Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyurur; "Amelleriniz yöneticilerinizdir, onlar sizlerin eseridir. Siz nasıl olursanız, yöneticileriniz de öyle olur."
Bu öylesine söylenmiş bir laf değil, Hz. Peygamber Efendimizin karanlıkları aydınlatan çok doğru bir tespitidir.
Bugün toplumda başarılı ve iyi şeylerin kendi seçimleri sonucu hak ettikleri ödüller olarak kabul eden, işler kötü gittiğinde ise faturayı kadere kesen bir görüşün hakim olduğunu görüyoruz.
Ancak insanların yaşadıkları olumsuzların tamamı kendi seçimlerinin, toplum olarak yaşanan sıkıntılar ise çoğunluğun seçimidir.
Bu, Kur'an'da da şöylece doğrulanır; "Şüphe yok ki bir topluluk, ahlâkını değiştirmedikçe Allah o topluluğu değiştirmez." (Rad, 11).
Suyun deniz seviyesinde 100 santigrat derecede kaynaması gibi, Allah sosyal olaylar için de koşullar ve sınırlar belirlemiştir. Toplumlar o koşulları oluşturup, belli sınırları aştıklarında toplumsal patlamalar veya dönüşümler gerçekleşir.
Yüce Allah, insanların önceki toplumları tanımalarını, onların yaşadıklarından ders çıkarmalarını defalarca öğütlemiştir. Ayrıca binlerce yıldan beri yaşana gelen tarih de sosyal olaylardan ders çıkarılmasını sağlayan, sosyal ve siyasi olayların sonuçlarının incelendiği bir laboratuvar gibidir. İnsanlar böylece daha önce yaşamış toplumların yaptıkları yanlışları yaparak aynı sonuçlara ve felaketlere uğramaktan kurtulabilirler.
Ancak bugün özellikle İslam dünyasında ve ülkemizde bu yapılmamaktadır.
Kendi hırs ve heveslerinin peşinden giden her birey ve nesil feleğin acı sillesini yemektedir.
Eğer insanlar gerekli nasihatler alınsaydı, "tarih tekerrürden ibaret" olmaz, sürekli aynı hataları yaparak aynı yıkımlara uğramazdı. Ve şunu iyi bilirdi ki, felaketlerin, başına gelenlerin acı faturası kadere fatura edilmez ve "kendi elleriyle kazandığı" sebebiyle olduğunu bilirdi.
"Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmediler mi?" (Fatır, 44).
"Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar." (Yunus, 10).
1400 yıldan beri inananlara öğüt veren Kur'an var iken, İslam dünyası ve ülkemizde uyuşturucu, kaçakçılık, yolsuzluk, yoksulluk, şiddet, cinayet, cehalet gibi cahiliye âdetleri içinde çırpınıyoruz.
Büyük bir inatla hatalarımızı ve yanlışlarımızı anlamak ve yapılan ikazları duymak istemeyen bir toplum haline geldik. İkaz edenleri ise kâfir, deccal vs. ilan edip, kendi zilleti içerisinde bocalayan bir millet var kaşımızda.
Bugün maalesef Kur'an'ı okuyup, anlamak, onun canlı hali olan ehlibeyti tanımak yerine ezberci, Allah ile aldatanların, dindarlık maskesi altında insanları sömüren idarecilerin, hurafelerden başka bir şey bilmeyen sözde din adamlarının maskarası olan fertlerden müteşekkil bir toplumun her türlü aldanma ve aldatması ile karşı karşıyayız.
İnsanların saçına, sakalına, etek boyuna bakan; cehaleti dindarlık zanneden, ağız dolusu dedikodu, iftira, haksızlık ve düşmanlık üretirken diğer taraftan da yemeğin hangi elle yeneceği, saçın kaç telinin gözükeceği gibi konularda fetva vermekten geri kalmayan bir toplum kanaatimiz oluştu.
Bu kanaat sahibi fertler, kendinden olanı kayırmak, kamu malından aşırmayı "çalıyor ama hizmet de ediyor" mantığı ile normal kabul etmek, komşu hakkına riayet etmemek, söz verdiği işi gereğince yapmamak, siyasetçilerin rüşvetini alıp oy vermek gibi hastalıklı tiplerdir.
Tarihe baktığımız zaman böyle toplumların akılları başlarına geldiğinde ise çoğunlukla iş işten geçmiş, sağlam zannettikleri zemin ayaklarının altından kaymış, yolsuzluk, yoksulluk ve cehalet içinde çırpınarak helak olduklarını görüyoruz.
Millet olarak şu ilahi ikazlara lütfen kulak verelim, nasihat alalım; "Size gelip çatan her musibet, ellerinizle kazandığınız yüzündendir." (Şura, 42).
"Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır." (Yunus, 100).
"Öğütlenmeye çağrıldıkları şeyi unutunca, her şeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler." (En'am, 44).
