Bu hâller bir kimsede tam ve kalp ayağı iman yolunda sabit olursa, hem dünya, hem uhrâ onun olur. Her ikisi de onun eline zahmetsiz girer. Onlar da bir arada kula nimet olarak ihsan edilir. Bunların sonu da Hakk'a yakınlık, O'na nazar olarak tekâmül eder. Dünyada Hakk'a kalben yakınlık duyar, âhirette ise görerek O'nun yakınlığına erer.
Ey evlat! Allah, dedikten sonra kalanı bırak. Söyle: "Beni O yarattı; hidayetim O'nun elindedir."
Ey dünya zahidi, kalbin ki, âhiret talebi ile dünyadan çıktı. Söyle: "Beni O yarattı. Hidayet yolunu da gösterir."
Ve sen ey Hakk'ı dileyen, O'na rağbet eden ve O'ndan başkasına perhiz yapan; kalbin Mevlâ talibi olarak cennetten ayrılır, yola koyulursa, söyle: "O ki; beni yarattı; hidayet de nasip eder."
Yol zorluğunu düşünme, Hakk'ın nasip edeceği hidayeti düşün.
Ey âhiret ve Mevlâ yoluna koyulan, o yola daha önce girenleri delil tut. Oralarda mevcut korkulu yolları öğrenmiş kimseleri bul. Onlar, büyük ve bilginin gereğini yerine getiren âlim, yaptığında tam ihlâs sahibi kimselerdir.
Ey evlat! Önder zatın çocuğu ol, ona uy. Bütün yükünü onun. Önüne dök. Ve onunla yola koyul. Bazen o zatın sağında, bazen solunda, bazen gerisinde, bazen önünde yola devam et. Sakın onun görüşü dışına çıkma ve muhalifi olma. Böyle yaparsan, maksuduna kavuşursun, sağlam caddeden sapmazsın.
Rabb'ini birle; her darlık açılır ve her sıkıntı zail olur.
İbrahim (a.s) Peygamber, mancınığa kondu; ateşe atılıyordu. Bu durumda bütün vasıtalar aradan kalktı. O, bu sıkışık durumda, Rabb'inden gayrına iltifat etmedi. Yalnız Hakk'ın Zât'ını istediği için Hak Teâlâ ateşe şu emri verdi: "İbrahim için serin ve selâm ol." (Enbiyâ, 21/69).
Bu emir şöyle tefsir edilebilir: "Ey ateş, hâlinden ayrıl. Şeklini değiştir, bir başka ol. Sıcaklığını, şerrini çek. Dişlerini ört. Kılıcını kınına koy. Öfkeni yut. Kıvrıl, bükül ve durul; serin ol. Eziyet verici olma."
İşte, bu emrin verilmesi, tevhid ve ihlâs bereketi ile oldu. İbrahim Peygamber'de bunlar vardı.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.