Veda Hutbesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi -3-
Vedâ Hutbesi ise, Tevhid itikadını esas alan dünya-kâinat ve hayat görüşü olan Tevhidî dünya görüşünden kaynaklanmıştır
12.09.2024 08:45:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Hâlbuki Vedâ Hutbesi ise, Tevhid itikadını esas alan dünya-kâinat ve hayat görüşü olan Tevhidî dünya görüşünden kaynaklanmıştır.
Vahiyle desteklenen en yüce Peygamberin irad buyurdukları eşi ve benzeri olmayan tarihî bir hutbedir. Yani, bu hitabenin kaynağı İlâhîdir. Her şeyde hâkimiyeti Allah'a veren ölçüler ile va'zedilmiştir.
İlahî ve Nebevî kâinat-insan ve hayat görüşüne göre kâinat, Allah-u Teâlâ'nın taht-ı kudretindedir. Sebepler silsilesi, neticede asıl sebep olan Allah'tan kaynaklanır. Cenab-ı Hak kudreti, ilmi, iradesi ve sanatı ile bu âlemi nizamlamış ve her an onun üzerinde tasarrufu sürmektedir.
Hayat, O'nun 'Hay' ism-i şerifinin tecellisiyle vardır ve hâlen bu tecelli ile devam etmektedir.
İnsan O'nun kudret ve iradesiyle, bir imtihan maksadıyla, Allah'ın halifesi olmak sıfatıyla yaratılmıştır. Ve ölümle başlayan ebedî bir hayat vardır.
Burada insanın hâl ve fiillerinin tarlası hükmündeki dünya hayatının hesabı görülecektir. İslam'ın bu 'düalist' özelliği, yani ahiret ile dünyayı bir bütün olarak telâkki etmesi; insana, hayata ve olaylara bakışını da kendisine has kılmıştır.
Vedâ Hutbesi'yle ve diğer birçok İlâhî ve Nebevî delillerle ortaya çıkan İslam'ın insana bakış modeli, bu sebeplerle Batı'nın materyalist mantığından çok uzaktır ama ilmî ve fıtrî cihetle ele alındığında tam bir isabetle hakikatin kendisi olmuştur.
Buna göre; önce insan bütün gerçekleriyle anlaşılmalıdır. Hak ve hürriyetlerinden bahsedilen insanı tanımamak en büyük tezattır.
Tanınmayan, bilinmeyen, fıtrî özellikleri tespit edilemeyen insana hangi hakkı ve hürriyeti nasıl ve ne miktar vermeliyiz? Bunun tespiti mümkün nüdür?
İnsanı ise ancak Yaratanı bilir. "Yaratan bilmez mi? Çünkü O, Lâtiftir, Habîrdir." O hâlde, insan; kendisini, Yaratanın bildiği ve bildirdiği İlahî ve Nebevî kaynaktan öğrenecektir.
Resulûllah'ın tesis ettiği İslam cemiyetinde, insana aziz ve muhterem bir varlık olarak bakılır ve gerçekte insan, mahlûkâtın eşrefidir. Nitekim şu âyet-i kerime, bunu teyid etmektedir: "Biz gerçekten Âdemoğullarını mükerrem ve şerefli kıldık."
Ve insanın beden aslı toprak olup, ruhu ise bir nefhâ-i İlâhîdir. Bu cevher Allah'tan gelmiştir. Yine O'na rücû edecektir. Her insan Allah'a gidişte seyr-ü seferdedir.
Bu mükerrem varlık, her türlü nefsanî ve şeytanî hâl ve vasıflardan uzaklaşarak, melekî hâl ve sıfatlara bürünüp Cenab-ı Hakk'ın huzuruna kalb-i selimle çıkabilmelidir. Yaratılış gayesi ve hayatın hikmeti budur. İşte Vedâ Hutbesi'nde insana bakış ölçüsü budur.
Hedefi fazilet olan fertlerden oluşan bir toplumda, hak ve hürriyetlere tecavüz değil, bilakis karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma hâkim olur. Nefsi, tecavüzlerinden gemlemek ve bağlamanın ve ruhu yüce şeylere yöneltmenin neticesi iki dünya saadetidir. Hâlbuki, fertlerin hedefi menfaat olan cemiyetlerde, boğuşmaktan başka bir netice yoktur.
Vedâ Hutbesi'nde insan hak ve hürriyetlerine verilen önem, Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin tebliğe memur olduğu Tevhidî dünya görüşünden kaynaklanmaktadır.
Metod farklılığı
Evrensel Beyanname'nin üzerine oturtulduğu materyalist dünya görüşü, doğruyu arama veya insana yaklaşma yolunda beş duyuyu kullanmış; böylece; insanı, dar madde kalıpları içine hapsetmiştir. Bu metodla, değil insanın anlaşılması; en basit sorunlarına dahi cevap verilmesi mümkün değildir.
