‘Kalk, ey toprak babası!’
Peygamber, Hicret’in ikinci yılında Uşeyre savaşında Hz. Ali’yi toprağa uzanmış, tozlara bulanmış yatıyor görmüş, “Kalk otur, ey Ebâ Türâb” buyurmuştur
24.05.2022 06:00:00





Hz. Ali (a.s) Fil yılının otuzuncu senesi Receb'in on üçüncü Cuma günü Mekke'de, birçok tarihçinin rivayetine göre, Kâbe'nin içinde doğmuştur.
Hz. imam, doğduktan sonra anneleri Fâtıma, kendi babasının adı olan ve anlam bakımından arslan demek olan "Esed", bir rivayete göre de aynı manaya gelen "Haydar" adını verdi.
Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali'nin doğumunu duyunca Ebû Tâlib'in evine geldi, Hz. Ali'yi kucağına aldı, dilini, ağzına verip emzirdi. Adını sordu. Fâtıma, "Esed koymak istiyorum" deyince, Hz. Muhammed (s.a.a.), "Hayır, onun adı Ali'dir" buyurdu. İsmini Ali koydular.
Lâkapları, arslan manasına gelen "Haydar", Allah'ın üstün arslanı anlamına gelen "Esedullâhi'l-gaalib" ve Allah'ın rızasını kazanmış demek olan "Murtazâ"dır.
Hz. Peygamber (s.a.a) Tebük savaşına gidecekleri vakit, Hz. Ali'yi Medine'de halife bırakmışlardı. Hz. Ali, "Ey Allah'ın elçisi, beni kadınlarla çocuklara mı halife bırakıyorsun" diye savaşa katılmak istediğini imâ edince, Hz. Peygamber (s.a.a.), "Râzı değil misin yâ Ali, sen, Bana, Hârun, Mûsâ'ya ne menziledeyse o menziledesin, ancak Benden sonra peygamber yok" buyurunca, Hz. Ali, "Râzı oldum" demişti. "Murtazâ" lâkabı bu yüzden kaldı.
Künyeleri, "Ebu Hasan" ve "Ebu Türâb"dır. Araplarda âdet olduğu veçhile ilk oğulları olan imam Hasan'ın adına nispetle Hasan'ın babası anlamına gelen "Ebu Hasan" künyesiyle tanınmıştı. "Ebu Türâb", toprak babası demektir. Bu künyeyi, kendilerine, Hz. Peygamber vermişti. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.
Buhârî'nin tahric ettiği bir hadise göre, bir gün Hz. Peygamber, kızı Fâtıma'nın evine gelmiş, Hz. Ali'yi görememiş, "Amcanın oğlu nerde" diye sormuştu. Hz. Fâtıma, "Birbirimize biraz kızdık, kalkıp gitti" buyurmuş. Hz. Peygamber, birisine, "Git, bak bakalım nerde" demiş; o adam gelip, "Mescitte yatıyor" diye haber vermişti. Hz. Peygamber, kalkıp mescide gidince görmüş ki yatmış, uyuyor; ridâsı sırtından düşmüş, vücudu toza toprağa bulanmış. Bunun üzerine eliyle tozu toprağı silkip, "Kalk ey Ebâ Türâb, kalk ey Ebâ Türâb" buyurarak iltifat etmişler. Bu künye, bu yüzden kalmıştı. (al-Necrîd-üs-Sarîh il AMdis-il-Câmi'is-Sahih; Mısır 1323, c.l, s. 43).
Fakat Taberî târihine, Ahmed ibn-i Hanbel'in "Müsned"ine, Halebî'nin "Siyer"ine, "Târîhü'l-Hamîs"e ve "er-Riyâz-u Nadıra"ya göre, Hz. Peygamber, Hicret'in ikinci yılında Uşeyre savaşında Hz. Ali'yi toprağa uzanmış, tozlara bulanmış yatıyor görmüş, "Kalk otur, ey Ebâ Türâb" buyurmuştur. Bu hadis, Yâsir oğlu Ammâr'dan tahrîc edilmiştir. (Umdetü't-Tâlib, s. 44; Seyyid Muhammed Sâdık Âlü Bahr-il Ulûm'un Notu, 1).
