Niye yalan söyleyeyim, normal zamanlarda pek fazla gazete okumak, makale takip etmek zor oluyor benim için.
Eve geliş saatim gece yarılarını bulunca, çoğu zaman da geçince ve gün boyu da ora senin bura benim dolaşıp durunca ne doğru dürüst bir kitap okumak ne de medyayı takip etmek mümkün oluyor.
Bunun için İstanbul dışın çıkmak en uygun şart.
Hafta sonu Gaziantep seyahatinde gazeteleri takip edeyim dedim.
Radikal'den Haluk Şahin'in "Uçukluk kontenjanı" yazısı dikkatimi çekti.
Sayın Şahin biraz gerilere gidip deprem sonrası dillere destan olan Türk-Yunan dostluğu yıllarına uzanıyor o yazıda.
Özellikle İstanbulluların her gece deprem kabusuyla yatıp kalkmalarının bu hatırada ne payı var bilinmez.
Bilinen o ki, Allah korusun eğer bir deprem daha olursa, medyada bolca Yunan köpeği göreceğiz.
Neredeyse bütün kurtarma faaliyetleri, on adam ve iki köpekle yardıma gelen Yunan ekibine havale edilecekti, medyamız sayesinde.
İşte tam bu sıralar sayın Şahin, içeriğini yazmadığı, bizce de malum olmayan bir toplantı için Yunanistan'da bulunuyor.
Belki bir teşekkür, belki bir iadeyi ziyaret.
Marul maydanoz için olacak değil her halde.
Her kes 50 bin insanın ölümüyle patlak veren bu dostluğu konuşuyordu.
Oysa ki, 35 bin insanın ölümüne yol açan PKK elemanları Yunanistan'ın her türlü desteğiyle eğitilmişti.
Neyse.
Tekrar bu toplantıya dönersek.
İşte tam bu sırada sayın Şahin beyin yanına bir adam yaklaşıyor.
Adam uzun boylu, kır saçlı ve yaşlı sayılacak biri.
Kartvizitinden Atina'da bir üniversitede ekonomi profesörü olduğu anlaşılıyormuş.
Onun kartviziti mesleğini belirttiği gibi sayın Şahin beyin kartviziti de Şahin beyin mesleğini belirtiyordu.
Haluk beyin gazeteci olduğunu öğrenen şol akademisyen kendilerine çok önemli bir çalışmasını sunmuş.
Çalışmanın konusu, şu uğruna her şeyimizden geçtiğimiz AB idi. Bunu çok iyi gören ve bilen Yunanlı, kalkıp da balık üretiminde on kural, ya da en iyi hıyarı nasıl yetiştirebilirsiniz gibi bir çalışma sunacak değildi her halde.
Kaldı ki, hıyar yetiştirme de üstümüze yoktu.
İşte size Yunanlı bir akademisyen tarafından hazırlanan ve Haluk Şahin'e yayınlamak üzere sunulan AB'ye girmenin on adımı;
1- Türkiye'yi on eyalete ayırıp federal hale getirin.
2- Türk askeri Kıbrıs'tan derhal çekilsin.
3- Ordudaki asker sayısı iyice azaltılsın.
4- Boğazların kontrolü başkalarına verilsin.
Listeyi burada bitiriyor sayın Şahin. Keşke bitirmeyip adamın tekliflerinin tümüne vakıf olsaydık.
Siz bu listenin hangi adımlarla devam ettiğini, siyak/sibak, olan/olması istenenler bağlamında düşündünüz mü anlarsınız.
Ya da listede çok tuhaf şeyler vardı.
Bazı isimler,
Mevsimler ve nevresimler.
Bir Türk gazetecisine bu listeyi sunan adam, Türk medyasının bu konularda ne kadar duyarlı olduğunu sanki bilmiyor.
Hiddetleniyor sayın Şahin ve: "Bu planın bir eksiği var, Yunanistan'ı on birinci eyalet olarak Türkiye'ye bağlamamışsınız" deyecekmiş, ama dememiş, kendini tutmuş.
İyi ki de tutmuş.
Yoksa bin bir zorlukla kurulan dostluk, fostluk olacaktı.
Az sonra yanına gelen bir Yunanlı gazeteci, kendilerine el işareti ile; "bu adam kaçıktır" demiş.
