Maddeyi işlemek, ona bir anlam yükleyerek isim vermek, ona layık olduğu değeri vermek ancak onu hakkıyla tanımakla mümkün olur.
Peki, maddeyi ve manayı vücut ve gönül ikliminde bir araya getiren insan nedir?
Onu nasıl tanır ve tarif ederiz! Etmeliyiz?
Onu hangi duygular ile yaşatır veya hangi hal, hareket ve sözlerimizle yıkar viran eyleriz?
İnsanı bir meçhul olarak tarif eden batı dünyası, onu ihtiraslarından yola çıkarak tanıma veya tarif etme yoluna gittiğinden bugün insan; gözü yaşlı, yetim, öksüz ve yoksul veya ihtiraslarının karanlık hücrelerinde mahkûm!
İnsanı tarif eden en veciz ifade Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in ifadesidir.
Şöyle buyurur; "İnsan gönüldür, gönül!"
İnsanı "gönül" dünyası ile tanıyıp muhatap alamamak bugün beşeriyetin en büyük cehaletidir.
Âleme gönül gözü ile bakmak, gönül dili ile konuşmak ve gönül kulağı ile dinleyebilmek Ehl-iBeyt'in sünneti olduğu gibi milletimizin de epeyce zamandır kullanmadığı bir iletişim usulüdür!
Bizler gerek inanç ve gerekse kültürümüzün merkezine hep gönlü koymuşuzdur.
Derdimiz de dermanımızda hep gönüldedir.
Hacı Bayram Veli ne güzel ifade etmiş dert ile dermanı bir gönülde;
"N'oldu bu gönlüm n'oldu bu gönlüm
Derd ü gamınla doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm."
Yunus Emre, gönlün hallerine ne güzel değinmiştir:
"Hak bir gönül verdi bana
Ha demeden hayrân olur
Bir dem gelir şâdân (sevinçli) olur
Bir dem gelir giryân (ağlayan) olur?"
Biz de ayrılıklar sadece hasretliktir. Asla ayrı düşmek değildir. Mevlana bunu ne güzel ifade etmiştir:
"Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur,
Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur."
Birbirimizden ve değerlerimizden ne kadar ayrı düşsek de, Pir Sultan Abdal gönüle varacağı adresini ne güzel tarif etmiş:
"Aşığın maşuktan dönmesi çoktur,
Pirin eşiğine düş deli gönül."
Sadece tasavvuf erenleri değil, bu gelenek bizim ozanlarımızın dilinden veya bestekârlarımızın kaleminden sanatımıza da yansımıştır.
Âşık Veysel gönüle ne güzel nasihat etmiştir:
"Gönül sana nasihatim
Çağrılmazsan varma gönül
Seni sevmezse bir güzel
Bağlanıp da durma gönül."
Ünlü bestekar Sadettin Kaynak ise gönül ehline, gönül ehlini layık kılmıştır:
"Gönül nedir bilene, gönül veresim gelir
Gönülden bilmeyene hissiz diyesim gelir
Aşk nedir sevda nedir bunu bilmek gerektir
Bunu bilen aşığı her gün göresim gelir."
Her işimiz gönül alıp gönül vermek olmalıdır.
Gönül ehlinin siyaseti ile,
Gönül ehlinin ticareti ile,
Gönül ehlinin komşuluğu ile,
Gönül ehlinin yolculuğu ile,
Gönül ehlinin muhabbeti ile,
Gönül ehlinin aşkı ile,
Gönül ehlinin zikri ile,
Gönül ehlinin duası ile ten ehlininki bir olur mu?
Bugün gönül dünyamız ile aramızda engeller var, dağlar var!
Bugün toplumumuz, yıkık gönüllerin enkazı altında kalmış bireylerden oluşuyor.
Türk milleti, gönlün nicedir?
Hak ile bâtılı birbirine karıştıran gönüller hüsranda!
Helal ile haramı birbirine karıştıran gönüller ziyanda!
Biz ise gönül gözümüz ve sözümüz ile zifiri karanlıkta iğne aramaya devam ediyoruz.
Ne kadar kızsak da harabat ehli bu millet bizim.
Harabat ehline de asla hor bakmıyoruz.
Biliriz ki, hazineye malik nice viraneler var?
Peki, maddeyi ve manayı vücut ve gönül ikliminde bir araya getiren insan nedir?
Onu nasıl tanır ve tarif ederiz! Etmeliyiz?
