Hümeyra EZERGÜL
Bir çoğumuzun üzerine "herkes ne der?" hastalığı bulaşmış durumda. Bu hastalık mutlaka bizden öncekileri de etkilemiştir, fakat bu denli midir? Bilemiyorum. Bu hastalığın tabii bir sonucu olarak insanların giyinme, yeme, gezme, eğelenme vb... kısaca tüm hayat tarzı bir diğerinle aynı olup çıkmıştır. Toplumumuzda maalesef çoğunluğu oluşturan aynı tipte, tarzda ve değerde olan bu aileler sanki birbirlerinden çok da farklıymış gibi bir de hususi yarış halini alırlar ki; arada tek tük olabilecek bir fark kalmaz.
Bir çok eve girdiğimizde mobilya stilinden tül-perde modeline, yerdeki halıdan TV ekranının büyüklüğüne varıncaya herşey aynıdır. Bu evlerde yaşayan ailelerin çocuklarının durumları ise doğal olarak örnek aldıkları ebeveynlerinin durumuyla tamamen örtüşmektedir. Şöyle ki; okullarda etek boylarından saç modellerine, markası aynı olan araç gereçlerden ayakkabı stillerine kadar farksızlık rahatça görülebilir. Dahası televizyon ekranındaki haber spikerlerinden tutun, program sunucularına kadar durum bundan ibarettir. Hatta büyüklerimizden birine "Her programa aynı kişi mi çıkıyor?" sorusunu sorduracak kadar benzerlik mevcuttur.
Şimdi düşünüyorum da böyle bir toplumda acaba hürriyet nerede? Herkesin evi dev ekran ve ıvır zıvır sayesinde olmuş bir sinema, herkes aynı model giyiniyor, aynı saç biçimi ve makyaj tarzını benimsiyor. Herkes tatile başka türlü tatil yapılamazmış gibi belli şehirlere, eğlence yerlerine üşüşüyor. Her evde aynı sehpa örtülerini, çocuk-bebek bakım çantalarını görüyor, dışarı çıktığımızda da neredeyse komşularımızı şaşırtıyoruz!.. Bu durumumuzla her birimiz aynı fabrikadan çıkmış ve kontrolden geçmiş bir durumdayız. Sonra da kendimizi bağımsız hissedip istediğimizi ve düşündüğümüzü yapabiliyor olduğumuza kanaat getiriyoruz. Allah korusun düşman gelse bizi esir alsa bazı şeyleri zorla dikte etseydi eminim herbirimiz üzüntüden kahrolurduk. Halbuki biz kendi kendimizi bu hastalıkla zincire vurmuş, esir etmiş durumdayız ama halimizi anlamıyor, üzülmüyor hatta herşeyin güllük gülistanlık olduğunu zannediyoruz. En üzüntü vericisi de "Herkes ne der?" hastalığından sadece dışımız değil, ruhumuz da etkileniyor ve zamanla farklı şeyler düşünemez oluyoruz. Bu probleme tek yönden bakıp, birçok çözüm yolları, kenarda dururken, aynı çözüm yolunu uygun görebiliyoruz. Farklı yönden düşünebilen, değişik çözüm yollarını uygun gören azınlığı belki de bozguncu ilân edebiliriz.
Bizi bizden iyi tanıyan Allah-ü Teala bu hususta En'am Sûresi 116'da şöyle buyuruyor: "Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni saptırırlar." Açıkça bu hastalığa yakalanmış durumda olan yani Allah için değil de herkes için yaşayan insanların oluşturduğu çoğunluğa katılınmaması için bir ihtar ve bu çoğunluğa uyulması durumunda ise sapıtmak gibi ağır bir durumun söz konusu olacağı belirtiliyor.
Asırlar öncesi sonsuz ilmiyle ve merhametiyle bu gerçekleri mukaddes kitapta açıklayan ve bizleri tedbirli olmaya sevk eden Yüce Allah'a şükürler olsun.