Adam açıktan açığa bir liste sunuyor, diğeri ise eli işaretiyle kaçıktır diyor.
Tabi ne ben, ne de Haluk Şahin şunu bilmiyoruz, acaba bu çalışma bir akademik tez miydi?
Yoksa bu adam bu adımlar uğruna mu uçuk, kaçık olmuştu?
Çünkü sayın akademisyenin sıraladığı adımların, bu ülkede bir kısmı açıktan açığa, bir kısmı cümle aralarına zamanla filizlensin diye tohum taneleri gibi serpilircesine konuşuluyor.
AB'den sorumlu ve sorunlu bir genel başkanın uğruna binlerce şehit verilen "Ulusal Bağımsızlığı" tartışmaya açması sayın Şahin'e göre uçukluk değil mi?
Yunanlının "adımlarından" biri de bu muydu?
Adam ilkokuldan üniversiteye kadar yıllarını "megalo idea/en büyük ideali" hayal etmekle geçirmiş. Hazır bir medya mensubu görmüş, yılların birikimini sunayım diye düşünmüş.
Peki sayın Şahin sizin "adımlarınız" var mı?
Onun o ideali capcanlı, dipdiri duruyor.
Bizim "Kızıl elma" çürümeye terk edildi.
İçine kurt mu düştü yoksa?
Hem sonra hazır Yunalılarla "dostluk" zirvede, niye bir yetkili çağırıp da;
"Anne bak bu çocuk topumu
çalıyor",
ay pardon;
Hey dost baksana!
Bu adama çaksana.
Dostluğu kemiriyor,
Düşmanlık semiriyor.
Şimdi susmazsa eğer,
Bunca aşk neye değer,
Olmuşuz dost bir defa
Ne zevk kaldı ne sefa
Kim ister kalksın rafa
Nerden çıktı bu kafa
demediniz.
Adam bilmem kim hoca değil ki, hakaret edesiniz, o bir Yunanlı ve biz hala deprem riski altındayız.
Adamları küstürürsek yarın nasıl gelsinler bizi kurtarmaya?
Ya, ya, ya, niye geldim dünyaya.
İnsanı yaşatan idealleridir.
İdealsiz insanın tek sermayesi hikaye anlatmak olur.
Eve geliş saatim gece yarılarını bulunca, çoğu zaman da geçince ve gün boyu da ora senin bura benim dolaşıp durunca ne doğru dürüst bir kitap okumak ne de medyayı takip etmek mümkün oluyor.
Bunun için İstanbul dışın çıkmak en uygun şart.
Hafta sonu Gaziantep seyahatinde gazeteleri takip edeyim dedim.
Radikal'den Haluk Şahin'in "Uçukluk kontenjanı" yazısı dikkatimi çekti.
Sayın Şahin biraz gerilere gidip deprem sonrası dillere destan olan Türk-Yunan dostluğu yıllarına uzanıyor o yazıda.
Özellikle İstanbulluların her gece deprem kabusuyla yatıp kalkmalarının bu hatırada ne payı var bilinmez.
Bilinen o ki, Allah korusun eğer bir deprem daha olursa, medyada bolca Yunan köpeği göreceğiz.
Neredeyse bütün kurtarma faaliyetleri, on adam ve iki köpekle yardıma gelen Yunan ekibine havale edilecekti, medyamız sayesinde.
İşte tam bu sıralar sayın Şahin, içeriğini yazmadığı, bizce de malum olmayan bir toplantı için Yunanistan'da bulunuyor.
Belki bir teşekkür, belki bir iadeyi ziyaret.
Marul maydanoz için olacak değil her halde.
Her kes 50 bin insanın ölümüyle patlak veren bu dostluğu konuşuyordu.
Oysa ki, 35 bin insanın ölümüne yol açan PKK elemanları Yunanistan'ın her türlü desteğiyle eğitilmişti.
Neyse.
Tekrar bu toplantıya dönersek.
İşte tam bu sırada sayın Şahin beyin yanına bir adam yaklaşıyor.
Adam uzun boylu, kır saçlı ve yaşlı sayılacak biri.
Kartvizitinden Atina'da bir üniversitede ekonomi profesörü olduğu anlaşılıyormuş.
Onun kartviziti mesleğini belirttiği gibi sayın Şahin beyin kartviziti de Şahin beyin mesleğini belirtiyordu.
