Karadeniz bölgesinde Kuvay-ı milliye kadrosu ile birlikte gezisini sürdüren Prof. Dr. Haydar Baş, Artvin ve Trabzon'dan sonra Rize'de de kuvay-ı milliye kadrosunun siyasi parti oluşumu için gerçekleştirdiği toplantıya katıldı.Hemşehrileri Rizeliler tarafından büyük bir coşku ile karşılanan Prof. Dr. Baş, burada yaptığı konuşmada enflasyon, siyaset, devlet, hürriyet, yenilikçilik, Türk kimliği, bayrak gibi konularda önemli tespitlerde bulundu. Türkiye üzerinde oynanan oyunlara dikkat çekti. Kuvay-ı milliye kadrosunun meseleye el koymasıyla bütün oyunların akamete uğrayacağı müjdesini verdi.
İktidarı muhalefeti ile
herkesi destekledik
Anadolu karış karış dolaşılarak Türkiye'nin meselelerinin siyasi tahlilleri yapıldığından hareketle, mevcut siyasetçilerin de artı ve eksilerinin gündeme gelmesi gerçeği dolayısıyla, "Bizim kastımız siyasette iddia sahibi kardeşlerimizi rencide etmek değil, hakikatleri lisan-ı hal ile ortaya koymaktır" sözleriyle konuşmasına başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, Bülent Ecevit'i karizmatik bir lider olarak gördüğünü, Mesut Yılmaz ve partisini uzun yıllar desteklediğini, Devlet Bahçeli ve MHP'ye son seçimde güçlü bir destek verdiklerini belirterek, "Kim, Türkiye'yi dünyada en üst düzeye çıkaracağım, diyorsa bize düşen onu desteklemektir. Onun için biz, iktidarı ile muhalefeti ile herkesi destekledik" dedi.
Bu anlayışla enflasyon düşmez
Daha önce katıldığı toplantılarda olduğu gibi enflasyona değinerek konuşmasını sürdüren Prof. Dr. Baş, mevcut anlayış ve tedbirlerle enflasyonu düşürmenin mümkün olmadığını, hastalığı teşhiste yanlış yapıldığını, dolayısıyla tedavinin de yanlış olduğunu belirterek şöyle devam etti: "Enflasyon talepten doğuyorsa alınacak tedbirler farklı, maliyetten doğuyorsa farklıdır. Türkiye'deki enflasyon maliyetten doğmasına rağmen talep enflasyonu reçetesi uygulanmaktadır. Maliyetten doğan enflasyon için talepten doğan enflasyon tedbirini alırsan gemiyi öyle bir batırırsın ki bir daha çıkaramazsın. Onun için bu enflasyonu önleme proğramının tutmayacağını söyleyen tek aykırı ses biz olduk. Ama sesimizi duymadılar. Kalabalıkta söylersek duyarlar diye Trabzon'daki mitingte söyledik. Biz bu işi 24 saatte çözeriz, dedik. Yine duymadılar, sormadılar. İstanbul ve Ankara mitinglerinde söyledik. Yine sormadılar. Şimdi şartlı gelin diyeceğim. Maliye'yi ekibimle bana bırakacaklar ve biz bu işi 24 saatte çözeceğiz."
Yenilikçilik çağa damga vurmaktır
"Kafamıza akıl koyalım. Bu milletin ilminin, irfanının zekatı, sadakası Batı dünyasını 50 defa satın alır" diyen Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: " Bizim görüşlerimiz dünyada kabul görmüş görüşlerdir. Ben hikaye anlatmıyorum. Hodri meydan diyorum. Yenilikçi arkadaşlar gelsinler, söylesinler. Türkiye'ye hangi tarımcılık, hayvancılık, ormancılık, sanayi politikasını getirecekler? Çocuk mu kandırıyorlar? Yenilikçi demek, hayata, çağa damgasını vurmak demektir. Sayın Erbakan'ı severim. Şahsını ilzam etmek haddim değildir. Ama fikirlerin çarpıştığı er meydanında eğer adam paşa ise 'ben çavuşum' diyemez ki. Ben bu işin paşasıyım. Bu işin tevazusu olmaz. O, dalkavukluk olur. Ben bu işi biliyorum."
