Diyarbakır'a gitmek artık farz oldu. Hani Türkiye'ye gelen her Batılı yetkilinin ilk soluğu aldığı vilayetimiz var ya, işte orası Diyarbakır. Hatta bazı Batılı yetkililerinin içlerindeki gerçek niyeti gizlemeyip "Kürdistan" diye tabir ettikleri Diyarbakır. İlk Kürtçe kursun açıldığı, Büyükşehir belediyesine alınacak elemanlara Kürtçe bilme zorunluluğunun getirildiği ve son olarak öğrendiğimize göre ilk Kürtçe mevlidin okunduğu yer Diyarbakır!Bütün bunlara rağmen Diyarbakır Türkiye'nin 81 vilayetinden bir tanesi. Yani bizim toprağımız ve öyle de kalmaya devam edecek. Fakat Diyarbakır'da farklı bir hava ve atmosfer olmalı ki, oraya giden siyasetçi rotasını şaşırıyor, allak bullak oluyor ve nedense "çok önemli" ve "çok tehlikeli" beyanatlar vermek durumunda kalıyor. Örnek mi! İstemediğiniz kadar var, ancak tarihe geçecek nitelikteki 3 tanesini paylaşalım.Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Diyarbakır'da yaptığı konuşmada, "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" demiş ve Diyarbakır'la ilgili dönülmez noktanın ilk olarak startını vermişti.Ardından Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, yine Diyarbakır'da "Türkiye'nin Kürt sorunu vardır" diyerek geri döndürülmesi mümkün olmayan bir cümle sarfetmiş ve PKK terörünün ve yandaşlarının bugün ulaştığı noktaya epey katkıda bulunmuştu. Ayrıca Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır ile ilgili sarfettiği çok kritik bir cümle daha vardı: "Diyarbakır Büyük Ortadoğu Projesi'nin yıldızı olacak!"Ne de olsa BOP eşbaşkanı sayın Başbakanımız ve neresinin BOP'un yıldızı olup olmayacağını en iyi o bilir! Tabi BOP'un ne anlama geldiğini de!Ve son bomba DYP lideri Mehmet Ağar'dan geldi. Ağar, belki de Tayyip Erdoğan'ı bile gölgede bırakacak cinsten "talihsiz" bir açıklamayı maalesef Diyarbakır'da yaptı. Ağar, "dağdaki terörist düz ovada siyaset yapsın" diyerek, ABD, PKK ve İmralı'daki elebaşının uzun süredir üzerinde çalıştığı projenin içine balıklama atlamış oldu. "Körün istediği bir göz..." misali, Ağar kendisinden hiç de beklenmeyen bir çıkışla, ABD'nin PKK üzerindeki hesabına yağ sürmüş oldu. Dikkat ederseniz Ağar'ın bu açıklamasına, Mesut Yılmaz ve Başbakan Erdoğan'ınkilerde yapmadığımız "talihsiz" sıfatını ve "maalesef" duygusunu ekledik. Bu ekleme bizim duygu ve yorumlarımızı da yansıtıyor aynı zamanda. Çünkü Ağar, her ne kadar bu mesajıyla bazı çevrelere iktidar-icazet dengesinde göz kırpma girişimlerinde bulunsa da, geçmişte terörle mücadele konusunda yaptığı hizmetlerden ve kendisinden hiç de beklemediğimizden ötürü üzüntümüzü ifade etmek istedik. Açıklama yapıldıktan hemen sonra "Ağar oyuna geldi" diye içimizden düşündük. Bir süre bekledik, fakat Ağar'dan bu konuda ikrar anlamındaki "sükûttan" başka bir eylem, açıklama gelmedi. Hem de, Ağar'ı oyuna getirdiğine inandığımız çevrelerin, bu açıklamanın ardından yaptıkları onca propaganda çalışmasına rağmen ses gelmedi Ağar ve partisinden. Bu sessizlik Ağar'ın da durumdan memnun olduğu ve "bile bile lades" kıvamında hareket ettiği kanısını güçlendirdi.Ne zaman ki, Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Büyükanıt paşadan "oldukça sert" ve anlamlı eleştiri geldi, işte o zaman Ağar kendisini savunmak mecburiyetinde hissetti.Nitekim savundu da. Hem de Almanya'dan.Şöyle dedi Ağar: "Yeni gerilimler ortaya çıkartmayız. Af konusu yanlış anlaşıldı. Geçen dönemin hükümeti af çıkartacak oldu, altında kaldı. Böyle bir şeyin olması da söz konusu değil. Mevsimi mi?"Evet sayın Ağar hiç de mevsimi değil ve uzunca bir süre de o mevsim gelmeyecek. Ancak Diyarbakır'da söylediğiniz sözler, hiç de yanlış anlaşılacak cinsten değildi. Neyse...Ağar'ın bir de "benim dönemimde asker konuşamaz" yollu, medya dolduruşlu bir çıkışı vardı. Büyükanıt paşa bu hususta da oldukça sert bir açıklama yaparak "o zat iktidar olduğu zaman da konuşuruz" dedi. Ağar bunu da düzeltme ihtiyacı hissederek, "Bizim hükümette olduğumuz dönemde kimse kendini açıklama yapmak zorunda hissetmeyecek. Biz yeni gerilimler yaratma peşinde değiliz. Beni herkes tanır ben Mehmet Ağar'ım. Benim yediğim pekmez gittiğim Antep'tir. Askerle siyaset yapılmaz ama, askersiz de bu coğrafyada devlet idare edilmez" dedi.Son cümlesinden başlayalım. Askersiz, güçlü bir ordusuz bu coğrafyada, bırakın devlet idare etmeyi hayatta kalma şansımız olmadığını ve Türkiye'nin ancak ve ancak güçlü bir ordu ve devlet-millet, asker-sivil kaynaşmasıyla ayakta kalabileceğini Prof. Dr. Haydar Baş yıllardan beri üzerine basa basa vurguluyor. Bu tarihi vurgu ve ikazların hayatîliğini ve Türkiye'nin geleceği için olmazsa olmazlığını defalarca bu sütunlarda sizlerle paylaştık.Ağar'ın son kertede de olsa bu noktaya gelmiş olması sevindiricidir. Ancak... "Beni herkes tanır" diyorsunuz ya sayın Ağar. Evet, biz de sizi tanıdığımızı sanıyorduk ama son açıklamalarınız ve siyasi duruşunuz, inanın sizi tanınmaz hale getirmiş. Son yaptığınız açıklamalar, hiç de sırtını millete dayamış, gücünü Anadolu'dan alan bir lider, bir siyasetçi görüntüsü vermiyor.Bizden söylemesi. Unutmayın, dost acı söyler!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012