‘Günahlarını unuttun, ağlamanı hatırladın’
Davud Peygamberin çok ağlama sonunda gücü eridi. Gamı arttı. Şöyle yalvarmaya başladı: “Ya Rabbi, bu ağlayıp sızlamama acımayacak mısın?” Bu dilek üzerine Cenab-ı Hak şöyle vahyetti: “Ya Davud, günahlarını unuttun, ağlamanı hatırladın”
10.10.2023 21:00:00
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





İmam Gazali Hazretleri şöyle buyurdu:
Davud Peygamberi şöyle anlatırlar: Çok ağlama sonunda gücü eridi. Gamı arttı. Bu ağlamanın bir faydasını da göremedi. Şöyle yalvarmaya başladı: "Ya Rabbi, bu ağlayıp sızlamama acımayacak mısın?"
Bu dilek üzerine Cenab-ı Hak şöyle vahyetti: "Ya Davud, günahlarını unuttun, ağlamanı hatırladın."
Bu cevap karşısında Davud (a.s.) şöyle dedi: "İlâhî, nasıl hatamı unutabilirim ki. O daima aklımda. Zebur'u okuduğum zaman akan sular durur. Sert esen rüzgâr sakinleşir. Kuş gelir başıma konar, bana gölge yapar. Hal böyle iken, Seninle aramızda vuku bulan bu yabancılık nedir?"
Bunun üzerine şu vahyi aldı: "O ünsiyet taattan ileri geliyor, bu yabancılık da isyandan. Ya Davud, Âdem; yarattığım halkın biridir. Onu elimle yarattım, ruhumdan üfledim. Meleklere emrettim, ona secde ettiler. Keramet libasını ona giydirdim. Vakar tacını başına vurdum. Hal böyle iken, bana yalnızlıktan dert yandı. Havva'yı ona zevce ettim ve Cennet'e yerleştirdim. İsyan edince de çıplak ve zelil bir halde, yakınlığımdan kovdum.
Ya Davud, beni dinle... Sözüm hakkı için, Bize itaat ettin, arzunu yerine getirdik. İstedin verdik. Bize isyan edince, sana mühlet verdik. Bundan önceki temiz halinle tekrar bize dönersen, yine seni kabul ederiz."
Yahya b. Ebu Bekir de Davud Peygamberi şöyle hikâye eder:
"İşittiğimize göre Davud (a.s.) okumaya başlamadan yedi gün önce, yemek yemez ve bir şey içmezdi, kadınlara da yakın olmazdı. Minberini sahraya çıkarmaya bir gün kala, Süleyman'a emreder, susuz çöllerde, yüksek tepelerde ve enginlerde dellal gibi bağırtır, okuyacağı zamanı ilân ettirirdi. Bunu duyan, çöllerdeki yırtıcı hayvanlar, dağ başlarındaki vahşiler ve kuşlar yuvalarından uçar, gelirdi. Genç kızlar da hücrelerinden çıkar, koşa koşa gelirdi. İnsanlar, o gün için oraya hep toplanırdı.
Davud Peygamber minbere çıkınca, etrafını Ben-i İsrail çevirirdi. Her sınıf kendi seviyesine göre oturur, dinlerdi. Süleyman (a.s.) ise, Davud Peygamberin başucunda dururdu.
İlk başta Yaradana sena ve hamd ederdi. Bu arada, halk ağlar ve yalvarırdı. Bundan sonra, Cennet'i ve Cehennem'i anlatmaya başlar ve o zaman, haşereler ve bir kısım vahşi, yırtıcı hayvanlar ölürdü. Daha sonra, kıyamet gününün şiddetli halinden anlatır, kendisi için de sızlanırdı. Bunları anlatırken de her tayfadan bir kısmı yine ölürdü."
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Davud Peygamberi şöyle anlatırlar: Çok ağlama sonunda gücü eridi. Gamı arttı. Bu ağlamanın bir faydasını da göremedi. Şöyle yalvarmaya başladı: "Ya Rabbi, bu ağlayıp sızlamama acımayacak mısın?"
Bu dilek üzerine Cenab-ı Hak şöyle vahyetti: "Ya Davud, günahlarını unuttun, ağlamanı hatırladın."
Bu cevap karşısında Davud (a.s.) şöyle dedi: "İlâhî, nasıl hatamı unutabilirim ki. O daima aklımda. Zebur'u okuduğum zaman akan sular durur. Sert esen rüzgâr sakinleşir. Kuş gelir başıma konar, bana gölge yapar. Hal böyle iken, Seninle aramızda vuku bulan bu yabancılık nedir?"
Bunun üzerine şu vahyi aldı: "O ünsiyet taattan ileri geliyor, bu yabancılık da isyandan. Ya Davud, Âdem; yarattığım halkın biridir. Onu elimle yarattım, ruhumdan üfledim. Meleklere emrettim, ona secde ettiler. Keramet libasını ona giydirdim. Vakar tacını başına vurdum. Hal böyle iken, bana yalnızlıktan dert yandı. Havva'yı ona zevce ettim ve Cennet'e yerleştirdim. İsyan edince de çıplak ve zelil bir halde, yakınlığımdan kovdum.
Ya Davud, beni dinle... Sözüm hakkı için, Bize itaat ettin, arzunu yerine getirdik. İstedin verdik. Bize isyan edince, sana mühlet verdik. Bundan önceki temiz halinle tekrar bize dönersen, yine seni kabul ederiz."
Yahya b. Ebu Bekir de Davud Peygamberi şöyle hikâye eder:
"İşittiğimize göre Davud (a.s.) okumaya başlamadan yedi gün önce, yemek yemez ve bir şey içmezdi, kadınlara da yakın olmazdı. Minberini sahraya çıkarmaya bir gün kala, Süleyman'a emreder, susuz çöllerde, yüksek tepelerde ve enginlerde dellal gibi bağırtır, okuyacağı zamanı ilân ettirirdi. Bunu duyan, çöllerdeki yırtıcı hayvanlar, dağ başlarındaki vahşiler ve kuşlar yuvalarından uçar, gelirdi. Genç kızlar da hücrelerinden çıkar, koşa koşa gelirdi. İnsanlar, o gün için oraya hep toplanırdı.
Davud Peygamber minbere çıkınca, etrafını Ben-i İsrail çevirirdi. Her sınıf kendi seviyesine göre oturur, dinlerdi. Süleyman (a.s.) ise, Davud Peygamberin başucunda dururdu.
İlk başta Yaradana sena ve hamd ederdi. Bu arada, halk ağlar ve yalvarırdı. Bundan sonra, Cennet'i ve Cehennem'i anlatmaya başlar ve o zaman, haşereler ve bir kısım vahşi, yırtıcı hayvanlar ölürdü. Daha sonra, kıyamet gününün şiddetli halinden anlatır, kendisi için de sızlanırdı. Bunları anlatırken de her tayfadan bir kısmı yine ölürdü."
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.