantısındaki gündemde yer alan teklifte, kentteki otobüs, metro, metrobüs, minibüs ve vapur gibi toplu ulaşım araçları ile taksi ve okul servislerine yüzde 20 zam yapılması talep edildi.

Bu kapsamda, elektronik tam biletin 35 liradan yüzde 20 zamla 42 liraya, "Mavi Kart" aylık abonman ücretinin 2 bin 748 liradan 3 bin 298 liraya çıkarılması istendi.

Taksimetre açılış ücretinin 54,50 liradan 65,40 liraya, mesafe ücretinin kilometre başına 36,30 liradan 43,56 liraya, zaman tarifesi ücretinin saatte 453,71 liradan 544,45 liraya, kısa mesafe ücretinin 175 liradan 210 liraya yükseltilmesi talep edildi.

Minibüslerde "indi-bindi" diye tarif edilen kısa mesafe ücretinin 4 kilometreye kadar 32,50 liradan 39 liraya, 4 ila 7 kilometre arasında 34 liradan 41 liraya, 7 ila 11 kilometre arasında 35 liradan 42 liraya, 11 ila 15 kilometre arasında 36 liradan 43 liraya, 15 ila 20 kilometre arasında 39 liradan 47 liraya, öğrenci ücretinin ise 21 liradan 25 liraya çıkarılması istendi.

Okul servis ücretlerinde 0 ila 1 kilometre arası mesafe ücretinin 3 bin 376 liradan 4 bin 51 liraya yükseltilmesi talebi söz konusu gündem maddesinde yer alırken, yeni tarifenin 16 Şubat'tan itibaren geçerli olacağı belirtildi.

Öte yandan, İBB'nin düğün ve davet salonlarındaki iftar menüsü fiyatının 550 liradan yüzde 27,27 zamla 700 liraya çıkarılması istendi.

İstanbul'daki uyuşturucu soruşturmasında Enes Batur Sungurtekin gözaltına alındı

İstanbul'daki uyuşturucu soruşturması kapsamında yurt dışında olduğu için hakkında yakalama kararı çıkarılan Enes Batur Sungurtekin havalimanında gözaltına alındı

12.02.2026 12:31:00
AA
İstanbul'daki uyuşturucu soruşturmasında Enes Batur Sungurtekin gözaltına alındı
İstanbul'daki uyuşturucu soruşturmasında Enes Batur Sungurtekin gözaltına alındı

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, "uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti", "uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma" ile "kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak" suçlarından yürütülen soruşturma devam ediyor.

Soruşturma kapsamında yurt dışında bulunduğu için hakkında yakalama kararı çıkarılan Enes Batur Sungurtekin, havalimanında gözaltına alındı.

Ne olmuştu?

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında Hasan Can Kaya, Yusuf Aktaş (Reynmen), Emirhan Çakal, Mazlum Aktürk, Mert Eren Bülbül, Sıla Dündar, Döndü Şahin, Burak Güngör, Ahmet Can Dündar, Berkcan Güven ile Fırat Yayla gözaltına alınmıştı.

Sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler, Adli Tıp Kurumu'nda kan ve saç örnekleri alındıktan sonra İstanbul İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüş, buradan da serbest bırakılmıştı.

Hakimlik kararıyla şüpheliler hakkında "yurt dışına çıkış yasağı" şeklinde adli kontrol şartı uygulanmasına hükmedilmişti.

Soruşturma kapsamında ayrıca, Enes Batur Sungurtekin, Barış Murat Yağcı, Ecenaz Üçer, Kemal Can Parlak, Çağrı Taner, Turgut Ekim, Barbaros Dikmen, Yaren Alaca ile Nisa Bölükbaşı hakkında yurt dışında bulundukları için yakalama kararı verilmişti.

Hakkında yakalama kararı çıkarılan diğer şüpheli İbrahim Tilaver'in ise hastanedeki tedavisinin ardından gözaltına alınacağı, Eray Durmuş'un ise arandığı öğrenilmişti.

Barış Murat Yağcı, 2 Şubat'ta havalimanında gözaltına alınmış ve Adli Tıp Kurumu'na sevk edilerek örnek vermişti. Yağcı, İl Jandarma Komutanlığı'ndaki ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.

