Bugün Afrin'den bahsetmeyeceğim ama 1000 Afrin öneminde bir konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
Dünyada sanayileşme Almanların endüstri 4.0 dedikleri bambaşka bir döneme girdi. Sonuçları insandan başlayarak devletleri değiştirecek, dünyayı değiştirecek önemde ve bu bir hedef filan değil, bir proje ve tüm sanayi ülkeleri bu yolculuğa çıkmış durumdalar. Sanayi denilince ilk ülke olarak aklımıza gelen Almanya az sonra değineceğim üzere endüstri 4.0 dediği yeni sanayi hamlesinin ilk meyvelerini toplamaya başladı bile!
Konuya şuradan girelim: Yeni sanayi dönemi bir yana Türkiye klasik sanayinin neresinde bulunuyor?
Hayati bir soru ve sorunla karşı karşıyayız!
Çünkü dünyada sanayileşmeden kalkınmış, zengin olmuş, sınıf atlamış bir ülke yoktur. Yani zenginliğin yolu, refahın yolu mutlaka ve mutlaka üretmekten ve imalat sanayinden geçiyor. Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana üretken bir sanayiye sahip olmayı hedeflemiştir. Osmanlı'nın son dönemini de hesaba kattığımızda 150-200 yıllık bir sanayi tarihimiz var. İki asra yakın süre sonunda geldiğimiz nokta şudur:
Türkiye 2014 yılında 120 milyar dolarlık imalat sanayi üretimi yapmıştır.
Türkiye'nin 120 milyar doları özellikle Güney Kore gibi, Doğu Asya ülkeleri gibi örnekleri hatırladığımızda dramatik seviyede düşüktür. Yarışa 70'li yılların başında 50. sıralarda başlayan Güney Kore şu an bu skalada 5. sıradadır. Güney Kore 60'lı yıllardan itibaren başarı ile uyguladığı stratejik ve seçici sınayi-teknoloji politikaları sayesinde Samsung, Kia ve Hyundai gibi gerçek manada küresel markalar çıkarmış ve teknoloji-yoğun ürünlerde yeniliklere imza atan küresel oyuncu haline gelmiştir. Bugün Güney Kore, Türkiye'nin 4 katı civarında üretim yapmaktadır.
Niye Türkiye değil de Güney Kore? Bu soru önemlidir ve hayatidir.
Aslında parlak bir girişle sanayi hikâyemizi başlatmıştık! Atatürk yüzyılın başında çok cesur, vizyoner ve alt yapısı sağlam bir endüstri sürecine girişti. Dünya savaşı mağlubu, bununla da sınırlı değil, Balkanlar'dan, Yemen'e 7 cephede savaşmış ve hep kaybetmiş, insan birikimini yitirmiş, sermaye ve teknolojik birikimi sıfır değil, sıfırın altında olan bir ülkede, tüm namüsait koşullara rağmen müthiş bir sanayileşme süreci başlattı. Atatürk çok değil 23-38 arası sadece 15 yıl süren iktidarı süresince uçaktan tanka, kumaştan kâğıda, kimyadan ilaç sanayine kadar pek çok alanda yatırımlar hayata geçirdi. Üstelik bunları borçla değil özgün bir proje ile milli kaynaklar seferber edilmek sureti ile gerçekleştirildi. Planlı, disiplinli ve akıllıca yaklaşımlar ile Türkiye Cumhuriyeti ıskaladığı sanayi devrimini kuyruğundan yakaladı.
Ve hiç şüpheniz olmasın bugün ülkede sanayi adına ne varsa Atatürk döneminde atılan bu temellere borçluyuz. Atatürk sonrası ise tam bir bühtan! En üste seviyede yakalanan sanayi devrimi, Batı ile kurulan ilişkilerin etkisi ve baskısı altında yok edildi. Bugün tarımda ne yaşıyorsak o gün sanayi için onu yaşadık. Hükümet bugün hani üretmek yerine ucuz et, ucuz buğday, ucuz saman ithal ederek nasıl tarımı yok etti ise o gün de sanayi için aynı politika uygulandı.
