Bir ülkede ekonominin iyiye gittiğinin bir göstergesi de keneflerdeki hareketlilik değil mi?
Bir karikatür yarışmasında birinci olan eserin çizgileri çok sade idi.
Ne mi çizmişti karikatürist?
Büyük abdest bölgesi örümcek bağlamış bir adam.
Ecevit döneminde Ümraniye'de bir camiye uğramak zorunda kalmıştım.
Çünkü akşam namazı dara girmişti.
Abdest alma mahalline vardım ki, WC görevlisi uyuyordu.
Dün Sofular'da, yine akşam namazını kılmak için uğradığım camiinin WC görevlisi uyuyordu.
İşler nasıl diye sordum?
Yüz haddinden ne demek istediği anlaşılıyordu.
Adetten olmak üzre, bazı anlaşılmaz tabirlerle ekonomik gidişat anlatılmaya çalışılır.
Özal'dan tevarüs etmiş bir çeşit uyanıklık.
TÜFE, yani tüketici fiyat endeksi.
ÜFE, üretici fiyat endeksi.
Nice insanımız bilmez bu efsunlu kelimelerin ne anlama geldiğini. Bilmediği için de iyi bir şey zanneder.
Ben de diyorum ki, TÜFE, ÜFE değil, başka göstergeler ülkenin ekonomisinin ne alemde olduğunun en sağlıklı ölçüsüdür.
Geçen hafta bir uzman DPT'li ile sohbet ediyorum.
Bizden ne istenirse ve nasıl istenirse öyle üretiriz.
Ama hiçbir zaman reel değildir.
İktidarın gönlüne göre rakamlar oluşturulur.
Hele de maliyeden sorumlu bakan, "döverim haa!" tarzında bir anlayışa sahip olduktan sonra, ya dayak yiyip Kars dolaylarında kayak yapacaksınız.
Ya da hükümete kıyak yapacaksınız.
Kısacası rakamların temeli;
Dayak,
Kayak,
Kıyak ve kaydırak esasına oturtulmuş.
En büyük korkum, mutfağa yansımayan bu milli gelirin ikiye katlaması boşanma patlamasına sebep olacak.
Milli gelir ikiye katladığı halde hala evinin ihtiyaçlarını karşılamayan aile reislerini şöyle bir soru bekliyor; paranın, ya da milli gelirin ikinci mislini nereler ve kiminle yiyorsun?
Yoksa sen başka dolaplar mı çeviriyorsun.
Durakta otobüs beklemeyi sevmeyenler ve otobüsün sürücüleri hariç, hiçbir gazete patronu, "iyi gidiyor işte" manşetini atmıyor.
Dün akşam "Haftanın Sohbeti" programını izleyen Başbakan Salı günü kendince cevaplar veriyor.
İyi de Prof. Dr. Haydar Baş, cek, cak, tutacak, yutacak gibi cümleler kullanmadı ki, Başbakan olacak, tutacak, yutacak diye cevaplar veriyor.
Ülkenin 350 milyar dolar borcu var.
Hükümetin topladığı vergiler İMF'ye ödenecek faizlere yetmiyor.
İktidara gelirlerken bir dolara devraldıkları benzin, iki dolar oldu. Rutin olarak her hafta akaryakıta zam geliyor.
Bazıları da hala, "hiç olsun zam olmuyor" diyor.
Olmuyor mu?
Vatandaş aç, sefil, işsiz, ama ekonomi iyi gidiyor.
İyi de bu hikayeyi kim yiyor?
Hiç kimse!
Turgut İzmit'ten...
Metin yazarı
Patron, şirketin metin yazarını çağırır:
-"Son yazdığın eğitim bildirisini beğenmedim... Bu bildiriler, şirketteki en aptal kişilerin bile anlayabileceği şekilde yazılmalı..."
Haftalar süren emeğine bakakalan metin yazarı, sakin, yanıtlar:
-"Hay hay efendim... Siz nereleri anlamadınız?"
Yavaş şeyler çalmış!
