Cem Uzan'a yönelik operasyonun ardından kamuoyu iki saf tuttu:
1- Operasyon haklıdır. Çünkü bunlar, 'bütün aile toptan yolsuzdur' diyenler.
2- Yolsuzluktan yola çıkılarak basın özgürlüğüne darbe indiriliyor ve hükümet bunu siyasi bir linç olarak kullanıyor, diyenler...
Bunlardan acaba hangisi doğru?
Cem'in gözyaşları mı? Cem'in küfürleri mi? Yoksa operasyon iki başlığa indirgenip, buradan millete bir Genç Parti dayatması mı yapılıyor?
Nereden bakarsak bakalım havada bir tuzak kokusu var. Psikolojik savaş taktikleriyle istedikleri iktidarı kurup, istediklerini alaşağı edebilen yabancılar, şimdi de sanki böyle bir doğumun tohumlarını atıyorlar!
3 Kasım öncesini bir hatırlayın!... Bir tarafta ABD misyonlu AKP, diğer tarafta yükselen, büyüyen, milletin gönlünde taht kuran, Anadolu'nun partisi BTP vardı...
Bağımsız Türkiye Partisi milletin burnunu dışarıya çıkaramadığı o günlerde, 100 binlik mitinglerle adım adım bir Türkiye Sevdası'nın ateşini yakıyordu!
Sosyoloji de, vatandaşın yönelişi de Türkiye'nin bu "en kendinden" partisine doğru akıyordu.
Sonra ne gerçekleştiyse, iki şey oldu. Birincisi Ecevit başbakanlığındaki 57. Hükümet seçim hezimetini göre göre, intihar etmek adına da olsa seçimleri öne çekti. Yeni kurulan bir parti olan BTP, daha 1. yılını tamamlayamadan seçime girmek zorunda kaldı.
İkincisi Genç Parti diye, Cumhuriyet tarihinin "en garip" organizasyonunu öne sürdüler. Amerika'ya karşıyız dediği anda göbeğinden Amerikalı, IMF'ye hayır dediği anda sistemini bunun üzerine kurmuş, milliyetçiyiz dediği anda "Alara" isimli biriyle evlilik yapmış, ahlak dediği anda yengesi "hovarda bir sanatçı" olan Cem Uzan, Genç Parti ismiyle meydanlara indirildi.
Söylemlerinde en ufak bir tutarlılık yoktu. BTP Genel Başkanı'nın konuşmalarını çalışıyor, onu da anlatmayı beceremediği için ne kadar anlayabildiyse önündeki monitörden okuyordu.
İşte bu Genç Parti 3 Kasım'da, BTP'nin önün kesmek üzere "sahte bir figür" olarak sahneye sürüldü.
Arkasındaki medya gücü ve yalan ifadelerle milleti adeta büyüledi ve Türkiye'nin gerçek ve sahici bir kulvara, BTP'ye akmasının önünü kesti.
Şimdi bu parti bir takım operasyonlarla mahalli seçimlerden önce yeniden parlatılıyor.
Bakmayın siz televizyonu, şirketleri elinden alınıyor yalanına...
Türkiye'de "yalan ve yabancı siyaset" işte böyle senaryolarla üretiliyor. Önce mağdur, sonra iktidar...
Bu formülü bir yerlerden hatırlıyorsunuzdur.
Düşünün eğer Tayyip Bey, belediyede yaptığı iddia edilen yolsuzluklardan gündeme gelseydi sizce bugün buralarda olabilir miydi?
Ama onun bahtına "yolsuzluk" değil, "şiir okuma" günahı düşmüştü. Ve o hikayeden bir Başbakan üretildi!
Sonuç malum... Karşımızda 80 yıllık Cumhuriyet'in bütün dış politika birikimlerini ulufe gibi dağıtan bir hükümet var!
Cem Uzan'ın da hikayesi korkarız bu... En azından bu bir ciddi ihtimal olarak, kara kaplı defterin 1. sayfasında yazılı duruyor.
Senaryonun sahibine ise Ankara'da filan aramayın: Onlar Washington'da oturuyorlar!
Yapılanlar da Cem Uzan'a kötülük filan değil, iyilik! O kuzu gibi görünen posttan bu milletin başına bir kurt iktidarı üretecekler, bunu unutmayın!
İşin sahiciliğini ispat etmek, vatandaşın kalbini mutmain kılmak için yakında kardeş ve baba Uzan'ı da teslim ederler! Onu da şimdiden söyleyelim!
Çünkü Cem Uzan olayı, Türkiye'nin geleceğini de kirletmenin adıdır. Bu iktidarın tüketeceği Türkiye'yi (şayet geriye bir şey kalırsa) gelecekte de kontrol altında tutmanın adıdır. Tatlı su milliyetçiliği ve Alara'lı, Yeşim'li bir muhafazakarlık!
Basın hürriyeti, hükümetin iradesi tüm bunlar da işin fasafisosu ve gerçekleri karartmanın diğer adı olmaktan öte hiçbir şey değil ve hiç bir anlamı da yok!
1- Operasyon haklıdır. Çünkü bunlar, 'bütün aile toptan yolsuzdur' diyenler.