Aziz İhsan Aktaş davasının 11'inci duruşması başladı

Aziz İhsan Aktaş suç örgütü soruşturması kapsamında 6'sı görevinden uzaklaştırılan 7 belediye başkanının da aralarında bulunduğu, 24'ü tutuklu 200 sanığın yargılandığı davanın 11'inci duruşması başladı

 

12.02.2026 11:08:00
Anadolu Ajansı
Aziz İhsan Aktaş davasının 11'inci duruşması başladı
Aziz İhsan Aktaş davasının 11'inci duruşması başladı

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar cezaevinden getirildi.

Aralarında Aziz İhsan Aktaş'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda tutuksuz sanık ve avukatların da hazır bulunduğu duruşmaya, sanıkların yakınları ile bazı CHP'li yöneticiler ve partililer izleyici olarak katıldı.

Jandarma personelince salon ve çevresinde yoğun güvenlik önlemi alınan duruşmada, tutuksuz sanık Baki Nugay'ın savunması alınıyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 579 sayfalık iddianamede, Beşiktaş Belediyesi, Avcılar Belediyesi, Esenyurt Belediyesi, İstanbul ASFALT Fabrikaları San. ve Tic. AŞ ile İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü "suçtan zarar gören", 19 kişi "mağdur", 200 kişi ise "şüpheli" olarak yer alıyor.

İddianamede, sanıklardan Aziz İhsan Aktaş'ın "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", 42 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma", 4 farklı fiilden "edimin ifasına fesat karıştırma", 5 farklı fiilden "resmi belgede sahtecilik", 21 farklı fiilden "özel belgede sahtecilik", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", 10 farklı fiilden "rüşvet verme", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" ve "gerçeğe aykırı fatura düzenleme" suçlarından 187 yıldan 450 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve suçtan elde ettiği mal varlıklarının müsadere edilmesi isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Avcılar Belediye Başkanı sanık Utku Caner Çaykara'nın 2 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma" ve "rüşvet alma" suçlarından 5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasının talep edildiği iddianamede, görevinden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı sanık Ahmet Özer'in 2 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma" ve 2 farklı fiilden "özel belgede sahtecilik" suçlarından 3 yıldan 9 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

İddianamede, görevlerinden uzaklaştırılan Seyhan Belediye Başkanı sanık Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı sanık Kadir Aydar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı sanık Zeydan Karalar ile görevinden uzaklaştırılan ve hakkındaki adli kontrolün kaldırılmasının ardından görevine iade edilen Adıyaman Belediye Başkanı sanık Abdurrahman Tutdere'nin "rüşvet alma" suçundan 4 yıldan 12'şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talebinde bulunuluyor.

Ayrıca iddianamede, görevinden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı sanık Rıza Akpolat'ın "suç örgütüne üye olma", 26 farklı fiilden "ihaleye fesat karıştırma", 3 farklı fiilden "resmi belgede sahtecilik", 19 farklı fiilden "özel belgede sahtecilik", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", 4 farklı fiilden "rüşvet alma", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" ve "haksız mal edinme" suçlarından 133 yıldan 337 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve suçtan kazandığı mal varlıklarının müsadere edilmesi isteniyor. 

TMO silolarındaki patlama davasında mütalaa açıklandı

Kocaeli'de Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) silolarında meydana gelen, 2 kişinin hayatını kaybettiği ve 8 kişinin yaralandığı patlamaya ilişkin davada mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, 6 sanığın "taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan 2 yıldan 15'er yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi

11.02.2026 17:53:00 / Güncelleme: 11.02.2026 17:58:18
İHA
TMO silolarındaki patlama davasında mütalaa açıklandı
TMO silolarındaki patlama davasında mütalaa açıklandı
Kocaeli'nin Derince ilçesinde 7 Ağustos 2023'de Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) silolarında meydana gelen patlamada Ekrem Kalkan ve Elif Dayıoğlu hayatını kaybetmiş, 8 kişi de yaralanmıştı. Olayda TMO'nun 60 silosundan 13'ü zarar görmüştü.



Soruşturmada ismi geçen 6 sanık hakkında "Taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan ayrı ayrı 2 yıldan 15 yıla kadar hapis talebiyle dava açılmıştı.



