




Abdulkadir Geylani hazretleri buyurdu ki:
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "O kimse o cevhereye girdiği zaman içinde hûri ayndan bir zevce bulur. O zevce, ona selâm verip, o da selâmını alır. Sonra o kimse hayretle dururken, o zevce ona, 'Bizi ziyaretiniz bu vakit için takdir olunmuştu. Ben senin zevcenim' der. O kimse, onun yüzüne bakar.
Sizden biriniz aynada yüzünü gördüğü gibi, zevcesinin yüzünün güzelliği ve temizliği sebebiyle, o kimse kendi yüzünü onun yüzü aynasında görür. Zevcenin üzerinde yetmiş hülle verdir. Her hülle yetmiş renklidir. O renklerde birbirine benzeyen hiç bir renk yoktur.
Elbise şeffaf olduğundan içi görünür. O kimseyi tiksindirecek hiç bir şey onda yoktur. Ancak zevcinin her bakışında, zevcenin güzelliği artar. Onlar birbirlerine bakınca, kendilerini gördükleri birer ayna kadar temiz ve saftırlar.
Her köşkün üç yüz altmış kapısı vardır. Her kapı üzerinde inci, yâkut ve cevherden üç yüz altmış kubbe vardır. Bunların hiç birinin rengi, diğerinin rengine benzemez. O kimse köşküne bakınca, gözü o kadar ilerilere ulaşır ki, onda yürüyecek olsa, yüz sene yalnız kendi mülkünde seyretmiş olur. Başka bir şey görmez. Gördüğü hep kendi mülkü olur.
Ra'd sûresinin yirmi dört ve Meryem sûresinin altmış ikinci ayetlerinde bildirildiği gibi melekler o kimseye, her gün köşk ve saraylarının kapısından selâm ile ve Allah-ü Teâlâ tarafından hediyelerle gelirler. O hediyeleri takdim edip selâm verirler. Bir meleğin elindeki hediye, diğerininkinden başkadır. Onlar için orada akşam-sabah rızıklar vardır.
Cennet ehli, o kimseye miskin, zavallı derler. Çünkü Cennettekilerin hepsi, derece ve makam bakımından ondan yüksek ve üstündür. O miskin dediklerinin yemeğinde seksen hizmetçi vardır. Canı yemek istediği zaman, ona mahsus sofralardan kırmızı yâkuttan bir sofra kurarlar. Sarı yakutlarla donatılmış ve kuşatılmıştır. Sofranın altlığı incidendir. Çevresi yirmi mildir.
O sofra üzerine yetmiş türlü yemek konur. O kimsenin huzurunda seksen hizmetçi ayakta durur. Her birinin elinde yemekle dolu bir tabak, şarabla dolu bir kâse vardır. Her tabaktaki yemek ayrı, her kâsedeki şerbet diğerinden ayrıdır. Sofraya önce getirilen yemeği, sonunda verilen yemek gibi, sondakinin lezzetini baştakinin lezzeti gibi, tam arzu ve istekle duyar. Biri diğerine benziyor sanır. Sofrada bulunan her yemekten yer. O yemek önünden kaldırıldığında, ondan her hizmet edenin nasibi veriler."
(Günyetü't-Tâlibîn'den…)
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "O kimse o cevhereye girdiği zaman içinde hûri ayndan bir zevce bulur. O zevce, ona selâm verip, o da selâmını alır. Sonra o kimse hayretle dururken, o zevce ona, 'Bizi ziyaretiniz bu vakit için takdir olunmuştu. Ben senin zevcenim' der. O kimse, onun yüzüne bakar.
Sizden biriniz aynada yüzünü gördüğü gibi, zevcesinin yüzünün güzelliği ve temizliği sebebiyle, o kimse kendi yüzünü onun yüzü aynasında görür. Zevcenin üzerinde yetmiş hülle verdir. Her hülle yetmiş renklidir. O renklerde birbirine benzeyen hiç bir renk yoktur.
Elbise şeffaf olduğundan içi görünür. O kimseyi tiksindirecek hiç bir şey onda yoktur. Ancak zevcinin her bakışında, zevcenin güzelliği artar. Onlar birbirlerine bakınca, kendilerini gördükleri birer ayna kadar temiz ve saftırlar.
Her köşkün üç yüz altmış kapısı vardır. Her kapı üzerinde inci, yâkut ve cevherden üç yüz altmış kubbe vardır. Bunların hiç birinin rengi, diğerinin rengine benzemez. O kimse köşküne bakınca, gözü o kadar ilerilere ulaşır ki, onda yürüyecek olsa, yüz sene yalnız kendi mülkünde seyretmiş olur. Başka bir şey görmez. Gördüğü hep kendi mülkü olur.
Ra'd sûresinin yirmi dört ve Meryem sûresinin altmış ikinci ayetlerinde bildirildiği gibi melekler o kimseye, her gün köşk ve saraylarının kapısından selâm ile ve Allah-ü Teâlâ tarafından hediyelerle gelirler. O hediyeleri takdim edip selâm verirler. Bir meleğin elindeki hediye, diğerininkinden başkadır. Onlar için orada akşam-sabah rızıklar vardır.
Cennet ehli, o kimseye miskin, zavallı derler. Çünkü Cennettekilerin hepsi, derece ve makam bakımından ondan yüksek ve üstündür. O miskin dediklerinin yemeğinde seksen hizmetçi vardır. Canı yemek istediği zaman, ona mahsus sofralardan kırmızı yâkuttan bir sofra kurarlar. Sarı yakutlarla donatılmış ve kuşatılmıştır. Sofranın altlığı incidendir. Çevresi yirmi mildir.
O sofra üzerine yetmiş türlü yemek konur. O kimsenin huzurunda seksen hizmetçi ayakta durur. Her birinin elinde yemekle dolu bir tabak, şarabla dolu bir kâse vardır. Her tabaktaki yemek ayrı, her kâsedeki şerbet diğerinden ayrıdır. Sofraya önce getirilen yemeği, sonunda verilen yemek gibi, sondakinin lezzetini baştakinin lezzeti gibi, tam arzu ve istekle duyar. Biri diğerine benziyor sanır. Sofrada bulunan her yemekten yer. O yemek önünden kaldırıldığında, ondan her hizmet edenin nasibi veriler."
(Günyetü't-Tâlibîn'den…)
HAKAN AKKUŞ
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.