Ünlü piyanist sahneye çıkar ve konserine başlar. Daha ilk şarkının ortalarında, en önde oturan bir kadının uyuyakaldığına dikkat eder. Kadın konser bitimine kadar uyur. Konser bitip de mükemmel performanstan ötürü seyirciler çılgınca alkışlamaya başlayınca, kadın da bir anda uyanır. Piyanist kadının kulağına eğilir:
"Vallahi ben uyanmayasınız diye hep yavaş şeyler çalmıştım ama alkışları engelleyemedim, özür dilerim..."
Müslümanın hali
New york'da küçük bir çocuğu azgın bir köpeğin dişlerinden kurtaran ve hayvanı boğan iri yarı delikanlının yanına koşan gazete muhabiri sormuş:
- Kahraman Amerikalı, çocuğun hayatını kurtardı, diye yazabilir miyim?
- Ben Amerikalı değil Pakistanlıyım, demiş adam...
Ertesi gün New York Times'da manşet:
"Köktendinci Müslüman, Central Park'ta bir köpeği boğdu. FBI olayın El Kaide bağlantısını araştırıyor..." ,
Basından...
112 yaşında doktor yüzü görmedi. (medya)
Doktor yüzü görmediği için 112 senedir yaşıyor zaten.
Bir fıkra...
Neyzen Tevfik'e doktoru;
"Akşam bana uğra da seni bir muayene edeyim" demiş.
Cevap vermiş Neyzen:
"Bırak beni doktor, ben kendi başıma da ölürüm."
Bir şiirinde de şunu diyor:
"Bir hezaketzedeyim, midemi tıp tepti benim."
Hezaketzede; tabib-i hazik/uzman doktor kurbanı demek.
İçki kullanırsan güçten takatten düşersin diye nasihat etmiş doktoru Neyzen'e.
Aradan birkaç gün geçmiş, karşılaşmışlar.
Tutturamadın doktor demiş Neyzen.
Seninle konuştuğum zaman bu içki varilini kıpırdatamıyordum.
Oysa şimdi çok rahat kaldırıyorum.
Bir karikatür yarışmasında birinci olan eserin çizgileri çok sade idi.
Ne mi çizmişti karikatürist?
Büyük abdest bölgesi örümcek bağlamış bir adam.
Ecevit döneminde Ümraniye'de bir camiye uğramak zorunda kalmıştım.
Çünkü akşam namazı dara girmişti.
Abdest alma mahalline vardım ki, WC görevlisi uyuyordu.
Dün Sofular'da, yine akşam namazını kılmak için uğradığım camiinin WC görevlisi uyuyordu.
İşler nasıl diye sordum?
Yüz haddinden ne demek istediği anlaşılıyordu.
Adetten olmak üzre, bazı anlaşılmaz tabirlerle ekonomik gidişat anlatılmaya çalışılır.
Özal'dan tevarüs etmiş bir çeşit uyanıklık.
TÜFE, yani tüketici fiyat endeksi.
ÜFE, üretici fiyat endeksi.
Nice insanımız bilmez bu efsunlu kelimelerin ne anlama geldiğini. Bilmediği için de iyi bir şey zanneder.
Ben de diyorum ki, TÜFE, ÜFE değil, başka göstergeler ülkenin ekonomisinin ne alemde olduğunun en sağlıklı ölçüsüdür.
Geçen hafta bir uzman DPT'li ile sohbet ediyorum.
Bizden ne istenirse ve nasıl istenirse öyle üretiriz.
Ama hiçbir zaman reel değildir.
İktidarın gönlüne göre rakamlar oluşturulur.
Hele de maliyeden sorumlu bakan, "döverim haa!" tarzında bir anlayışa sahip olduktan sonra, ya dayak yiyip Kars dolaylarında kayak yapacaksınız.
Ya da hükümete kıyak yapacaksınız.
Kısacası rakamların temeli;
Dayak,
Kayak,
Kıyak ve kaydırak esasına oturtulmuş.