Olaya ilişkin açılan dava, Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye devam etti. Duruşmaya ölen Elif Dayıoğlu'nun eşi Arif Dayıoğlu ile taraf avukatları katıldı. Tutuksuz sanıklar ise duruşmaya katılmadı. Müşteki Dayıoğlu, sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.

Mütalaa açıklandı

Cumhuriyet savcısı, esas hakkında hazırladığı mütalaada, olayla ilgili uzman bilirkişi raporuna geniş yer verdi. Raporda, TMO Derince Liman Silosu'nda gerekli önlemlerin alınmadığı, eksikliklerin giderilmediği ve 2023 yılı olağan bakımının yapılmadığı vurgulandı. Çalışma esnasında ortamda toz oluşumunun engellenmediği, zeminde toz birikimine müsaade edildiği ve düzenli temizlik yapılmadığına dikkat çekilen raporda, patlamanın hububat tozlarından kaynaklı "toz patlaması" olduğu belirtildi.



Sanıkların kusur durumları tek tek açıklandı

Mütalaada, sanıkların görev ve sorumlulukları çerçevesinde kusur durumları şu şekilde sıralandı: 

Başmüdür Kenan D. (asli kusurlu): İş sağlığı ve güvenliği yönetmeliklerinde belirtilen gereklilikleri yerine getirmediği, gerekli organizasyonları yapmadığı, Patlamadan Korunma Dokümanı'ndaki şartları sağlamadığı, ekipman iyileştirme (exproof cihaz kullanımı) çalışmalarını yaptırmadığı, düzenli toz temizliği ve periyodik bakımları zamanında yaptırmadığı gerekçesiyle asli kusurlu bulundu.

Müdür Yardımcısı Kemal Ö. (asli kusurlu): Düzenli toz temizleme çalışmalarını etkin yönetmediği, toz emme sisteminin kontrolünü ve periyodik bakımları yaptırmadığı, taşeron çalışmasında risk analizi ve personel eğitimi konularında yetersiz kaldığı, çalışmaya nezaretçi sağlamadığı, elektrik ve topraklama tesisatı kontrollerindeki eksiklikleri gidermediği ve geçmişte yaşanan yangınlara rağmen alanda sigara içilmesine göz yumduğu gerekçesiyle asli kusurlu sayıldı.

Şef Vekili Bahri B. (asli ve tali kusurlu): Toz oluşumunu engelleyecek önlemleri aldırmadığı, risk analizi ve taşeron personel eğitimi konularında eksik kaldığı, hububat boşaltımı sürerken taşeron firmaya hazırlık talimatı verdiği, elektrik ve topraklama eksikliklerini gidermediği için asli kusurlu; alanda sigara içilmesine müsaade edilmesi nedeniyle de tali kusurlu bulundu.
Mühendis Ahmet S. (tali kusurlu): Toz temizlik çalışması ve toz emme sisteminin etkin kontrolünü yaptırmadığı, iş güvenliği önlemlerinin yetersizliği ve sigara içilmesine göz yumulması nedeniyle tali kusurlu olduğu belirtildi.

Taşeron firma sahibi Osman T. (asli kusurlu): Mersin Hidrolik firması sahibi olarak personeline iş güvenliği eğitimi aldırmadığı, risklere karşı bilgilendirmediği ve gerekli risk analizini yaptırmadığı gerekçesiyle asli kusurlu bulundu.

Taşeron firma alan yetkilisi İsmail Ç. (asli kusurlu): Hububat boşaltım çalışması devam ederken personeline katlarda tamirat ve kaynak işlemi yaptırdığı gerekçesiyle asli kusurlu sayıldı.



15'er yıla kadar hapis ve meslekten men talebi

Cumhuriyet savcısı mütalaasında, bilirkişi raporuna atıfta bulunarak sanıkların ihmali kusurları nedeniyle ölüm ve yaralanmalara sebebiyet verdiklerinin tespit edildiğini vurguladı.
Savcı, 6 sanığın da "taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan ayrı ayrı 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Mütalaada ayrıca, mahkumiyet kararı verilmesi halinde sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 53/6. maddesi uyarınca, hapis cezasına ek olarak belirli süreyle görev yapma ve mesleklerini icra etme yasağı uygulanması istendi.