Hâlbuki Resul-i Ekrem (s.a.v.) Vedâ Hutbesi'nde, insanı ve insana ait hak ve vazifeleri anlatırken hiss-i selim denilen beş duyuyu ve akl-ı selimi de kullanmış, ancak, bunları İlahî vahyin emrine vermiştir. Bu sebeple, sözleri, isabet dolu olan bu hikmeti ihtiva etmiştir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ise; rehbersiz beş duyu, başıboş bir akıl yürütme ve vehimler kullanılmıştır. Kendini tanıyamayanların insan hak ve hürriyetlerinden bahsetmeleri, isabetsiz ve yetersiz, dolayısıyla garip olmuştur.
Ölçü farklılığı
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde (dünya görüşünün materyalist oluşu sebebiyle) iki temel yanlışlık yer alır. Bu sebeple de Vedâ Hutbesi'yle mukayese edilemeyecek derecede kısır ve hakkaniyetten uzak kalmıştır:
1. Hak-bâtıl, doğru-yanlışın ayrılmaması:
Beyanname, ölçü yanlışlığı ve zaafı dolayısıyla, hak-bâtıl, doğru-yanlış sınırlarını tayin ve tespitte isabet edememiştir. Bu yanlış ölçü, insanı anlamak ve anlatmakta da kullanılacağından, insanın keşfi mümkün olmamıştır. İnsan anlaşılmadan, onun hak ve hürriyetlerinden bahsetmenin tutarlı ve doğru olmayacağı açıktır.
2. Doğru ve yanlışın boyutunun tespit edilmemesi:
Bilindiği üzere; her doğrunun önem derecesi, her yanlışın da vehamet boyutu vardır.
Beyanname, ölçü zaafı ve yanlışlığı yüzünden bunu da tesbitten âciz kılmıştır. Böylece bazen doğruya yanlış, yanlışa doğru denmiş; bazen de vahim bir yanlış, basit bir yanlış gibi telakki edilmiş, suç ve ceza takdiri de buna göre yanlış ya da hatalı olmuştur.
Hâlbuki Resul-i Ekrem'in Vedâ Hutbesi'yle ortaya koyduğu ölçüler İlâhîdir. Yani, Hak ve bâtılın ne olduğunu, önem ve vehamet derecelerini; buna göre suç-ceza dengesini Allah-u Teâlâ ortaya koymuştur. Bu sebeple de, doğru ve mükemmel olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş Rahmet-el lil Alemin eserinden)
Vahiyle desteklenen en yüce Peygamberin irad buyurdukları eşi ve benzeri olmayan tarihî bir hutbedir. Yani, bu hitabenin kaynağı İlâhîdir. Her şeyde hâkimiyeti Allah'a veren ölçüler ile va'zedilmiştir.
İlahî ve Nebevî kâinat-insan ve hayat görüşüne göre kâinat, Allah-u Teâlâ'nın taht-ı kudretindedir. Sebepler silsilesi, neticede asıl sebep olan Allah'tan kaynaklanır. Cenab-ı Hak kudreti, ilmi, iradesi ve sanatı ile bu âlemi nizamlamış ve her an onun üzerinde tasarrufu sürmektedir.
Hayat, O'nun 'Hay' ism-i şerifinin tecellisiyle vardır ve hâlen bu tecelli ile devam etmektedir.
İnsan O'nun kudret ve iradesiyle, bir imtihan maksadıyla, Allah'ın halifesi olmak sıfatıyla yaratılmıştır. Ve ölümle başlayan ebedî bir hayat vardır.
Burada insanın hâl ve fiillerinin tarlası hükmündeki dünya hayatının hesabı görülecektir. İslam'ın bu 'düalist' özelliği, yani ahiret ile dünyayı bir bütün olarak telâkki etmesi; insana, hayata ve olaylara bakışını da kendisine has kılmıştır.
Vedâ Hutbesi'yle ve diğer birçok İlâhî ve Nebevî delillerle ortaya çıkan İslam'ın insana bakış modeli, bu sebeplerle Batı'nın materyalist mantığından çok uzaktır ama ilmî ve fıtrî cihetle ele alındığında tam bir isabetle hakikatin kendisi olmuştur.
Buna göre; önce insan bütün gerçekleriyle anlaşılmalıdır. Hak ve hürriyetlerinden bahsedilen insanı tanımamak en büyük tezattır.
Tanınmayan, bilinmeyen, fıtrî özellikleri tespit edilemeyen insana hangi hakkı ve hürriyeti nasıl ve ne miktar vermeliyiz? Bunun tespiti mümkün nüdür?