Devleti küçültmek bir tuzaktır
İşçi-memur ve100 milyar liranın altında geliri olanlardan bir tek kuruş vergi alınmaması talebini Rize'deki konuşmasında da tekrarlayan Prof. Dr. Baş, kaynağı bulma görevinin ise devlete düştüğünü, devlet olmanın vasfının bu olduğunu hatırlatarak şöyle dedi: "Devlet, benim bulamadığımı bulan iradenin adına denir. Küçültüp, ufalayıp toz haline getirdiğin iradenin adına devlet denmez. Devleti küçülteceklermiş! Küreselleşmeciler böyle pompalıyorlar. Oysa kamu giderleri ABD ve Fransa'da % 40, İngiltere'de % 45'tir. Adamların kamuya harcadıkları para trilyon dolarlarla ölçülüyor. Adam senin bütçen kadar kamuya para harcıyor. Bize pompaladıkları devletin küçülmesi demek, ordunun, polisin, memurun vs. yok edilmesi, ondan sonra da çıplak şekilde ortada kalmak demektir. Bazı aklıevveller, karşılayamıyoruz, diyorlar. At sahibine göre kişner. Bizde öyle kaynaklar var ki... Sadece altın maden rezervimizin değeri 4 trilyon dolar. Bor madeninin değeri 1 trilyon dolar. Türkiye'ye bütün bunları devreye sokacak, hesabı, kitabı bilen bir irade lazımdır. Bu potansiyelleri harekete geçirmek istiyorsak evvelemirde proje mukabili emisyon hacmini genişleterek milleti rahatlatmak şarttır."
Siyasetçi milletini çok sevmeli
Türkiye'de siyaset yapan siyasetçilerin milletini mutlaka sevmesi gerektiğini söyleyen Haydar Baş, bu milletin nasıl bir millet olduğunu şu sözlerle ifade etti:
"Bu milletin içinde Laz vardır. Çerkez vardır. Arap, Kürt, Boşnak, Türk vardır. Türk milliyetçiliği bir üst kimliktir. Bir kültür birikimidir. Bu kültür birikiminin örfü var, adeti var, maneviyatı var. Kürt kardeşimiz, Türk milletinin örfünü örf yapmıştır. Adetini adet, geleneğini gelenek, dinini din yapmıştır. Laz kardeşimiz de Türk milletinin adetini adet, örfünü örf, dinini din yapmıştır. O halde bu millet bir millettir. Biz, milletimize bu esaslar çerçevesinde sahip çıkarsar tek vücut oluruz. Ama biri Amerika'nın kandırması, biri İsrail'in aldatmasıyla sağa sola çekerse Allah belamızı verir. O adamların hiçbiri bizi için hayırlı rüya görmez."
Oyun artık bozuldu
"İngilizler Osmanlıyı yıkabilmek için 100 sene Hicaz bölgesinde faaliyet gösterdiler. Sırf bu iş için bakanlık tahsis ettiler. Müslüman Arap kardeşlerimizi kandırdılar. Eline tüfeği verdiler. Bizi arkadan vurdurdular. Birçoğumuzun dedeleri orada şehit oldu. Bugün de aynı oyunlar oynanıyor.
Zaman içinde bu kardeş milleti birbirine hasım ettiler. Tavşana kaç, tazıya tut dediler. Biz de kot kafalılık yaptık. Adam devletine, askerine düşman olur mu? Ama artık oyun bozuldu. Artık hiç kimse askerine, polisine, devletine, çiftçisine, işçisine, çöpçüsüne hasım olmayacak. Niye olmayacak? Bu şanlı bayrağın altında olan herkes aynı örfü, adeti, imanı, geleneği yaşıyor da ondan olmayacak."
Türk bayrağına can feda
Prof. Dr. Baş, şanlı bayrağımızın nasıl bir mahiyet arzettiği, mana taşıdığı hakkında şu bilgiyi verdi:
"Ben bayrağımı çok severim. Benim dedem şehittir. Bu bayrağın çok büyük manası vardır. Bu bayrağa hayatımız feda olsun. Bayrağımızdaki kırmızı renk benim, senin dedenin, şühedanın kanıdır. Ay, Tevhid'i, Allah'ı; yıldız, Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa (sav)'in ruhaniyetini temsil eder. Onun için Türk milletine asakirullah, Allah'ın askerleri denilir."
Asıl hürriyet benim ülkemde
Bazılarının Batı ülkelerinde hürriyet, din hürriyeti olduğu vehmine kapıldığını söyleyen Prof. Dr. Baş, hürriyetin Avrupa ülkelerinde Müslüman için nasıl uygulandığını misallerle şöyle dile getirdi:
"Almanya'da kardeşlerimiz kiliseleri camiye dönüştürmüşlerdi. Baktım ki Türk bayrağı yok. Sebebini sorunca 'eğer asar isek polisler gide gele bizi bıktırıyorlar. Ben de 'o zaman idare odasın asın. İndirmeyin' dedim de öyle yaptılar. Avrupa'da din hürriyeti varmış! 1976 yılında Hollanda'da bir camide dışarıya karşı ezan okudum. Namaz bittikten sonra hemen polis geldi. Hesap sordu. Burası Lahey Adalet Divanının olduğu yer. Yerin altında ezan okumaya evet, ama üstünde okumaya yer yok. İstanbul'da ise çan sesinden geçilmiyor. Onun için hürriyet benim ülkemdedir."