Mahkeme heyeti duruşmayı erteledi.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis Ankara'da

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek üzere Ankara'ya geldi

11.02.2026 16:23:00
İhlas Haber Ajansı
Yunanistan Başbakanı Miçotakis Ankara'da
Yunanistan Başbakanı Miçotakis Ankara'da
Türkiye-Yunanistan 6'ncı Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi kapsamında Türkiye'yi ziyaret edecek olan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek üzere Ankara'ya geldi. Esenboğa Havaalanına iniş yapan Miçotakis, havaalanından çıkış yaptı. Çıkışın ardından Miçotakis, Erdoğan ile görüşmek üzere Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne yola çıktı.

Erdoğan ile Miçotakis görüşmesinde, ikili münasebetlerin yanı sıra bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulması öngörülüyor. Ziyaret çerçevesinde ayrıca, ikili ilişkileri güçlendirmeye atfedilmiş çeşitli metinlerin imzalanması da gündemde bulunuyor.

Miçotakis'i karşılamaya Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da katıldı.

Adalet Bakanlığı'nda devir teslim töreni yapıldı

Cumhurbaşkanı Kararı ile Adalet Bakanlığına getirilen Akın Gürlek, görevi Yılmaz Tunç'tan devraldı. Gürlek, "Türkiye Yüzyılı'nda güçlü devlet, güçlü adalet anlayışı doğrultusunda reformları kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi

11.02.2026 15:41:00
AA
Adalet Bakanlığı'nda devir teslim töreni yapıldı
Adalet Bakanlığı'nda devir teslim töreni yapıldı
Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Adalet Bakanlığına getirilen Akın Gürlek, görevi Yılmaz Tunç'tan devraldı.

Adalet Bakanlığı'nda düzenlenen devir teslim törenine, Gürlek ile Tunç'un yanı sıra Bakanlık bürokratları katıldı.

Törende konuşan Tunç, 4 Haziran 2023'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın takdiriyle Adalet Bakanlığı görevine getirildiğini, bugün de onur ve gururla görevini Gürlek'e devrettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile siyaset yolculuğunun uzun bir zamana yayıldığını, AK Parti'nin kuruluşundan bu yana farklı görevlerde bulunduğunu anlatan Tunç, "Aradan geçen 2,5 yıldan fazla bir zamandır sizlerle beraberiz. Adalet teşkilatının kapasitesini güçlendirmenin onur ve gururunu yaşadık." dedi.

Türkiye'nin son 23 yılda gelişmeye devam ettiğini, demokratik kalkınmasını sürdürdüğünü dile getiren Tunç, bu kapsamda Anayasa ve yasalardaki reform çalışmalarıyla demokratik hukuk devletinin tahkimi için çalışmalar yürütüldüğünü kaydetti.

Makamların "milletin emaneti" olduğunu ifade eden Tunç, Bakan Yardımcılığı döneminde mesai arkadaşlığı yaptığı Gürlek'e yeni görevinde başarılar diledi.

"Suçla mücadelede tavizsiz duruşumuzu devam ettireceğiz"

Akın Gürlek de Adalet Bakanlığı görevini kendisine tevdi eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bugüne kadarki emekleri için Yılmaz Tunç'a teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'de hukuk ve adalet alanında önemli reformların hayata geçirildiğini anımsatan Gürlek, yargı reformları, insan hakları eylem planları ve dijital adalet altyapısındaki gelişmelerin adalet sisteminin güçlendirilmesine katkılar sunduğunu söyledi.

Adalet sisteminin vatandaşların ortak güvencesi olduğuna işaret eden Gürlek, "Türkiye Yüzyılı'nda güçlü devlet, güçlü adalet anlayışı doğrultusunda reformları kararlılıkla sürdüreceğiz. Suçla mücadelede tavizsiz duruşumuzu devam ettireceğiz. Yargı süreçlerini hızlandırmaya, dijital altyapıyı güçlendirmeye, hukuk güvenliğini tahkim etmeye devam edeceğiz." diye konuştu.

Görev değişiminin "bayrak yarışı" olduğunu dile getiren Gürlek, emaneti daha ileri taşımanın gayreti içerisinde olacağını kaydetti. Gürlek, "Yargı mensuplarımız, akademi, barolar, sivil toplum ve milletimizle istişare içinde çalışarak, daha güçlü bir hukuk devleti için gayret göstereceğiz." ifadelerini kullandı.