Türkiye üretmek yerine ithalata dayalı ve elbette borçlandırıcı yöntemlerle sanayisini büyümeden öldüren bir ülke oldu! Bunun sorumlusu 'sol üretmez sağ üretir' diyen Atatürk sonrasının tüm sağ iktidarlardır!
Atatürk dönemi sanayileşmesi bize şunu da göstermiştir ki sorun sermaye eksikliği değil niyet bozukluğudur.
Devam edelim?
İthal ikameci sanayi hamlesine Atatürk en kritik noktadan teknoloji yoğunluklu alanlardan, mesela uçak gibi başlarken, sonrasında terk edilen sanayinin arta kalan kısmında da gıda ve tekstil gibi görece basit sanayi ürünlerinin imalatı gerçekleştirilmiştir. Ama ikinci ve en kritik aşama olan ara malları, yatırım malları üretimi başarılamamıştır.
Verilen teşvikler manasız, verimsiz sektörleri fonlayan, ihracatı esas almayan, firmaların önüne somut hedefler koymayan, sanayiyi teşvik değil, yandaş zengin üretmeyi hedefleyen, disiplinden kopuk ve denetimsizdir. Sonuçta Türkiye sanayileşmesini gerçekleştirememiştir.
En sonunda ekonomik liberalleşme dalgasına teslim olarak sanayileşme ve teknolojiyi reddeden, elindeki sanayi kuruluşlarını yabancılaştıran ve hizmet sektörünü teşvikleyen bir döneme girdik. Sanayicinin üretim yapmak yerine fabrika arsasına bir AVM veya konut projesi yapmayı tercih ettiği ya da mesela Harward mezunu iş adamı Ferit Şahenk'in kebapçılık yaptığı bir ülke ekonomisi gerçekliğine dönüştük!
(Bu önemli konuya devam edeceğiz?)
Dünyada sanayileşme Almanların endüstri 4.0 dedikleri bambaşka bir döneme girdi. Sonuçları insandan başlayarak devletleri değiştirecek, dünyayı değiştirecek önemde ve bu bir hedef filan değil, bir proje ve tüm sanayi ülkeleri bu yolculuğa çıkmış durumdalar. Sanayi denilince ilk ülke olarak aklımıza gelen Almanya az sonra değineceğim üzere endüstri 4.0 dediği yeni sanayi hamlesinin ilk meyvelerini toplamaya başladı bile!
Konuya şuradan girelim: Yeni sanayi dönemi bir yana Türkiye klasik sanayinin neresinde bulunuyor?
Hayati bir soru ve sorunla karşı karşıyayız!
Çünkü dünyada sanayileşmeden kalkınmış, zengin olmuş, sınıf atlamış bir ülke yoktur. Yani zenginliğin yolu, refahın yolu mutlaka ve mutlaka üretmekten ve imalat sanayinden geçiyor. Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana üretken bir sanayiye sahip olmayı hedeflemiştir. Osmanlı'nın son dönemini de hesaba kattığımızda 150-200 yıllık bir sanayi tarihimiz var. İki asra yakın süre sonunda geldiğimiz nokta şudur:
Türkiye 2014 yılında 120 milyar dolarlık imalat sanayi üretimi yapmıştır.
Türkiye'nin 120 milyar doları özellikle Güney Kore gibi, Doğu Asya ülkeleri gibi örnekleri hatırladığımızda dramatik seviyede düşüktür. Yarışa 70'li yılların başında 50. sıralarda başlayan Güney Kore şu an bu skalada 5. sıradadır. Güney Kore 60'lı yıllardan itibaren başarı ile uyguladığı stratejik ve seçici sınayi-teknoloji politikaları sayesinde Samsung, Kia ve Hyundai gibi gerçek manada küresel markalar çıkarmış ve teknoloji-yoğun ürünlerde yeniliklere imza atan küresel oyuncu haline gelmiştir. Bugün Güney Kore, Türkiye'nin 4 katı civarında üretim yapmaktadır.
