Ülkemizde 1985 yılından beri 3 - 9 Aralık tarihleri arasında "Vakıf Haftası" kutlanmaktadır.Vakıf müessesesinin tarihi çok eskilere dayanır. İslâm'dan önce Arabistan'da bilinen en eski vakıf Mekke'deki Kâbe'dir. Yeryüzünde ilk mabed olarak kabul edilen Kabe'nin ilk ustası Hz. Adem(as) olduğuna göre vakıf medeniyetinin tarihi insanlıkla aynı yaştadır. Vakıf medeniyetinin peygamber efendimiz döneminde de biz Müslümanlara bir görev olarak verilmesi Ayeti Kerime ile olmuştur. Vakıf medeniyetinin dayanağı Kur'an ve Sünnettir."Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz" (Al-i İmran, 3/92). Sahabeden Ebu Talha (ra) bu ayet inince; "Rabbimiz bizden mallarımızı kendi yolunda harcamamızı istiyor. Ey Allah'ın elçisi, en sevdiğim "Beyruhâ" arazimi Allah için tasadduk etmek istiyorum" dedi. Hz. Muhammed'in, araziyi en yakın hısımlarına vermesini tavsiye etmesi üzerine de, onu amcasının oğulları ve diğer bazı hısımları arasında taksim etti (Buharî, Zekat, 44)."Âdemoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. Devamlı sadaka (sadaka-i câriye) meydana getirenler, topluma yararlı bir ilim (eser) bırakanlar ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk bırakanlar" (Tirmizî, Ahkâm, 36). Hadiste geçen "sadaka-i câriye" nin vakfı da kapsamına aldığında şüphe yoktur. Hz. Ayşe'den (ra) nakledildiğine göre, Resulullah (sav) Medine'deki yedi parça mülkünü vakfetmiştir.(Şamil İslam Ansiklopedisi)Ülkemizin her bir karış toprağı ecdadımızın kurduğu vakıf eserleriyle doludur. Özellikle Osmanlı döneminde vakıf müesseseleri öğle bir hal almıştır ki, bırakın insanları, başıboş dolaşan sokak hayvanları için, ağaçları korumak için bile vakıflar kurulmuştur. Osmanlı döneminde, vakıf müesseseleri bir medeniyet halini almıştır. Osmanlı hâkimiyetinin bir adına da "vakıf medeniyeti " de denilmiştir.Vakıflar ülkemizde kurumlaşmış bir halde olmasına rağmen, milletimiz ecdadımızın vakıf konusunda gösterdiği hassasiyeti gösterememektedir. Bunun sebebi de millet olarak içinde bulunduğumuz maddi ve manevi erozyon olsa gerektir. Batının değerlerini kendimize değer olarak almaya devam ettiğimiz sürece, vakıf diye bir mesele duyunca, ancak; ecdat yadigârlarıyla öğünmekle yetiniriz.Ecdadın vakıf konusundaki hassasiyetini daha iyi anlayabilmek için, Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet Han ve Kanuni Sultan Süleyman hazretlerinin vakıf hakkında söyledikleri sözlerini aktaralım:Fatih Sultan Mehmet'in Vakıf Hassasiyeti;... " Ben ki İstanbul fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmed bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul'un Taşlık mevkiinde kain ve malumu'l-hudud olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim. Şöyle ki: Bu gayr-ı menkulatımdan elde olunacak nemalarla İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim... Ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasb eyledim. Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul'a çıkalar, bila istisna her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası şifayap olalar. Değilse kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülaceze'ye kaldıralar, orada salah bulduralar. ... Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın kavimleri ve medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelemeyenlerin yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle..."(Fatih Sultan Mehmet Han'ın Vasiyetinden) Kanuni Sultan Süleyman'ın Vakıf Duası:" Her kimse ki; Vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına itina gösterirse, bağışlayıcı olan Allahu Teâlâ'nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin..."(Kanuni Sultan Süleyman Vakfiyesinden)Kanuni Sultan Süleyman'ın Vakıf Bedduası:Allah'a ve Ahiret gününe inanan, güzel ve temiz olan Hazreti Peygamberi tasdik eden, Sultan, Emir, Bakan, küçük veya büyük herhangi bir kimseye, bu vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka bir hale getirmek, iptal etmek, işlemez hale getirmek, ihmal etmek ve tebdil etmek helal olmaz. Kim onun şartlarından herhangi bir şeyi veya kaidelerinden herhangi bir kaideyi bozuk bir yorum ve geçersiz bir yöntemle değiştirir, iptal eder ve değiştirilmesi için uğraşır, fesh edilmesine veya başka bir hale dönüştürülmesine kastederse, haramı üstlenmiş, günaha girmiş ve masiyetleri irtikâp etmiş olur. Böylece günahkârlar alınlarından tutularak cezalandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Mâlik onların isteklisi, zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun. Zira Allah'ın hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerindedir. Kuşkusuz O, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez..." (Kanuni Sultan Süleyman Vakfiyesinden)Her vakıf haftasında, ecdat yadigârlarıyla öğünüp, eski eserlerini, tarihi bir yapıyı koruma mantığıyla anlatmak yerine; ecdadın "vakıf medeniyeti" mantığının yeniden canlandırılması için uğraşılması gerekmektedir. Bize vakıf medeniyeti bırakan ecdadımızı bu vesileyle rahmetle anıyoruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Umre sonrası bir muhasebe -1- / 21.01.2026
- Ölmeden evvel ölmek ne demek? / 19.01.2026
- Umre nasihatleri -5- / 17.01.2026
- Umre nasihatleri -4- / 16.01.2026
- Umre nasihatleri -3- / 15.01.2026
- Umre nasihatleri -2- / 14.01.2026
- Umre nasihatleri -1- / 13.01.2026
- Kibirden tevazua: İnsan olmanın imtihanı / 12.01.2026
- Rahman ve Rahim olan Allah / 11.01.2026
- Asıl gündem: Açlık ve yoksulluk / 10.01.2026
- Ölmeden evvel ölmek ne demek? / 19.01.2026
- Umre nasihatleri -5- / 17.01.2026
- Umre nasihatleri -4- / 16.01.2026
- Umre nasihatleri -3- / 15.01.2026
- Umre nasihatleri -2- / 14.01.2026
- Umre nasihatleri -1- / 13.01.2026
- Kibirden tevazua: İnsan olmanın imtihanı / 12.01.2026
- Rahman ve Rahim olan Allah / 11.01.2026
- Asıl gündem: Açlık ve yoksulluk / 10.01.2026






























































