"Sorunların çözülmesi için gayret göstereceğim"

Kendisinin yargı teşkilatının içinden geldiğini, hakimlik ve savcılık yaptığını anımsatan Gürlek, "Hakim, savcı arkadaşlarımızın sorunlarını çok yakından takip ediyorum. İnşallah bu sorunların da çözülmesi için elimden gelen gayreti göstereceğim." şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından Gürlek ve Tunç, birbirlerine çiçek takdim etti.

Devir teslim törenine, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Faruk Acar ve Halit Yerebakan ile AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan da katıldı.

'Somut sonuçlar üreten iş birliklerini kararlılıkla sürdüreceğiz'

Basın İlan Kurumu 33. Dönem 6. Genel Kurul Toplantısının açılışında konuşan Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, Kurum olarak sektörde gerçek karşılığı olan, sahada hissedilen ve somut sonuçlar üreten iş birliklerini kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti

11.02.2026 14:17:00 / Güncelleme: 11.02.2026 14:21:39
Haber Merkezi
'Somut sonuçlar üreten iş birliklerini kararlılıkla sürdüreceğiz'
'Somut sonuçlar üreten iş birliklerini kararlılıkla sürdüreceğiz'
Basın İlan Kurumu 33. Dönem 6. Genel Kurul Toplantısı, Genel Müdür Abdulkadir Çay'ın konuşmasıyla başladı.

Yoğun bir faaliyet dönemini geride bıraktıklarını aktaran Çay, basın camiasının temsilcileriyle, kamu kurumlarının yöneticileriyle ve diğer paydaşlarla bir araya gelme fırsatı bulduklarını kaydetti.

Genel Müdür Çay, "Her fikri, talebi ve eleştiriyi, sahadan gelen kıymetli birer veri olarak ele aldık. Sektörümüzün birikimini, potansiyelini ve beklentilerini yakından izleme fırsatı bulduk. Geleceğe dönük atılacak adımlarda, yönümüzü tayin etmemizde bizlere fayda sağlayacak bilgiler edindik. Şunun altını özellikle çizmek isterim ki bu yaklaşım bir başlangıç refleksi değil; sürdürülebilir bir yönetim anlayışının uygulamasıdır. Meseleleri yerinde tespit etmek, çözüm yollarını sektörle ve ilgili kurumlarla istişare içinde şekillendirmek yönetim politikamızın temelini oluşturmaktadır" şeklinde konuştu.

Mesleki standartlar, çağın gereklerine göre yeniden ele alınmalı

Dijital dönüşüm sürecinin basın sektörü açısından artık ertelenebilir bir başlık olmaktan çıktığını, doğrudan mesleğin geleceğine ilişkin temel bir mesele hâline geldiğini belirten Çay, haberin üretiminden sunumuna, dağıtımından doğrulanmasına kadar tüm gazetecilik pratiklerinin köklü bir değişimden geçtiğini söyledi.



Bu değişimin teknoloji ve altyapının güçlendirilmesini, yeni becerilerin kazanılmasını ve mesleki standartların çağın gereklerine göre yeniden ele alınmasını zorunlu kıldığını vurgulayan Genel Müdür Çay, şöyle konuştu:

"Kurumumuz, İletişim Başkanlığımızın da vizyonu doğrultusunda, basın sektörünün dönüşümüne yön veren ve yol haritası oluşturan kurumsal bir aktör olarak konumlanmaktadır. Bu anlayışla gerçekleştirdiğimiz 'Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler' paneli, sektörün tam da bu ihtiyacına cevap veren önemli bir buluşma olmuştur. İletişim Başkanımız Sayın Prof. Dr. Burhanettin Duran'ın katılımlarıyla gerçekleşen panel yalnızca sektörel bir etkinlik olmaktan öteye geçerek devletin iletişim ve medya politikalarıyla uyumlu üst düzey bir buluşma olarak kamuoyunda karşılık bulmuştur. Akademi, sektör ve uygulayıcıların aynı çatı altında bir araya gelmesi; tartışmaları teorinin ötesine taşıyarak sahaya temas eden bir perspektif kazandırmıştır."