Onu hangi duygular ile yaşatır veya hangi hal, hareket ve sözlerimizle yıkar viran eyleriz?
İnsanı bir meçhul olarak tarif eden batı dünyası, onu ihtiraslarından yola çıkarak tanıma veya tarif etme yoluna gittiğinden bugün insan; gözü yaşlı, yetim, öksüz ve yoksul veya ihtiraslarının karanlık hücrelerinde mahkûm!
İnsanı tarif eden en veciz ifade Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in ifadesidir.
Şöyle buyurur; "İnsan gönüldür, gönül!"
İnsanı "gönül" dünyası ile tanıyıp muhatap alamamak bugün beşeriyetin en büyük cehaletidir.
Âleme gönül gözü ile bakmak, gönül dili ile konuşmak ve gönül kulağı ile dinleyebilmek Ehl-iBeyt'in sünneti olduğu gibi milletimizin de epeyce zamandır kullanmadığı bir iletişim usulüdür!
Bizler gerek inanç ve gerekse kültürümüzün merkezine hep gönlü koymuşuzdur.
Derdimiz de dermanımızda hep gönüldedir.
Hacı Bayram Veli ne güzel ifade etmiş dert ile dermanı bir gönülde;
"N'oldu bu gönlüm n'oldu bu gönlüm
Derd ü gamınla doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm."
Yunus Emre, gönlün hallerine ne güzel değinmiştir:
"Hak bir gönül verdi bana
Ha demeden hayrân olur
Bir dem gelir şâdân (sevinçli) olur
Bir dem gelir giryân (ağlayan) olur?"
Biz de ayrılıklar sadece hasretliktir. Asla ayrı düşmek değildir. Mevlana bunu ne güzel ifade etmiştir:
"Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur,
Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur."
Birbirimizden ve değerlerimizden ne kadar ayrı düşsek de, Pir Sultan Abdal gönüle varacağı adresini ne güzel tarif etmiş:
"Aşığın maşuktan dönmesi çoktur,
Pirin eşiğine düş deli gönül."
Sadece tasavvuf erenleri değil, bu gelenek bizim ozanlarımızın dilinden veya bestekârlarımızın kaleminden sanatımıza da yansımıştır.
Âşık Veysel gönüle ne güzel nasihat etmiştir:
"Gönül sana nasihatim
Çağrılmazsan varma gönül
Seni sevmezse bir güzel
Bağlanıp da durma gönül."
Ünlü bestekar Sadettin Kaynak ise gönül ehline, gönül ehlini layık kılmıştır:
"Gönül nedir bilene, gönül veresim gelir
Gönülden bilmeyene hissiz diyesim gelir
Aşk nedir sevda nedir bunu bilmek gerektir
Bunu bilen aşığı her gün göresim gelir."
Her işimiz gönül alıp gönül vermek olmalıdır.
Gönül ehlinin siyaseti ile,
Gönül ehlinin ticareti ile,
Gönül ehlinin komşuluğu ile,
Gönül ehlinin yolculuğu ile,
Gönül ehlinin muhabbeti ile,
Gönül ehlinin aşkı ile,
Gönül ehlinin zikri ile,
Gönül ehlinin duası ile ten ehlininki bir olur mu?
Bugün gönül dünyamız ile aramızda engeller var, dağlar var!
Bugün toplumumuz, yıkık gönüllerin enkazı altında kalmış bireylerden oluşuyor.
Türk milleti, gönlün nicedir?
Hak ile bâtılı birbirine karıştıran gönüller hüsranda!
Helal ile haramı birbirine karıştıran gönüller ziyanda!
Biz ise gönül gözümüz ve sözümüz ile zifiri karanlıkta iğne aramaya devam ediyoruz.
Ne kadar kızsak da harabat ehli bu millet bizim.
Harabat ehline de asla hor bakmıyoruz.
Biliriz ki, hazineye malik nice viraneler var?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Doğan / diğer yazıları
- Aramak, erdem bulmak sorumluluktur / 21.06.2024
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021
- Davet / 03.06.2024
- Algı yönetimi / 04.05.2023
- Küçülen insanı yüceltmek! / 09.04.2022
- Empati / 07.04.2022
- ‘Baba’ devlet! / 05.04.2022
- Her doğum bir tecellidir! / 01.04.2022
- Sözüm esnaf kesimine! / 28.01.2022
- İlm-i siyaset’te laiklik! / 18.09.2021
- Özgürlük mü esaret mi? / 11.09.2021