Bu öylesine söylenmiş bir laf değil, Hz. Peygamber Efendimizin karanlıkları aydınlatan çok doğru bir tespitidir.
Bugün toplumda başarılı ve iyi şeylerin kendi seçimleri sonucu hak ettikleri ödüller olarak kabul eden, işler kötü gittiğinde ise faturayı kadere kesen bir görüşün hakim olduğunu görüyoruz.
Ancak insanların yaşadıkları olumsuzların tamamı kendi seçimlerinin, toplum olarak yaşanan sıkıntılar ise çoğunluğun seçimidir.
Bu, Kur'an'da da şöylece doğrulanır; "Şüphe yok ki bir topluluk, ahlâkını değiştirmedikçe Allah o topluluğu değiştirmez." (Rad, 11).
Suyun deniz seviyesinde 100 santigrat derecede kaynaması gibi, Allah sosyal olaylar için de koşullar ve sınırlar belirlemiştir. Toplumlar o koşulları oluşturup, belli sınırları aştıklarında toplumsal patlamalar veya dönüşümler gerçekleşir.
Yüce Allah, insanların önceki toplumları tanımalarını, onların yaşadıklarından ders çıkarmalarını defalarca öğütlemiştir. Ayrıca binlerce yıldan beri yaşana gelen tarih de sosyal olaylardan ders çıkarılmasını sağlayan, sosyal ve siyasi olayların sonuçlarının incelendiği bir laboratuvar gibidir. İnsanlar böylece daha önce yaşamış toplumların yaptıkları yanlışları yaparak aynı sonuçlara ve felaketlere uğramaktan kurtulabilirler.
Ancak bugün özellikle İslam dünyasında ve ülkemizde bu yapılmamaktadır.
Kendi hırs ve heveslerinin peşinden giden her birey ve nesil feleğin acı sillesini yemektedir.
Eğer insanlar gerekli nasihatler alınsaydı, "tarih tekerrürden ibaret" olmaz, sürekli aynı hataları yaparak aynı yıkımlara uğramazdı. Ve şunu iyi bilirdi ki, felaketlerin, başına gelenlerin acı faturası kadere fatura edilmez ve "kendi elleriyle kazandığı" sebebiyle olduğunu bilirdi.
"Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmediler mi?" (Fatır, 44).
"Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar." (Yunus, 10).
1400 yıldan beri inananlara öğüt veren Kur'an var iken, İslam dünyası ve ülkemizde uyuşturucu, kaçakçılık, yolsuzluk, yoksulluk, şiddet, cinayet, cehalet gibi cahiliye âdetleri içinde çırpınıyoruz.
Büyük bir inatla hatalarımızı ve yanlışlarımızı anlamak ve yapılan ikazları duymak istemeyen bir toplum haline geldik. İkaz edenleri ise kâfir, deccal vs. ilan edip, kendi zilleti içerisinde bocalayan bir millet var kaşımızda.
Bugün maalesef Kur'an'ı okuyup, anlamak, onun canlı hali olan ehlibeyti tanımak yerine ezberci, Allah ile aldatanların, dindarlık maskesi altında insanları sömüren idarecilerin, hurafelerden başka bir şey bilmeyen sözde din adamlarının maskarası olan fertlerden müteşekkil bir toplumun her türlü aldanma ve aldatması ile karşı karşıyayız.
İnsanların saçına, sakalına, etek boyuna bakan; cehaleti dindarlık zanneden, ağız dolusu dedikodu, iftira, haksızlık ve düşmanlık üretirken diğer taraftan da yemeğin hangi elle yeneceği, saçın kaç telinin gözükeceği gibi konularda fetva vermekten geri kalmayan bir toplum kanaatimiz oluştu.
Bu kanaat sahibi fertler, kendinden olanı kayırmak, kamu malından aşırmayı "çalıyor ama hizmet de ediyor" mantığı ile normal kabul etmek, komşu hakkına riayet etmemek, söz verdiği işi gereğince yapmamak, siyasetçilerin rüşvetini alıp oy vermek gibi hastalıklı tiplerdir.
Tarihe baktığımız zaman böyle toplumların akılları başlarına geldiğinde ise çoğunlukla iş işten geçmiş, sağlam zannettikleri zemin ayaklarının altından kaymış, yolsuzluk, yoksulluk ve cehalet içinde çırpınarak helak olduklarını görüyoruz.
Millet olarak şu ilahi ikazlara lütfen kulak verelim, nasihat alalım; "Size gelip çatan her musibet, ellerinizle kazandığınız yüzündendir." (Şura, 42).
"Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır." (Yunus, 100).
"Öğütlenmeye çağrıldıkları şeyi unutunca, her şeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler." (En'am, 44).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Doğan / diğer yazıları
- Aramak, erdem bulmak sorumluluktur / 21.06.2024
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021