Akademik camianın birikimi ile basının sahadaki tecrübesini buluşturmalıyız

Konuşmasında sektörün nitelikli insan kaynağı ihtiyacına değinen Çay, yapay zekâ uygulamaları ve değişen habercilik pratikleriyle çok boyutlu analiz yapabilme, veriyi doğru yorumlama ve teknolojik imkânlardan etkin biçimde yararlanma becerilerinin daha da önem kazandığının altını çizerek, bu noktada akademik camianın bilgi birikimi ile basının sahadaki tecrübesinin buluşmasının kritik bir role sahip olduğunu dile getirdi.

Genel Müdür Çay, "Özellikle İletişim Fakültelerini sektörün önemli bir paydaşı olarak görüyoruz. Üniversitelerimizle birlikte yürünecek yolun, yeni yetkinlik alanlarının tanımlanmasına ve insan kaynağı niteliğinin artırılmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olarak Kurumumuz ile İbn Haldun Üniversitesi arasında imzalanan iş birliği protokolü özel bir anlam taşıyor. Önümüzdeki süreçte de akademiyle olan iş birliklerini çeşitlendirerek sürdürmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.

Dijital yayıncılığa uyumlu yeni iş modelleri sektörde karşılık buluyor

Basın sektörünün çağın gereklilikleri doğrultusunda dönüşümü sürecinde yalnızca bugünü değil, orta ve uzun vadeyi birlikte düşünmek zorunda olduklarını kaydeden Çay, sektörün sürdürülebilirliğinin gelir yapısının öngörülebilir olmasına, mali yüklerin yönetilebilirliğine ve kurumların kendi kapasitelerini güçlendirebilmesine doğrudan bağlı olduğunu söyledi.

Genel Müdür Çay, "Basınımızın önemli gelir kaynaklarından biri olan resmî ilan ve reklamların artırılması için yoğun bir çaba gösteriyoruz. Ancak şunu açıkça ifade etmek isterim ki, yalnızca bu gelire dayanan bir yayıncılık anlayışı tek başına yeterli değildir. Dijital yayıncılığa uyumlu yeni iş modelleri, dijital reklamcılık, abonelik sistemleri ve üretilen içeriğin değerine dayalı gelir yöntemleri, sektörde her geçen gün daha fazla karşılık buluyor" ifadelerini kullandı.



Basın işletmeleri, yatırım planlarını daha öngörülebilir bir zeminde yapabilecek

Ekonomik sürdürülebilirlik bağlamında finansmana erişim konusunda açıklamalarda bulunan Genel Müdür Çay, bu doğrultuda basın işletmelerinin kredi ve teminat imkânlarına daha kolay ve doğrudan ulaşabilmesini sağlayacak somut bir adımı hayata geçirdiklerini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

"Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde, Kredi Garanti Fonu ile imzaladığımız protokol, bu yaklaşımın güçlü ve kurumsal bir yansıması olmuştur. Söz konusu iş birliği; basın işletmelerinin kredi süreçlerinde karşılaştıkları teminat kaynaklı güçlükleri azaltırken, bankalar tarafından sağlanacak finansmanı sektör açısından daha erişilebilir hâle getirmiştir. Önümüzdeki 5 yılı kapsayacak şekilde planlanan destek mekanizmasıyla, 2 binin üzerinde süreli yayın için bu yıl toplam 7,5 milyar TL kredi limiti belirlendi. Böylelikle, basın işletmelerinin orta ve uzun vadeli yatırım planlarını daha öngörülebilir bir zeminde yapabilmelerine imkân tanınmış oldu."

Konuşmasında, Basın İlan Kurumu ile Türkiye Sigorta ile hayata geçirilen iş birliği hakkında da bilgiler veren Çay, "Sektörün gerçek gücü olan, sahada ter döken basın emekçilerinin sosyal imkânları, çalışma koşulları ve refahı Kurumumuz açısından tali değil, doğrudan asli bir önceliktir. Bu anlayış doğrultusunda Türkiye Sigorta ile hayata geçirilen iş birliğini; basın emekçilerinin günlük yaşamlarındaki konfor alanlarının artmasına yönelik anlamlı bir destek olarak görüyorum" dedi.

