Prof. Dr. Haydar BAŞ – İmam Zeynelabidin
İmam Seccad (a.s.) Medinelilere şöyle hitab etti: “Ey insanlar! İmam Hüseyin’in öldürülmesinin acısıyla parçalanmayacak kalp var mıdır? Hangi yürek O’nun için yanmaz ki! İslam’ın surunda açılan bu kapanmaz gediği, bu onmaz yarayı duymayan kulak kaldı mı?”
16.05.2013 00:00:00
Yezid, İmam Seccad'ı (a.s.) öldürmek istese de yapamadı ve halkın eleştirilerinden çekindiği için Ehl–i Beyt'i esir muamelesi içinde, Numan b. Beşir riyasetinde Medine'ye gönderdi. (Taberî, c. 5, s. 462)İmam Zeynelabidin (a.s.), yanındakilerle beraber ceddi Resûlullah'ın (s.a.a.) mahremi Medine'ye doğru ilerlerken, halkın kendilerini karşılamak için şehrin girişinde toplandığını gördü. Onlara hitaben şu konuşmayı yapmıştır: "Âlemlerin Rabbi, din gününün sahibi, bütün mahlûkatın Yaratıcısı olan Allah'a hamd olsun. O uzaktır; en yüce göklerde yükselmiştir. Yakındır; gizli konuşmaların tanığıdır. Büyük olaylardan, zamanın facialarından, yakıcı musibetlerinden, dehşet verici felaketlerinden; büyük, yıkıcı, insanın canına tak eden, korkunç ve helak edici afetlerden dolayı O'na hamd ediyoruz. Ey topluluk! Hiç kuşkusuz Yüce Allah, O'na hamd olsun, bizi büyük musibetlerle sınadı. İslam'ın duvarında açılan gedik bu yüzden çok büyüktür. Evet, Ebu Abdullah Hüseyin (a.s.) öldürüldü, kadınları ve çocukları esir alındı. Kesik başı mızrakların ucuna takılarak memleket memleket dolaştırıldı. İşte bu benzeri olmayan bir musibettir. Ey insanlar, içinizde hangi erkek, O'nun ölümünden sonra sevinebilir? Ondan dolayı hangi yürek üzüntüden yanmaz? Hangisi gözyaşlarını tutar da, sel gibi akıtmaz? O'nun öldürülmesinden dolayı yedi kat gök ağladı; denizler dalgalarıyla, yer köşe bucaklarıyla, ağaçlar dallarıyla, balıklar, denizlerin derinlikleri, mukarreb melekler ve bütün semavat ehli ağladı. Ey insanlar! O'nun öldürülmesinin acısıyla parçalanmayacak kalp var mıdır? Hangi yürek O'nun için yanmaz ki! İslam'ın surunda açılan bu kapanmaz gediği, bu onmaz yarayı duymayan kulak kaldı mı? Ey insanlar! Şehirlerden, diyarlardan kovulur, sağa sola savrulur, memleketlerden çıkarılır, uzaklaştırılır olduk. Sanki Kabil'in çocuklarıymışız gibi! Hem de, işlediğimiz bir suç, irtikâp ettiğimiz bir günah olmaksızın! İslam'da yıkıcı bir gedik açmadığımız halde! Önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık. Bu, olsa olsa uydurulmuş bir düzendir. Allah'a yemin ederim ki, eğer Peygamber (s.a.a.) bizi sevmelerini, bize itaat etmelerini emrettiği gibi, bizi öldürmelerini önermiş olsaydı, bu yaptıklarından daha fazlasını yapmayacaklardı. Hiç şüphesiz biz Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz. Ne büyük, ne acı bir felaket! Ne korkunç, ne yakıcı, ne dehşet verici, ne elemli ve ne müthiş bir musibet! Başımıza gelenlerden ve bize yapılan kötülüklerden dolayı Allah'ın sevabını umuyoruz. Çünkü O, üstün iradelidir, öç alıcıdır." (Biharu'l–Envar, c. 45, s. 148–149)Onun bu veciz konuşması, Emevilerin mezâlimini ortaya koyuyor, babasının sadece kanıyla yapabileceği kıyamdaki cesaretini anlatıyor, onunla beraber mâsum Ehl–i Beyt'inin katlini haykırıyordu. İmam Hüseyin (a.s.), Allah'ın dinini hâkim kılmak için şehit olmuştur. Bu konuşma, Kerbela'da Kûfelilerin ve yardım çağrısını duyup da yardımdan kaçınan herkesin vebalini ortaya koymaktadır. Şimdi ağlamak bir işe yaramayacaktır. Resûlullah'ın (s.a.a.) emaneti Ehl–i Beyt yalnız bırakılmıştır. Allah, elbette ki, onların intikamını alacaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.