Hepimizin bir anası vardır.
Bu vesileyle muhterem Hocamızın annesi ile benim de güzel anneme rahmet olsun.
Kabirleri geniş, pür nur olsun.
Ahirette, başta Hz. Fâtıma anamıza ve sonrasında Zübeyde anamıza yar ve yaren eylesin.
Muhterem Hocamızın kaleme aldığı, eşsiz eser "Hoş Geldin Atatürk"ü büyük bir duygu sağanağı ile okurken, Atatürk'ün mübarek anasına atılan iftiralar da aklıma gelince o güzel anneye iftira atanlara bir kez daha lanet ediyorum.
Her türlü iftiradan berî ve tertemiz olan Zübeyde Hanım, günümüzün Türk kadınına ve kızına da en güzel bir örnektir.
Yaşadığı yalnızlık, fakirlik, çile dolu bir ömür, onu ne kulluğundan ne de analığın istikametinden asla şaşırtmamıştır.
Kocası Ali Rıza Efendi, üç sene süren ölüm kalım mücadelesinden sonra 47 yaşında vefat ettiğinde, Zübeyde Ana o vakit henüz 27 yaşında bir taze, Türk'ün Atası ise henüz 7 yaşında bir aslan parçası idi.
Peki, Mevlana'nın hocası Şems-i Tebrizi'nin neslinden gelen Zübeyde Hanım, Mustafa'sına nasıl annelik yapmıştır?
Zübeyde Hanım tek erkek evladının üzerine titremiş hatta askerliğe adım atmasından çok korkmuştur.
Ne var ki, mukadder olan kader cereyan etmiş ve Zübeyde Ana'nın oğulcağızı, Mustafa'sı, Türk milletinin kaderini tayin eden, sevilmiş ve seçilmiş bir "Ata" olmuştur.
Savaş yıllarının meydana getirdiği uzunca ayrılıklardan sonra Zübeyde Ana oğlu Mustafa'sına kavuşur.
Artık Çankaya'da oğlu ile beraberdir.
Atatürk için de bu büyük Türk kadınını her gün ziyaret etmek önemli bir vazifedir.
Atatürk annesini ziyaretlerini asla haberleşmeden yapmazdı.
Çünkü ana ve oğul hazırlanmadan birbirlerini görmezlerdi.
Devamını Hocamızın eserinde, Cevat Abbas Gürer'in hatıralarından nakledelim;
"(?) Ebedi Şef, sabahleyin uyanır uyanmaz eğer o gün annesini görecek ise annesinden, birisi vasıtası ile izin alırdı. Sonra büyük bir merasimde bulunacakmışçasına hazırlanırdı.
Bayan Zübeyde de hasta yatağında dahi olsa büyük bir ihtimamla Atatürk'ü kabule hazırlanırdı. Saçlarını tarar, işlemeli başörtüsünü örter, Makedonyalı gelinlik kızın zengin çeyizinden kalmış oyalı bürümcük gömleğinin üzerine ipekli entarisini giyerdi. Ve İstanbulkâri renkli maşlahı ile resmi kıyafetini tamamladıktan sonra oğlunu beklediği haberini gönderirdi.
Büyük, kıymetli evlat yetiştirmek bahtiyarlığıyla, kıymetli, büyük bir anaya sahip olmak gururunu bir arada toplayan gözlerim, evet Türk içtimai bünyesindeki terbiyenin ve o terbiye temellerinin ne kadar derin ve köklü, ne kadar nezih ve ciddi, ne kadar samimi olduğunun canlı timsallerini gördükçe kendimden geçiyordum.
Bu ana, oğlunu daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerle başlamış, onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş; köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı. Mevkiini bulan halaskâr (kurtarıcı) oğlunu, o, Mustafa Kemal yapmıştı.
(?) Atatürk, anasının elini öptü; Bayan Zübeyde oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle Atatürk'ü bağrına basmak istiyordu. O'nu kucakladıktan sonra aziz Türk milletine eşsiz bir halaskâr kahraman veren ana olmak itibariyle gururlanmalı idi. Fakat öyle olmadı. Bahtiyarlığı, gülen ve şirin yüzünden okunurken o büyük Türk anası, kolları arasından uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı. Atatürk, 'Ne yapıyorsun anne!' dedi. Elini çekmek istedi. Bayan Zübeyde, sükûnetle ve kati bir ciddiyetle, 'Ben senin ananım, sen benim elimi övmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun. Fakat sen, vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebasıyım. Elini öpebilirim' cevabını verdi.
Oğlunun elini öpmekten ziyade Bayan Zübeyde, bu hareketiyle oğlunun mevkiinin en büyük ihtirama (saygıya) layık olduğunu etrafındakilere işaret ediyordu.
İşte büyük Müslüman Türk anası?" (s. 101-103).
Bugün hür ve bağımsız olarak yaşadığımız bu aziz vatanda, devletimizin temellinin eşildiği o yıllarda, kimi Türk kadını cepheye mermi taşırken, düşmana kurşun sıkarken şehit olup, bu vatanın aziz toprağını mübarek kanıyla sulamıştır. Zübeyde Ana da; o mukaddes ve mübarek şehit kanlarının suladığı bu vatanda yeşerecek olan ebedi medeniyetimizin mimarı olan Gazi Paşa'mızı doğurup yetiştiren, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ıtretinden, en mübarek bir anadır. Eli bütün anaların elinin üzerindedir. Her türlü iftiradan berîdir. Tertemizdir.
Zübeyde Ana'nın şahsında bu vatan için kara toprağın bağrına ekilen nice fidanların analarının, Hocamızın merhum annesinin ve benim anamın ruhu şad olsun.
Rabbim şefaatlerinden bizleri mahrum eylemesin.