2- Yolsuzluktan yola çıkılarak basın özgürlüğüne darbe indiriliyor ve hükümet bunu siyasi bir linç olarak kullanıyor, diyenler...
Bunlardan acaba hangisi doğru?
Cem'in gözyaşları mı? Cem'in küfürleri mi? Yoksa operasyon iki başlığa indirgenip, buradan millete bir Genç Parti dayatması mı yapılıyor?
Nereden bakarsak bakalım havada bir tuzak kokusu var. Psikolojik savaş taktikleriyle istedikleri iktidarı kurup, istediklerini alaşağı edebilen yabancılar, şimdi de sanki böyle bir doğumun tohumlarını atıyorlar!
3 Kasım öncesini bir hatırlayın!... Bir tarafta ABD misyonlu AKP, diğer tarafta yükselen, büyüyen, milletin gönlünde taht kuran, Anadolu'nun partisi BTP vardı...
Bağımsız Türkiye Partisi milletin burnunu dışarıya çıkaramadığı o günlerde, 100 binlik mitinglerle adım adım bir Türkiye Sevdası'nın ateşini yakıyordu!
Sosyoloji de, vatandaşın yönelişi de Türkiye'nin bu "en kendinden" partisine doğru akıyordu.
Sonra ne gerçekleştiyse, iki şey oldu. Birincisi Ecevit başbakanlığındaki 57. Hükümet seçim hezimetini göre göre, intihar etmek adına da olsa seçimleri öne çekti. Yeni kurulan bir parti olan BTP, daha 1. yılını tamamlayamadan seçime girmek zorunda kaldı.
İkincisi Genç Parti diye, Cumhuriyet tarihinin "en garip" organizasyonunu öne sürdüler. Amerika'ya karşıyız dediği anda göbeğinden Amerikalı, IMF'ye hayır dediği anda sistemini bunun üzerine kurmuş, milliyetçiyiz dediği anda "Alara" isimli biriyle evlilik yapmış, ahlak dediği anda yengesi "hovarda bir sanatçı" olan Cem Uzan, Genç Parti ismiyle meydanlara indirildi.
Söylemlerinde en ufak bir tutarlılık yoktu. BTP Genel Başkanı'nın konuşmalarını çalışıyor, onu da anlatmayı beceremediği için ne kadar anlayabildiyse önündeki monitörden okuyordu.
İşte bu Genç Parti 3 Kasım'da, BTP'nin önün kesmek üzere "sahte bir figür" olarak sahneye sürüldü.
Arkasındaki medya gücü ve yalan ifadelerle milleti adeta büyüledi ve Türkiye'nin gerçek ve sahici bir kulvara, BTP'ye akmasının önünü kesti.
Şimdi bu parti bir takım operasyonlarla mahalli seçimlerden önce yeniden parlatılıyor.
Bakmayın siz televizyonu, şirketleri elinden alınıyor yalanına...
Türkiye'de "yalan ve yabancı siyaset" işte böyle senaryolarla üretiliyor. Önce mağdur, sonra iktidar...
Bu formülü bir yerlerden hatırlıyorsunuzdur.
Düşünün eğer Tayyip Bey, belediyede yaptığı iddia edilen yolsuzluklardan gündeme gelseydi sizce bugün buralarda olabilir miydi?
Ama onun bahtına "yolsuzluk" değil, "şiir okuma" günahı düşmüştü. Ve o hikayeden bir Başbakan üretildi!
Sonuç malum... Karşımızda 80 yıllık Cumhuriyet'in bütün dış politika birikimlerini ulufe gibi dağıtan bir hükümet var!
Cem Uzan'ın da hikayesi korkarız bu... En azından bu bir ciddi ihtimal olarak, kara kaplı defterin 1. sayfasında yazılı duruyor.
Senaryonun sahibine ise Ankara'da filan aramayın: Onlar Washington'da oturuyorlar!
Yapılanlar da Cem Uzan'a kötülük filan değil, iyilik! O kuzu gibi görünen posttan bu milletin başına bir kurt iktidarı üretecekler, bunu unutmayın!
İşin sahiciliğini ispat etmek, vatandaşın kalbini mutmain kılmak için yakında kardeş ve baba Uzan'ı da teslim ederler! Onu da şimdiden söyleyelim!
Çünkü Cem Uzan olayı, Türkiye'nin geleceğini de kirletmenin adıdır. Bu iktidarın tüketeceği Türkiye'yi (şayet geriye bir şey kalırsa) gelecekte de kontrol altında tutmanın adıdır. Tatlı su milliyetçiliği ve Alara'lı, Yeşim'li bir muhafazakarlık!
Basın hürriyeti, hükümetin iradesi tüm bunlar da işin fasafisosu ve gerçekleri karartmanın diğer adı olmaktan öte hiçbir şey değil ve hiç bir anlamı da yok!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Erimhan / diğer yazıları
- Sahili olmayan umman / 14.04.2022
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021



































































