Bu kol Rizelinin koludur
Rize'nin Karadeniz'in incisi, bu memlekete başbakanlar, bakanlar, ilim adamları, takva ehli mübarek zevatlar yetiştirdiğini söyleyen Prof. Dr. Baş, "Onun için kündeye gelmeyeceğiz. Çok ayık olacağız. Bu kuvay-ı milliye yürüyüşü etrafında hep beraber Allah için bir araya gelmesini bileceğiz.
Sizlere bu teklifi yapıyorum" dedi ve "var mısınız?" diye sordu. Hep bir ağızdan "varız" cevabını aldıktan sonra Fuzuli'nin Leyla ve Mecnun hikayesini anlatarak "bu kol Rizelinin koludur" sözleriyle konuşmasınıbitirdi. Prof. Dr. Rize'den, "Bu vatan bu millet seni bekliyor" tezahüratı ile uğurlandı.
-RİZE / YENİMESAJ
İktidarı muhalefeti ile
herkesi destekledik
Anadolu karış karış dolaşılarak Türkiye'nin meselelerinin siyasi tahlilleri yapıldığından hareketle, mevcut siyasetçilerin de artı ve eksilerinin gündeme gelmesi gerçeği dolayısıyla, "Bizim kastımız siyasette iddia sahibi kardeşlerimizi rencide etmek değil, hakikatleri lisan-ı hal ile ortaya koymaktır" sözleriyle konuşmasına başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, Bülent Ecevit'i karizmatik bir lider olarak gördüğünü, Mesut Yılmaz ve partisini uzun yıllar desteklediğini, Devlet Bahçeli ve MHP'ye son seçimde güçlü bir destek verdiklerini belirterek, "Kim, Türkiye'yi dünyada en üst düzeye çıkaracağım, diyorsa bize düşen onu desteklemektir. Onun için biz, iktidarı ile muhalefeti ile herkesi destekledik" dedi.
Bu anlayışla enflasyon düşmez
Daha önce katıldığı toplantılarda olduğu gibi enflasyona değinerek konuşmasını sürdüren Prof. Dr. Baş, mevcut anlayış ve tedbirlerle enflasyonu düşürmenin mümkün olmadığını, hastalığı teşhiste yanlış yapıldığını, dolayısıyla tedavinin de yanlış olduğunu belirterek şöyle devam etti: "Enflasyon talepten doğuyorsa alınacak tedbirler farklı, maliyetten doğuyorsa farklıdır. Türkiye'deki enflasyon maliyetten doğmasına rağmen talep enflasyonu reçetesi uygulanmaktadır. Maliyetten doğan enflasyon için talepten doğan enflasyon tedbirini alırsan gemiyi öyle bir batırırsın ki bir daha çıkaramazsın. Onun için bu enflasyonu önleme proğramının tutmayacağını söyleyen tek aykırı ses biz olduk. Ama sesimizi duymadılar. Kalabalıkta söylersek duyarlar diye Trabzon'daki mitingte söyledik. Biz bu işi 24 saatte çözeriz, dedik. Yine duymadılar, sormadılar. İstanbul ve Ankara mitinglerinde söyledik. Yine sormadılar. Şimdi şartlı gelin diyeceğim. Maliye'yi ekibimle bana bırakacaklar ve biz bu işi 24 saatte çözeceğiz."
Yenilikçilik çağa damga vurmaktır
"Kafamıza akıl koyalım. Bu milletin ilminin, irfanının zekatı, sadakası Batı dünyasını 50 defa satın alır" diyen Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: " Bizim görüşlerimiz dünyada kabul görmüş görüşlerdir. Ben hikaye anlatmıyorum. Hodri meydan diyorum. Yenilikçi arkadaşlar gelsinler, söylesinler. Türkiye'ye hangi tarımcılık, hayvancılık, ormancılık, sanayi politikasını getirecekler? Çocuk mu kandırıyorlar? Yenilikçi demek, hayata, çağa damgasını vurmak demektir. Sayın Erbakan'ı severim. Şahsını ilzam etmek haddim değildir. Ama fikirlerin çarpıştığı er meydanında eğer adam paşa ise 'ben çavuşum' diyemez ki. Ben bu işin paşasıyım. Bu işin tevazusu olmaz. O, dalkavukluk olur. Ben bu işi biliyorum."