Faaliyetlerimizi, teoride değil uygulamada karşılığı olacak şekilde ele alıyoruz

"Kurum olarak önümüzdeki dönemde de sektörde gerçek karşılığı olan, sahada hissedilen ve somut sonuçlar üreten iş birliklerini kararlılıkla sürdüreceğiz" diyen Çay, attıkları her adımı, yaptıkları her düzenlemeyi masada değil sahada, teoride değil uygulamada karşılığı olacak şekilde ele aldıklarını ifade etti.

Sadece Kurumu değil, tüm sektörü ilgilendiren konu başlıklarına odaklanmaya çalıştıklarını kaydeden Genel Müdür Çay, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Kurumumuzu sektörün üzerinde konumlanan bir yapıdan ziyade sektörle birlikte düşünen, çözüm üreten ve basının güçlenmesini kendi sorumluluğu olarak gören bir anlayışla yönetiyoruz. İnanıyoruz ki güçlü bir basın ancak karşılıklı güvenle ve uzun vadeli bir vizyonla mümkündür. Bu istikamet doğrultusunda değişen dünyayı doğru okuyan, sektöre temas eden ve çözüm üretme iradesini kararlılıkla ortaya koyan bir Basın İlan Kurumu anlayışıyla yolumuza devam edeceğiz."

Genel Müdür Çay'ın konuşmasının ardından Başkanlık Divanı seçimi yapılarak yoklama alındı ve Genel Kurul Gündemi belirlendi.

Yönetim Kurulu Durum Raporu ve Denetçiler Raporları okunduktan sonra Yönetim Kurulu'nun tekliflerine ilişkin sunum yapıldı. Akabinde ise üyeleri belirlenen İlan İşleri, Hukuk İşleri ve Mali İşler Komisyonları çalışmalarına başladı.

Basın İlan Kurumu 33. Dönem 6. Genel Kurulu'nun 13 Şubat 2026 Cuma günü gerçekleştirilecek son oturumunda, komisyonların görüşleri doğrultusunda sunulan teklifler karara bağlanacak.

Poyraz sahili kırmızıya boyadı

Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesinde etkili olan poyraz nedeniyle sahil kesiminde kırmızı yosun tabakaları oluştu

11.02.2026 13:05:00 / Güncelleme: 11.02.2026 13:08:14
İHA
Poyraz sahili kırmızıya boyadı
Poyraz sahili kırmızıya boyadı
Marmara Denizi'nde birkaç gündür sert esen poyraz, deniz yüzeyindeki yosunları kıyıya sürükledi. Özellikle Süleymanpaşa sahil bandında yer yer yoğunlaşan kırmızı yosun birikintileri, sahil hattında dikkat çeken bir görüntü oluşturdu.



Dalga ve rüzgarın etkisiyle kıyıya taşınan yosunlar, bazı bölgelerde kalın bir tabaka halini aldı. Sabah saatlerinde sahilde yürüyüş yapan vatandaşlar, oluşan manzaranın alışılmışın dışında olduğunu dile getirdi. Kıyıda biriken yosunların zaman zaman kokuya neden olduğu gözlendi.



Yetkililer, poyrazın deniz dibindeki ve yüzeydeki organik materyalleri kıyıya taşımasının doğal bir süreç olduğunu belirterek, rüzgarın şiddetinin düşmesiyle birlikte birikintinin azalmasının beklendiğini kaydetti.

18 Afgan göçmen Türkiye'den kaçacaklardı... Müsaade edilmedi

Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde yapılan denetimlerde 18 Afganistan uyruklu düzensiz kaçak göçmen yakalandı

11.02.2026 10:38:00
İhlas Haber Ajansı
18 Afgan göçmen Türkiye'den kaçacaklardı... Müsaade edilmedi
18 Afgan göçmen Türkiye'den kaçacaklardı... Müsaade edilmedi
Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde yapılan denetimlerde 18 Afganistan uyruklu düzensiz kaçak göçmen yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, Edirne'nin Uzunköprü ilçesine bağlı Saçlımüsellim köyü sınırları içerisinde, Saçlımüsellim Hudut Karakol Komutanlığı ekiplerince gerçekleştirilen çalışmada yakalanan düzensiz göçmenler, işlemlerinin tamamlanmasının ardından Edirne İl Göç İdaresi'ne teslim edilirken, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.