En büyük korkum, mutfağa yansımayan bu milli gelirin ikiye katlaması boşanma patlamasına sebep olacak.
Milli gelir ikiye katladığı halde hala evinin ihtiyaçlarını karşılamayan aile reislerini şöyle bir soru bekliyor; paranın, ya da milli gelirin ikinci mislini nereler ve kiminle yiyorsun?
Yoksa sen başka dolaplar mı çeviriyorsun.
Durakta otobüs beklemeyi sevmeyenler ve otobüsün sürücüleri hariç, hiçbir gazete patronu, "iyi gidiyor işte" manşetini atmıyor.
Dün akşam "Haftanın Sohbeti" programını izleyen Başbakan Salı günü kendince cevaplar veriyor.
İyi de Prof. Dr. Haydar Baş, cek, cak, tutacak, yutacak gibi cümleler kullanmadı ki, Başbakan olacak, tutacak, yutacak diye cevaplar veriyor.
Ülkenin 350 milyar dolar borcu var.
Hükümetin topladığı vergiler İMF'ye ödenecek faizlere yetmiyor.
İktidara gelirlerken bir dolara devraldıkları benzin, iki dolar oldu. Rutin olarak her hafta akaryakıta zam geliyor.
Bazıları da hala, "hiç olsun zam olmuyor" diyor.
Olmuyor mu?
Vatandaş aç, sefil, işsiz, ama ekonomi iyi gidiyor.
İyi de bu hikayeyi kim yiyor?
Hiç kimse!
Turgut İzmit'ten...
Metin yazarı
Patron, şirketin metin yazarını çağırır:
-"Son yazdığın eğitim bildirisini beğenmedim... Bu bildiriler, şirketteki en aptal kişilerin bile anlayabileceği şekilde yazılmalı..."
Haftalar süren emeğine bakakalan metin yazarı, sakin, yanıtlar:
-"Hay hay efendim... Siz nereleri anlamadınız?"
Yavaş şeyler çalmış!
Ünlü piyanist sahneye çıkar ve konserine başlar. Daha ilk şarkının ortalarında, en önde oturan bir kadının uyuyakaldığına dikkat eder. Kadın konser bitimine kadar uyur. Konser bitip de mükemmel performanstan ötürü seyirciler çılgınca alkışlamaya başlayınca, kadın da bir anda uyanır. Piyanist kadının kulağına eğilir:
"Vallahi ben uyanmayasınız diye hep yavaş şeyler çalmıştım ama alkışları engelleyemedim, özür dilerim..."
Müslümanın hali
New york'da küçük bir çocuğu azgın bir köpeğin dişlerinden kurtaran ve hayvanı boğan iri yarı delikanlının yanına koşan gazete muhabiri sormuş:
- Kahraman Amerikalı, çocuğun hayatını kurtardı, diye yazabilir miyim?
- Ben Amerikalı değil Pakistanlıyım, demiş adam...
Ertesi gün New York Times'da manşet:
"Köktendinci Müslüman, Central Park'ta bir köpeği boğdu. FBI olayın El Kaide bağlantısını araştırıyor..." ,
Basından...
112 yaşında doktor yüzü görmedi. (medya)
Doktor yüzü görmediği için 112 senedir yaşıyor zaten.
Bir fıkra...
Neyzen Tevfik'e doktoru;
"Akşam bana uğra da seni bir muayene edeyim" demiş.
Cevap vermiş Neyzen:
"Bırak beni doktor, ben kendi başıma da ölürüm."
Bir şiirinde de şunu diyor:
"Bir hezaketzedeyim, midemi tıp tepti benim."
Hezaketzede; tabib-i hazik/uzman doktor kurbanı demek.
İçki kullanırsan güçten takatten düşersin diye nasihat etmiş doktoru Neyzen'e.
Aradan birkaç gün geçmiş, karşılaşmışlar.
Tutturamadın doktor demiş Neyzen.
Seninle konuştuğum zaman bu içki varilini kıpırdatamıyordum.
Oysa şimdi çok rahat kaldırıyorum.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024