Bu vesileyle muhterem Hocamızın annesi ile benim de güzel anneme rahmet olsun.
Kabirleri geniş, pür nur olsun.
Ahirette, başta Hz. Fâtıma anamıza ve sonrasında Zübeyde anamıza yar ve yaren eylesin.
Muhterem Hocamızın kaleme aldığı, eşsiz eser "Hoş Geldin Atatürk"ü büyük bir duygu sağanağı ile okurken, Atatürk'ün mübarek anasına atılan iftiralar da aklıma gelince o güzel anneye iftira atanlara bir kez daha lanet ediyorum.
Her türlü iftiradan berî ve tertemiz olan Zübeyde Hanım, günümüzün Türk kadınına ve kızına da en güzel bir örnektir.
Yaşadığı yalnızlık, fakirlik, çile dolu bir ömür, onu ne kulluğundan ne de analığın istikametinden asla şaşırtmamıştır.
Kocası Ali Rıza Efendi, üç sene süren ölüm kalım mücadelesinden sonra 47 yaşında vefat ettiğinde, Zübeyde Ana o vakit henüz 27 yaşında bir taze, Türk'ün Atası ise henüz 7 yaşında bir aslan parçası idi.
Peki, Mevlana'nın hocası Şems-i Tebrizi'nin neslinden gelen Zübeyde Hanım, Mustafa'sına nasıl annelik yapmıştır?
Zübeyde Hanım tek erkek evladının üzerine titremiş hatta askerliğe adım atmasından çok korkmuştur.
Ne var ki, mukadder olan kader cereyan etmiş ve Zübeyde Ana'nın oğulcağızı, Mustafa'sı, Türk milletinin kaderini tayin eden, sevilmiş ve seçilmiş bir "Ata" olmuştur.
Savaş yıllarının meydana getirdiği uzunca ayrılıklardan sonra Zübeyde Ana oğlu Mustafa'sına kavuşur.
Artık Çankaya'da oğlu ile beraberdir.
Atatürk için de bu büyük Türk kadınını her gün ziyaret etmek önemli bir vazifedir.
Atatürk annesini ziyaretlerini asla haberleşmeden yapmazdı.
Çünkü ana ve oğul hazırlanmadan birbirlerini görmezlerdi.
Devamını Hocamızın eserinde, Cevat Abbas Gürer'in hatıralarından nakledelim;
"(?) Ebedi Şef, sabahleyin uyanır uyanmaz eğer o gün annesini görecek ise annesinden, birisi vasıtası ile izin alırdı. Sonra büyük bir merasimde bulunacakmışçasına hazırlanırdı.
Bayan Zübeyde de hasta yatağında dahi olsa büyük bir ihtimamla Atatürk'ü kabule hazırlanırdı. Saçlarını tarar, işlemeli başörtüsünü örter, Makedonyalı gelinlik kızın zengin çeyizinden kalmış oyalı bürümcük gömleğinin üzerine ipekli entarisini giyerdi. Ve İstanbulkâri renkli maşlahı ile resmi kıyafetini tamamladıktan sonra oğlunu beklediği haberini gönderirdi.
Büyük, kıymetli evlat yetiştirmek bahtiyarlığıyla, kıymetli, büyük bir anaya sahip olmak gururunu bir arada toplayan gözlerim, evet Türk içtimai bünyesindeki terbiyenin ve o terbiye temellerinin ne kadar derin ve köklü, ne kadar nezih ve ciddi, ne kadar samimi olduğunun canlı timsallerini gördükçe kendimden geçiyordum.
Bu ana, oğlunu daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerle başlamış, onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş; köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı. Mevkiini bulan halaskâr (kurtarıcı) oğlunu, o, Mustafa Kemal yapmıştı.
(?) Atatürk, anasının elini öptü; Bayan Zübeyde oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle Atatürk'ü bağrına basmak istiyordu. O'nu kucakladıktan sonra aziz Türk milletine eşsiz bir halaskâr kahraman veren ana olmak itibariyle gururlanmalı idi. Fakat öyle olmadı. Bahtiyarlığı, gülen ve şirin yüzünden okunurken o büyük Türk anası, kolları arasından uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı. Atatürk, 'Ne yapıyorsun anne!' dedi. Elini çekmek istedi. Bayan Zübeyde, sükûnetle ve kati bir ciddiyetle, 'Ben senin ananım, sen benim elimi övmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun. Fakat sen, vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebasıyım. Elini öpebilirim' cevabını verdi.
Oğlunun elini öpmekten ziyade Bayan Zübeyde, bu hareketiyle oğlunun mevkiinin en büyük ihtirama (saygıya) layık olduğunu etrafındakilere işaret ediyordu.
İşte büyük Müslüman Türk anası?" (s. 101-103).
Bugün hür ve bağımsız olarak yaşadığımız bu aziz vatanda, devletimizin temellinin eşildiği o yıllarda, kimi Türk kadını cepheye mermi taşırken, düşmana kurşun sıkarken şehit olup, bu vatanın aziz toprağını mübarek kanıyla sulamıştır. Zübeyde Ana da; o mukaddes ve mübarek şehit kanlarının suladığı bu vatanda yeşerecek olan ebedi medeniyetimizin mimarı olan Gazi Paşa'mızı doğurup yetiştiren, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ıtretinden, en mübarek bir anadır. Eli bütün anaların elinin üzerindedir. Her türlü iftiradan berîdir. Tertemizdir.
Zübeyde Ana'nın şahsında bu vatan için kara toprağın bağrına ekilen nice fidanların analarının, Hocamızın merhum annesinin ve benim anamın ruhu şad olsun.
Rabbim şefaatlerinden bizleri mahrum eylemesin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Doğan / diğer yazıları
- Aramak, erdem bulmak sorumluluktur / 21.06.2024
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021