Haluk beyin gazeteci olduğunu öğrenen şol akademisyen kendilerine çok önemli bir çalışmasını sunmuş.
Çalışmanın konusu, şu uğruna her şeyimizden geçtiğimiz AB idi. Bunu çok iyi gören ve bilen Yunanlı, kalkıp da balık üretiminde on kural, ya da en iyi hıyarı nasıl yetiştirebilirsiniz gibi bir çalışma sunacak değildi her halde.
Kaldı ki, hıyar yetiştirme de üstümüze yoktu.
İşte size Yunanlı bir akademisyen tarafından hazırlanan ve Haluk Şahin'e yayınlamak üzere sunulan AB'ye girmenin on adımı;
1- Türkiye'yi on eyalete ayırıp federal hale getirin.
2- Türk askeri Kıbrıs'tan derhal çekilsin.
3- Ordudaki asker sayısı iyice azaltılsın.
4- Boğazların kontrolü başkalarına verilsin.
Listeyi burada bitiriyor sayın Şahin. Keşke bitirmeyip adamın tekliflerinin tümüne vakıf olsaydık.
Siz bu listenin hangi adımlarla devam ettiğini, siyak/sibak, olan/olması istenenler bağlamında düşündünüz mü anlarsınız.
Ya da listede çok tuhaf şeyler vardı.
Bazı isimler,
Mevsimler ve nevresimler.
Bir Türk gazetecisine bu listeyi sunan adam, Türk medyasının bu konularda ne kadar duyarlı olduğunu sanki bilmiyor.
Hiddetleniyor sayın Şahin ve: "Bu planın bir eksiği var, Yunanistan'ı on birinci eyalet olarak Türkiye'ye bağlamamışsınız" deyecekmiş, ama dememiş, kendini tutmuş.
İyi ki de tutmuş.
Yoksa bin bir zorlukla kurulan dostluk, fostluk olacaktı.
Az sonra yanına gelen bir Yunanlı gazeteci, kendilerine el işareti ile; "bu adam kaçıktır" demiş.
Adam açıktan açığa bir liste sunuyor, diğeri ise eli işaretiyle kaçıktır diyor.
Tabi ne ben, ne de Haluk Şahin şunu bilmiyoruz, acaba bu çalışma bir akademik tez miydi?
Yoksa bu adam bu adımlar uğruna mu uçuk, kaçık olmuştu?
Çünkü sayın akademisyenin sıraladığı adımların, bu ülkede bir kısmı açıktan açığa, bir kısmı cümle aralarına zamanla filizlensin diye tohum taneleri gibi serpilircesine konuşuluyor.
AB'den sorumlu ve sorunlu bir genel başkanın uğruna binlerce şehit verilen "Ulusal Bağımsızlığı" tartışmaya açması sayın Şahin'e göre uçukluk değil mi?
Yunanlının "adımlarından" biri de bu muydu?
Adam ilkokuldan üniversiteye kadar yıllarını "megalo idea/en büyük ideali" hayal etmekle geçirmiş. Hazır bir medya mensubu görmüş, yılların birikimini sunayım diye düşünmüş.
Peki sayın Şahin sizin "adımlarınız" var mı?
Onun o ideali capcanlı, dipdiri duruyor.
Bizim "Kızıl elma" çürümeye terk edildi.
İçine kurt mu düştü yoksa?
Hem sonra hazır Yunalılarla "dostluk" zirvede, niye bir yetkili çağırıp da;
"Anne bak bu çocuk topumu
çalıyor",
ay pardon;
Hey dost baksana!
Bu adama çaksana.
Dostluğu kemiriyor,
Düşmanlık semiriyor.
Şimdi susmazsa eğer,
Bunca aşk neye değer,
Olmuşuz dost bir defa
Ne zevk kaldı ne sefa
Kim ister kalksın rafa
Nerden çıktı bu kafa
demediniz.
Adam bilmem kim hoca değil ki, hakaret edesiniz, o bir Yunanlı ve biz hala deprem riski altındayız.
Adamları küstürürsek yarın nasıl gelsinler bizi kurtarmaya?
Ya, ya, ya, niye geldim dünyaya.
İnsanı yaşatan idealleridir.
İdealsiz insanın tek sermayesi hikaye anlatmak olur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024