Evet, millet olarak yumuşak bir karnımız var; "Allah rızası!"
Meseleye, "Hz. Hüseyin'in Fedaisi Muhtar Segafi" adlı dizinin bir sahnesinde Muhtar'ın takiyeyi anlatan şu sözü ile giriş yapmak istiyorum;
"Takiye para gibidir. Bir tarafında Allah'ın adı yazar, diğer tarafında ise şeytanın resmi vardır. Herkes Allah'ın ismini okur, marifet şeytanı görebilmektir."
Evet!
Maalesef biz Allah'ın adı ile kanıyoruz ya da kandırılıyoruz!
Diyeceksiniz ki, siyaset ulemasının dahi kandırıldığı şu ahir zamanda, biz kandırılmışız çok mu?
Evet çok!
Bizler inanan bir milletiz ve bu dünya inancımız ile imtihan edildiğimiz bir dünya.
Bu imtihanın özü ise kanmak veya kandırılmak ya da kandırmamaktır!
Bizi illaki birileri kandırmaz, bazen biz nefsimize de uyar onun tarafından da kandırılabiliriz.
Veya ayette, hadiste ve âlim bir zatın sözünde hikmeti aramak yerine kelimelerin anlamlarına bakarak yolda yürümeye çalışır böylece de kanabilir, kandırılabilir veya kandırabiliriz…
Meselelere yaklaşımımız, getirdiğimiz çözümler veya sebep olduğumuz çözümsüzlüklerin özünde, ölçüsüzce teslim olduğumuz "Allah rızası" mantığı vardır desem ne dersiniz!
Şunu çok iyi anlamamız gerekir ki, yaşadığımız bu dünya maddi bir dünya!
Kârı var zararı var! İyisi var kötüsü var! Helalı var haramı var! Ve tüm bu şartlarda muhatabımız insan!
Kulluk yolunda imtihanımız Allah'ın ortaya koyduğu ilahi ölçüler ise de, toplumsal manada imtihanımız ailemiz sonra da milletimiz ile olan muamelemizdir!
Biz birey olarak; yalan konuşmayıp da doğru konuşursak, haram yemeyip de helal yersek, şirk koşmaz da Allah'a itaat edersek, Allah'ın rızasına talip olabiliriz.
Ancak örgütsel veya toplumsal olarak Allah'ın rızasına talip isek saydığımız bu kişisel huylarımızı genele yaymamız lazımdır. Helal lokmayı kiminle yiyeceğiz, doğru sözü kiminle konuşacağız…
Aslında bu işi millet olarak çok iyi biliriz. Bu manada geçmişte ve günümüzde kurulan derneklerimiz, vakıflarımız vardır.
Ancak geldiğimiz şu zamanda bu hasletlerin ne dernek ne de vakıflar ile topluma mal edilemeyeceği hususu da bir gerçeklik kazanmıştır! Bu kurumlar temeli teşkil etse de üzerine bir medeniyet inşa edilememektedir.
Peki, nasıl olacak!
Topluma bu güzel hasletleri yaşayabilmesi için sosyal bir düzeni planlayacak, eğitip öğretecek, koordine edecek asıl unsur, bilfiil devlet ve devleti vücuda getiren siyaset kurumudur.
Peki, devletimizi nasıl rahmet kapısı haline getireceğiz?
Her insanımızın devleti ve onu vücuda getiren siyaset kurumunu önce sorgulaması, tanıması, sonra onun gerekliliğine inanması şarttır.
Kendi ile savaşan, devleti ile savaşan, inancı ile savaşan bir bireyin milletine ve devletine faydalı olması asla mümkün değildir.
Devlet yönetirken veya yönetmeye talip olurken, birinci öncelik asla Allah rızası olamaz!
Neden!
Çünkü din muameledir. Allah rızası ise o muamelenin hayra tebdil edilmesi, yani Allah'ın razı olmasıdır.
Bu işi yapacak ve devleti yönetecek siyasi kadronun ehil kişilerce oluşturulması gerekir. Bu yolda Allah'ın rızasını yapılan iş değil, ilk önce o işi yapacak kadronun liyakati belirleyecektir.
Ne demek!
Mesela, iş yerinize bir muhasebe elemanı lazım diyelim! Siz muhasebeden hiç anlamayan birini sırf iyi bir insan diye işe alır mısınız? Hayır almazsınız. İyi bir insan olması, işe alınacak kişi için ahlaki bir şart ise de bunun bir adım ötesinde, size mesleki bilgi ve tecrübesi olan bir personel lazımdır.
İşte bugüne kadar bu millet, devleti ve onu meydana getiren siyaset kurumunun başına liyakat esasına göre değil de ya ideolojik ya da dini söylemlerine bakarak oy verdiği insanları iktidar yaptı! Hep yumuşak karnından darbe aldı…
Şimdi öyle bir oluşum meydana getirilmeli ki, kendi içinde samimiyeti, uyumu, istişaresi, ast-üst ilişkileri ile en tepeden en aşağıya kadar her türlü duygu ve düşünceyi, eyleme geçirebilme imkân ve kabiliyetine sahip bir kadro oluşturulmalıdır.
Millet de bu kadronun uyumu, birliği ve beraberliğine bakarak, bu kadroyu meydana getiren bireylerin kişisel ve örgütsel uyumundan kendine pay çıkarabilsin, örnek alabilsin, sevsin, gelsin bu yapıya dâhil olarak gerçek Türk milletini vücuda getirsin.
Böylece devlet yönetiminde önce halk sonra Hak iradesi söz sahibi olsun.
Önce halkın rızası kazanılsın, sonra Hak rızası ile mücadele taçlandırılabilsin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Doğan / diğer yazıları
- Aramak, erdem bulmak sorumluluktur / 21.06.2024
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021