Türk milletinin insanlığa sunduğu en büyük değerlerden birisidir hiç şüphesiz Nasreddin Hoca. Nasreddin Hoca, Türk mizahının ve Türk zekasının temsilcisi olduğu gibi, bir gönül bilgesidir de. O, halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, mizah/gülmece türünün öncüsü olmuştur. Ancak sadece bir mizahtan/gülmeceden ibaret değildir, Nasreddin Hoca'nın amacı. O, tasavvufî mesajlarını gülmecelerinin içerisinde gizler. Mevlana'nın torunlarından olan Burhaneddin Çelebi (ö. 1897), Nasreddin Hoca'nın espirilerindeki tasavvufî mesajları deşifre eden bir kitap hazırlamıştır. Bu çalışma Prof. Dr. Fikret Türkmen tarafından hazırlanmış Kültür Bakanlığı yayınları arasında çıkmıştır. (Ank.-1989)
Nasreddin Hoca, Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğmuş, Akşehir'de vefat etmiştir. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi görmüş, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı olmuştur. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mehmet Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerine katılmış, daha sonra eğitimini Konya'da tamamlamış, din ilimlerinde derinleşmiştir. Bir rivayete göre medresede de hocalık yapmış ayrıca, kadılık/yargıçlık görevinde de bulunmuştur. 80 yaşlarında vefat ettiği sanılmaktadır. Nasreddin Hoca'nın ünü ve espirileri Dünya'nın dört bir tarafına yayılmıştır. UNESCO da 1996 yılını Nasreddin Hoca yılı ilan etmiştir.
Nasreddin Hoca'nın yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer efsanevî niteliğe bürünmüştür. Söz konusu rivayet ve efsanelere göre, Nasreddin Hoca Selçuklu sultanlarıyla tanışmış, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurmuş, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuşmuş tartışmıştır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki mesaj, eleştiri ve alaysılama öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Gülmecelerinin incelenmesinden, Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Nasreddin Hoca'nın gülmecelerindeki ana temalar sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, mollaların katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. Nasreddin Hoca, bunları söylerken bazen bilgin, bazen bilgisiz, bazen açıkgöz, bazen uysal, bazen şaşkın, bazen kurnaz, rollerine bürünür.
Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok nadir girer ya da hiç girmez. Örneğin onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca'nın mizahında eşinin (bazen eşlerinin) de özel bir yeri vardır. Bu gülmecelerde daha çok karı-koca ilişkilerindeki, hısım ve akraba çevreleri arasındaki gariplikler konu alınır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri pek yoktur. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışını temsil eder. Bunun ya sıra eşek inatçılığın ve akılsızlığın simgesidir de.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde, mollaların, ham yobaz kaba softaların katı inançları da önemli bir yer tutar. Mevlana ve Yunus gibi Nasreddin Hoca da İslam'ın ruhunu unutup şekilciliğe saplananları eleştirir. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler kaba softalarla deyim yerinde ise "kafa bulur". Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın Türk mizahı'nın Güneşi olduğunda hiç bir kuşku yoktur. Üstelik Hoca'nın espirilerinde derûnî anlamlar da gizlidir. Amerika'da İdris Şah'ın araştırmaları sayesinde artık Nasreddin Hocamız ruhsal bozuklukların tedavisinde de rol almaktadır. Nasreddin Hoca, rasyonel düşünüşün ötesinde muhatabının "sezgisi"ne seslenir. Bunu ileride ele almayı umud ediyoruz. Burada biraz daha az bilinen bir kaç nüktesine yer vereceğiz bilge insan Nasreddin Hoca'nın. Bu nüktelerin bazısı Timur örneğinde olduğu gibi yakıştırma olduğu malumdur. Ancak yine de Hoca'nın kıvrak zekasını ve espiri tarzını yansıttığı için Anadolu insanı tarafından Nasreddin'e mal edilmiştir.
Ali Rıza BAYZAN
Nasreddin Hoca, Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğmuş, Akşehir'de vefat etmiştir. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi görmüş, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı olmuştur. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mehmet Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerine katılmış, daha sonra eğitimini Konya'da tamamlamış, din ilimlerinde derinleşmiştir. Bir rivayete göre medresede de hocalık yapmış ayrıca, kadılık/yargıçlık görevinde de bulunmuştur. 80 yaşlarında vefat ettiği sanılmaktadır. Nasreddin Hoca'nın ünü ve espirileri Dünya'nın dört bir tarafına yayılmıştır. UNESCO da 1996 yılını Nasreddin Hoca yılı ilan etmiştir.
Nasreddin Hoca'nın yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer efsanevî niteliğe bürünmüştür. Söz konusu rivayet ve efsanelere göre, Nasreddin Hoca Selçuklu sultanlarıyla tanışmış, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurmuş, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuşmuş tartışmıştır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki mesaj, eleştiri ve alaysılama öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Gülmecelerinin incelenmesinden, Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Nasreddin Hoca'nın gülmecelerindeki ana temalar sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, mollaların katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. Nasreddin Hoca, bunları söylerken bazen bilgin, bazen bilgisiz, bazen açıkgöz, bazen uysal, bazen şaşkın, bazen kurnaz, rollerine bürünür.
Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok nadir girer ya da hiç girmez. Örneğin onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca'nın mizahında eşinin (bazen eşlerinin) de özel bir yeri vardır. Bu gülmecelerde daha çok karı-koca ilişkilerindeki, hısım ve akraba çevreleri arasındaki gariplikler konu alınır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri pek yoktur. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışını temsil eder. Bunun ya sıra eşek inatçılığın ve akılsızlığın simgesidir de.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde, mollaların, ham yobaz kaba softaların katı inançları da önemli bir yer tutar. Mevlana ve Yunus gibi Nasreddin Hoca da İslam'ın ruhunu unutup şekilciliğe saplananları eleştirir. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler kaba softalarla deyim yerinde ise "kafa bulur". Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın Türk mizahı'nın Güneşi olduğunda hiç bir kuşku yoktur. Üstelik Hoca'nın espirilerinde derûnî anlamlar da gizlidir. Amerika'da İdris Şah'ın araştırmaları sayesinde artık Nasreddin Hocamız ruhsal bozuklukların tedavisinde de rol almaktadır. Nasreddin Hoca, rasyonel düşünüşün ötesinde muhatabının "sezgisi"ne seslenir. Bunu ileride ele almayı umud ediyoruz. Burada biraz daha az bilinen bir kaç nüktesine yer vereceğiz bilge insan Nasreddin Hoca'nın. Bu nüktelerin bazısı Timur örneğinde olduğu gibi yakıştırma olduğu malumdur. Ancak yine de Hoca'nın kıvrak zekasını ve espiri tarzını yansıttığı için Anadolu insanı tarafından Nasreddin'e mal edilmiştir.
Ali Rıza BAYZAN
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.