Hz. imam, doğduktan sonra anneleri Fâtıma, kendi babasının adı olan ve anlam bakımından arslan demek olan "Esed", bir rivayete göre de aynı manaya gelen "Haydar" adını verdi.
Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali'nin doğumunu duyunca Ebû Tâlib'in evine geldi, Hz. Ali'yi kucağına aldı, dilini, ağzına verip emzirdi. Adını sordu. Fâtıma, "Esed koymak istiyorum" deyince, Hz. Muhammed (s.a.a.), "Hayır, onun adı Ali'dir" buyurdu. İsmini Ali koydular.
Lâkapları, arslan manasına gelen "Haydar", Allah'ın üstün arslanı anlamına gelen "Esedullâhi'l-gaalib" ve Allah'ın rızasını kazanmış demek olan "Murtazâ"dır.
Hz. Peygamber (s.a.a) Tebük savaşına gidecekleri vakit, Hz. Ali'yi Medine'de halife bırakmışlardı. Hz. Ali, "Ey Allah'ın elçisi, beni kadınlarla çocuklara mı halife bırakıyorsun" diye savaşa katılmak istediğini imâ edince, Hz. Peygamber (s.a.a.), "Râzı değil misin yâ Ali, sen, Bana, Hârun, Mûsâ'ya ne menziledeyse o menziledesin, ancak Benden sonra peygamber yok" buyurunca, Hz. Ali, "Râzı oldum" demişti. "Murtazâ" lâkabı bu yüzden kaldı.
Künyeleri, "Ebu Hasan" ve "Ebu Türâb"dır. Araplarda âdet olduğu veçhile ilk oğulları olan imam Hasan'ın adına nispetle Hasan'ın babası anlamına gelen "Ebu Hasan" künyesiyle tanınmıştı. "Ebu Türâb", toprak babası demektir. Bu künyeyi, kendilerine, Hz. Peygamber vermişti. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.
Buhârî'nin tahric ettiği bir hadise göre, bir gün Hz. Peygamber, kızı Fâtıma'nın evine gelmiş, Hz. Ali'yi görememiş, "Amcanın oğlu nerde" diye sormuştu. Hz. Fâtıma, "Birbirimize biraz kızdık, kalkıp gitti" buyurmuş. Hz. Peygamber, birisine, "Git, bak bakalım nerde" demiş; o adam gelip, "Mescitte yatıyor" diye haber vermişti. Hz. Peygamber, kalkıp mescide gidince görmüş ki yatmış, uyuyor; ridâsı sırtından düşmüş, vücudu toza toprağa bulanmış. Bunun üzerine eliyle tozu toprağı silkip, "Kalk ey Ebâ Türâb, kalk ey Ebâ Türâb" buyurarak iltifat etmişler. Bu künye, bu yüzden kalmıştı. (al-Necrîd-üs-Sarîh il AMdis-il-Câmi'is-Sahih; Mısır 1323, c.l, s. 43).
Fakat Taberî târihine, Ahmed ibn-i Hanbel'in "Müsned"ine, Halebî'nin "Siyer"ine, "Târîhü'l-Hamîs"e ve "er-Riyâz-u Nadıra"ya göre, Hz. Peygamber, Hicret'in ikinci yılında Uşeyre savaşında Hz. Ali'yi toprağa uzanmış, tozlara bulanmış yatıyor görmüş, "Kalk otur, ey Ebâ Türâb" buyurmuştur. Bu hadis, Yâsir oğlu Ammâr'dan tahrîc edilmiştir. (Umdetü't-Tâlib, s. 44; Seyyid Muhammed Sâdık Âlü Bahr-il Ulûm'un Notu, 1).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.