Rahmet Peygamberi'nde Tevâzu Gâye, Allâh'ın verdiği ni'metleri yine O'nun yolunda infâk etmek, verilmeyen ni'met karşısında da sabr-ı cemîl göstermektir. Abdurrahman bin Avf, Hazret-i Ebû Bekir ve emsâlleri şükreden zenginlerden, Ebû Zerr el-Gıfârî, Ebu'd-Derdâ ve emsâlleri de sabreden fakîrlerdendi. Her iki grubun da yaşayış halleri birbirlerine çok yakın olup, eşyâya bakış tarzları "mülk Allâh'8nd8r" düstûruydu.Bu sebeple islâm, istikâmet üzre olan fakîrlik ve zenginliği hor görmemiş, her iki hâlin şükrünü îfâ edenleri cennetle müjdelemiştir.Allâh Teâlâ, insanlara, zayıfların hatırına ve onların duâları berekâtiyle de yardımda bulunur ve rızık bahşeder. Nitekim Hazret-i Peygamber (sav) de:"Allâh, bu ümmete, zayıfların duâsı, namazları ve ihlâsları sebebiyle yardım eder." (Nesâî, Cihâd, 43) buyurmuşlardır.Bu hakîkate mebnî olarak Rasûlullâh (sav), harbleri fakîr müslümanların duâlarıyla başlatır ve bununla fetih beklerdi. Suffe ehlinin muhtaç hallerini gördüğünde: "..Eğer Allâh katında sizin için hazırlanmış olan ni'metleri bilseniz, ihtiyâcınızın daha da artmasını isterdiniz!.." (Tirmizî, Zühd, 39) buyurmak sûretiyle, onların hâllerini methederek, fakîrlere verdiği ehemmiyetin kâ'bına varılmaz tezâhürlerini sergilerdi..Yine O'nun, belki biraz da müslümanların o anki iktisâdî durumunu göz önünde bulundurarak:"Gölgelenecek bir ev, yiyecek bir ekmek, kiğinin mahrem yerlerini örteceği bir elbise ve içeceği sudan fazlasına insanoğlunun hakkı yoktur." (Tirmizî, Zühd, 30; Ahmed b. Hanbel, I, 62) buyurması, "havz-ı kevser"den ilk içecek insanların, muhâcirlerin fakîrleri olduğunu belirtmesi (Bk. Tirmizî, Kıyâmet, 15), ve Allâh'ın, iffetli, fakîr mü'min kullarını sevdiğini açıklaması da fakr u zarûretteki sabır ve tevekkülün kıymetini bildiren ifâdelerdir.Yine buyurmuşlardır ki:"İçinizde saçı bağı dağınık, pejmürde görünümlü nice kimseler vardır ki, ellerini kaldırıp Allâh'a yemîn etseler, Allâh onların yeminlerini boşa çıkarmaz ve yeminlerinde hânis kılmaz.1 (Yâni böyle kimseler, Cenâb-ı Hakk'a karşı mârûf tâbiriyle "naz ehli"dirler. Cenâb-ı Hakk'dan bir şeyin vukûunu şiddetli bir şekilde niyâz ve ümîd ederek bunu halka kasemle söyleseler, Allâh Teâlâ onların yüzünü kara çıkarmaz!) Berâ bin Mâlik de bunlardan birisidir." (Tirmizî, Menâkıb, 54)Enes'in kardeşi olan Berâ'nın ne yiyecek bir şeyi ne de yatacak bir yeri vardı. Ölmeyecek miktarda bir azıkla yaşıyordu. işte böyle kimseler, yâni fakîrliği sabır ve tevekkülle karşılayanlar, yemîn etseler, Rasûlullâh'ın diliyle, Allâh'ın onları yalancı çıkarmayacağı kimseler olarak tavsîf edilmişlerdir. Nitekim Berâ -radıyallâhü anh-, Hazret-i Ömer zamanındaki islâm harplerinden birinde, müslümanların sayıca çok az olup zor durumda bulunması sebebiyle ordu kumandanının yukarıdaki hadîs-i şerîf muktezâsına binâen ısrarlı bir şekilde yemîn talebi üzerine:"Vallâhi yarın zafer müyesser olacak ve vallâhi ben de şehîd olacağım!.." diye kasem etti.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.