İnsanı ise ancak Yaratanı bilir. "Yaratan bilmez mi? Çünkü O, Lâtiftir, Habîrdir." O hâlde, insan; kendisini, Yaratanın bildiği ve bildirdiği İlahî ve Nebevî kaynaktan öğrenecektir.
Resulûllah'ın tesis ettiği İslam cemiyetinde, insana aziz ve muhterem bir varlık olarak bakılır ve gerçekte insan, mahlûkâtın eşrefidir. Nitekim şu âyet-i kerime, bunu teyid etmektedir: "Biz gerçekten Âdemoğullarını mükerrem ve şerefli kıldık."
Ve insanın beden aslı toprak olup, ruhu ise bir nefhâ-i İlâhîdir. Bu cevher Allah'tan gelmiştir. Yine O'na rücû edecektir. Her insan Allah'a gidişte seyr-ü seferdedir.
Bu mükerrem varlık, her türlü nefsanî ve şeytanî hâl ve vasıflardan uzaklaşarak, melekî hâl ve sıfatlara bürünüp Cenab-ı Hakk'ın huzuruna kalb-i selimle çıkabilmelidir. Yaratılış gayesi ve hayatın hikmeti budur. İşte Vedâ Hutbesi'nde insana bakış ölçüsü budur.
Hedefi fazilet olan fertlerden oluşan bir toplumda, hak ve hürriyetlere tecavüz değil, bilakis karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma hâkim olur. Nefsi, tecavüzlerinden gemlemek ve bağlamanın ve ruhu yüce şeylere yöneltmenin neticesi iki dünya saadetidir. Hâlbuki, fertlerin hedefi menfaat olan cemiyetlerde, boğuşmaktan başka bir netice yoktur.
Vedâ Hutbesi'nde insan hak ve hürriyetlerine verilen önem, Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin tebliğe memur olduğu Tevhidî dünya görüşünden kaynaklanmaktadır.
Metod farklılığı
Evrensel Beyanname'nin üzerine oturtulduğu materyalist dünya görüşü, doğruyu arama veya insana yaklaşma yolunda beş duyuyu kullanmış; böylece; insanı, dar madde kalıpları içine hapsetmiştir. Bu metodla, değil insanın anlaşılması; en basit sorunlarına dahi cevap verilmesi mümkün değildir.
Hâlbuki Resul-i Ekrem (s.a.v.) Vedâ Hutbesi'nde, insanı ve insana ait hak ve vazifeleri anlatırken hiss-i selim denilen beş duyuyu ve akl-ı selimi de kullanmış, ancak, bunları İlahî vahyin emrine vermiştir. Bu sebeple, sözleri, isabet dolu olan bu hikmeti ihtiva etmiştir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ise; rehbersiz beş duyu, başıboş bir akıl yürütme ve vehimler kullanılmıştır. Kendini tanıyamayanların insan hak ve hürriyetlerinden bahsetmeleri, isabetsiz ve yetersiz, dolayısıyla garip olmuştur.
Ölçü farklılığı
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde (dünya görüşünün materyalist oluşu sebebiyle) iki temel yanlışlık yer alır. Bu sebeple de Vedâ Hutbesi'yle mukayese edilemeyecek derecede kısır ve hakkaniyetten uzak kalmıştır:
1. Hak-bâtıl, doğru-yanlışın ayrılmaması:
Beyanname, ölçü yanlışlığı ve zaafı dolayısıyla, hak-bâtıl, doğru-yanlış sınırlarını tayin ve tespitte isabet edememiştir. Bu yanlış ölçü, insanı anlamak ve anlatmakta da kullanılacağından, insanın keşfi mümkün olmamıştır. İnsan anlaşılmadan, onun hak ve hürriyetlerinden bahsetmenin tutarlı ve doğru olmayacağı açıktır.
2. Doğru ve yanlışın boyutunun tespit edilmemesi:
Bilindiği üzere; her doğrunun önem derecesi, her yanlışın da vehamet boyutu vardır.
Beyanname, ölçü zaafı ve yanlışlığı yüzünden bunu da tesbitten âciz kılmıştır. Böylece bazen doğruya yanlış, yanlışa doğru denmiş; bazen de vahim bir yanlış, basit bir yanlış gibi telakki edilmiş, suç ve ceza takdiri de buna göre yanlış ya da hatalı olmuştur.
Hâlbuki Resul-i Ekrem'in Vedâ Hutbesi'yle ortaya koyduğu ölçüler İlâhîdir. Yani, Hak ve bâtılın ne olduğunu, önem ve vehamet derecelerini; buna göre suç-ceza dengesini Allah-u Teâlâ ortaya koymuştur. Bu sebeple de, doğru ve mükemmel olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş Rahmet-el lil Alemin eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.