Niye Türkiye değil de Güney Kore? Bu soru önemlidir ve hayatidir.
Aslında parlak bir girişle sanayi hikâyemizi başlatmıştık! Atatürk yüzyılın başında çok cesur, vizyoner ve alt yapısı sağlam bir endüstri sürecine girişti. Dünya savaşı mağlubu, bununla da sınırlı değil, Balkanlar'dan, Yemen'e 7 cephede savaşmış ve hep kaybetmiş, insan birikimini yitirmiş, sermaye ve teknolojik birikimi sıfır değil, sıfırın altında olan bir ülkede, tüm namüsait koşullara rağmen müthiş bir sanayileşme süreci başlattı. Atatürk çok değil 23-38 arası sadece 15 yıl süren iktidarı süresince uçaktan tanka, kumaştan kâğıda, kimyadan ilaç sanayine kadar pek çok alanda yatırımlar hayata geçirdi. Üstelik bunları borçla değil özgün bir proje ile milli kaynaklar seferber edilmek sureti ile gerçekleştirildi. Planlı, disiplinli ve akıllıca yaklaşımlar ile Türkiye Cumhuriyeti ıskaladığı sanayi devrimini kuyruğundan yakaladı.
Ve hiç şüpheniz olmasın bugün ülkede sanayi adına ne varsa Atatürk döneminde atılan bu temellere borçluyuz. Atatürk sonrası ise tam bir bühtan! En üste seviyede yakalanan sanayi devrimi, Batı ile kurulan ilişkilerin etkisi ve baskısı altında yok edildi. Bugün tarımda ne yaşıyorsak o gün sanayi için onu yaşadık. Hükümet bugün hani üretmek yerine ucuz et, ucuz buğday, ucuz saman ithal ederek nasıl tarımı yok etti ise o gün de sanayi için aynı politika uygulandı.
Türkiye üretmek yerine ithalata dayalı ve elbette borçlandırıcı yöntemlerle sanayisini büyümeden öldüren bir ülke oldu! Bunun sorumlusu 'sol üretmez sağ üretir' diyen Atatürk sonrasının tüm sağ iktidarlardır!
Atatürk dönemi sanayileşmesi bize şunu da göstermiştir ki sorun sermaye eksikliği değil niyet bozukluğudur.
Devam edelim?
İthal ikameci sanayi hamlesine Atatürk en kritik noktadan teknoloji yoğunluklu alanlardan, mesela uçak gibi başlarken, sonrasında terk edilen sanayinin arta kalan kısmında da gıda ve tekstil gibi görece basit sanayi ürünlerinin imalatı gerçekleştirilmiştir. Ama ikinci ve en kritik aşama olan ara malları, yatırım malları üretimi başarılamamıştır.
Verilen teşvikler manasız, verimsiz sektörleri fonlayan, ihracatı esas almayan, firmaların önüne somut hedefler koymayan, sanayiyi teşvik değil, yandaş zengin üretmeyi hedefleyen, disiplinden kopuk ve denetimsizdir. Sonuçta Türkiye sanayileşmesini gerçekleştirememiştir.
En sonunda ekonomik liberalleşme dalgasına teslim olarak sanayileşme ve teknolojiyi reddeden, elindeki sanayi kuruluşlarını yabancılaştıran ve hizmet sektörünü teşvikleyen bir döneme girdik. Sanayicinin üretim yapmak yerine fabrika arsasına bir AVM veya konut projesi yapmayı tercih ettiği ya da mesela Harward mezunu iş adamı Ferit Şahenk'in kebapçılık yaptığı bir ülke ekonomisi gerçekliğine dönüştük!
(Bu önemli konuya devam edeceğiz?)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Erimhan / diğer yazıları
- Sahili olmayan umman / 14.04.2022
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021