Bir çoğumuzun üzerine "herkes ne der?" hastalığı bulaşmış durumda. Bu hastalık mutlaka bizden öncekileri de etkilemiştir, fakat bu denli midir? Bilemiyorum. Bu hastalığın tabii bir sonucu olarak insanların giyinme, yeme, gezme, eğelenme vb... kısaca tüm hayat tarzı bir diğerinle aynı olup çıkmıştır. Toplumumuzda maalesef çoğunluğu oluşturan aynı tipte, tarzda ve değerde olan bu aileler sanki birbirlerinden çok da farklıymış gibi bir de hususi yarış halini alırlar ki; arada tek tük olabilecek bir fark kalmaz.
Bir çok eve girdiğimizde mobilya stilinden tül-perde modeline, yerdeki halıdan TV ekranının büyüklüğüne varıncaya herşey aynıdır. Bu evlerde yaşayan ailelerin çocuklarının durumları ise doğal olarak örnek aldıkları ebeveynlerinin durumuyla tamamen örtüşmektedir. Şöyle ki; okullarda etek boylarından saç modellerine, markası aynı olan araç gereçlerden ayakkabı stillerine kadar farksızlık rahatça görülebilir. Dahası televizyon ekranındaki haber spikerlerinden tutun, program sunucularına kadar durum bundan ibarettir. Hatta büyüklerimizden birine "Her programa aynı kişi mi çıkıyor?" sorusunu sorduracak kadar benzerlik mevcuttur.
Şimdi düşünüyorum da böyle bir toplumda acaba hürriyet nerede? Herkesin evi dev ekran ve ıvır zıvır sayesinde olmuş bir sinema, herkes aynı model giyiniyor, aynı saç biçimi ve makyaj tarzını benimsiyor. Herkes tatile başka türlü tatil yapılamazmış gibi belli şehirlere, eğlence yerlerine üşüşüyor. Her evde aynı sehpa örtülerini, çocuk-bebek bakım çantalarını görüyor, dışarı çıktığımızda da neredeyse komşularımızı şaşırtıyoruz!.. Bu durumumuzla her birimiz aynı fabrikadan çıkmış ve kontrolden geçmiş bir durumdayız. Sonra da kendimizi bağımsız hissedip istediğimizi ve düşündüğümüzü yapabiliyor olduğumuza kanaat getiriyoruz. Allah korusun düşman gelse bizi esir alsa bazı şeyleri zorla dikte etseydi eminim herbirimiz üzüntüden kahrolurduk. Halbuki biz kendi kendimizi bu hastalıkla zincire vurmuş, esir etmiş durumdayız ama halimizi anlamıyor, üzülmüyor hatta herşeyin güllük gülistanlık olduğunu zannediyoruz. En üzüntü vericisi de "Herkes ne der?" hastalığından sadece dışımız değil, ruhumuz da etkileniyor ve zamanla farklı şeyler düşünemez oluyoruz. Bu probleme tek yönden bakıp, birçok çözüm yolları, kenarda dururken, aynı çözüm yolunu uygun görebiliyoruz. Farklı yönden düşünebilen, değişik çözüm yollarını uygun gören azınlığı belki de bozguncu ilân edebiliriz.
Bizi bizden iyi tanıyan Allah-ü Teala bu hususta En'am Sûresi 116'da şöyle buyuruyor: "Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni saptırırlar." Açıkça bu hastalığa yakalanmış durumda olan yani Allah için değil de herkes için yaşayan insanların oluşturduğu çoğunluğa katılınmaması için bir ihtar ve bu çoğunluğa uyulması durumunda ise sapıtmak gibi ağır bir durumun söz konusu olacağı belirtiliyor.
Asırlar öncesi sonsuz ilmiyle ve merhametiyle bu gerçekleri mukaddes kitapta açıklayan ve bizleri tedbirli olmaya sevk eden Yüce Allah'a şükürler olsun.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.