Devleti küçültmek bir tuzaktır
İşçi-memur ve100 milyar liranın altında geliri olanlardan bir tek kuruş vergi alınmaması talebini Rize'deki konuşmasında da tekrarlayan Prof. Dr. Baş, kaynağı bulma görevinin ise devlete düştüğünü, devlet olmanın vasfının bu olduğunu hatırlatarak şöyle dedi: "Devlet, benim bulamadığımı bulan iradenin adına denir. Küçültüp, ufalayıp toz haline getirdiğin iradenin adına devlet denmez. Devleti küçülteceklermiş! Küreselleşmeciler böyle pompalıyorlar. Oysa kamu giderleri ABD ve Fransa'da % 40, İngiltere'de % 45'tir. Adamların kamuya harcadıkları para trilyon dolarlarla ölçülüyor. Adam senin bütçen kadar kamuya para harcıyor. Bize pompaladıkları devletin küçülmesi demek, ordunun, polisin, memurun vs. yok edilmesi, ondan sonra da çıplak şekilde ortada kalmak demektir. Bazı aklıevveller, karşılayamıyoruz, diyorlar. At sahibine göre kişner. Bizde öyle kaynaklar var ki... Sadece altın maden rezervimizin değeri 4 trilyon dolar. Bor madeninin değeri 1 trilyon dolar. Türkiye'ye bütün bunları devreye sokacak, hesabı, kitabı bilen bir irade lazımdır. Bu potansiyelleri harekete geçirmek istiyorsak evvelemirde proje mukabili emisyon hacmini genişleterek milleti rahatlatmak şarttır."
Siyasetçi milletini çok sevmeli
Türkiye'de siyaset yapan siyasetçilerin milletini mutlaka sevmesi gerektiğini söyleyen Haydar Baş, bu milletin nasıl bir millet olduğunu şu sözlerle ifade etti:
"Bu milletin içinde Laz vardır. Çerkez vardır. Arap, Kürt, Boşnak, Türk vardır. Türk milliyetçiliği bir üst kimliktir. Bir kültür birikimidir. Bu kültür birikiminin örfü var, adeti var, maneviyatı var. Kürt kardeşimiz, Türk milletinin örfünü örf yapmıştır. Adetini adet, geleneğini gelenek, dinini din yapmıştır. Laz kardeşimiz de Türk milletinin adetini adet, örfünü örf, dinini din yapmıştır. O halde bu millet bir millettir. Biz, milletimize bu esaslar çerçevesinde sahip çıkarsar tek vücut oluruz. Ama biri Amerika'nın kandırması, biri İsrail'in aldatmasıyla sağa sola çekerse Allah belamızı verir. O adamların hiçbiri bizi için hayırlı rüya görmez."
Oyun artık bozuldu
"İngilizler Osmanlıyı yıkabilmek için 100 sene Hicaz bölgesinde faaliyet gösterdiler. Sırf bu iş için bakanlık tahsis ettiler. Müslüman Arap kardeşlerimizi kandırdılar. Eline tüfeği verdiler. Bizi arkadan vurdurdular. Birçoğumuzun dedeleri orada şehit oldu. Bugün de aynı oyunlar oynanıyor.
Zaman içinde bu kardeş milleti birbirine hasım ettiler. Tavşana kaç, tazıya tut dediler. Biz de kot kafalılık yaptık. Adam devletine, askerine düşman olur mu? Ama artık oyun bozuldu. Artık hiç kimse askerine, polisine, devletine, çiftçisine, işçisine, çöpçüsüne hasım olmayacak. Niye olmayacak? Bu şanlı bayrağın altında olan herkes aynı örfü, adeti, imanı, geleneği yaşıyor da ondan olmayacak."
Türk bayrağına can feda
Prof. Dr. Baş, şanlı bayrağımızın nasıl bir mahiyet arzettiği, mana taşıdığı hakkında şu bilgiyi verdi:
"Ben bayrağımı çok severim. Benim dedem şehittir. Bu bayrağın çok büyük manası vardır. Bu bayrağa hayatımız feda olsun. Bayrağımızdaki kırmızı renk benim, senin dedenin, şühedanın kanıdır. Ay, Tevhid'i, Allah'ı; yıldız, Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa (sav)'in ruhaniyetini temsil eder. Onun için Türk milletine asakirullah, Allah'ın askerleri denilir."
Asıl hürriyet benim ülkemde
Bazılarının Batı ülkelerinde hürriyet, din hürriyeti olduğu vehmine kapıldığını söyleyen Prof. Dr. Baş, hürriyetin Avrupa ülkelerinde Müslüman için nasıl uygulandığını misallerle şöyle dile getirdi:
"Almanya'da kardeşlerimiz kiliseleri camiye dönüştürmüşlerdi. Baktım ki Türk bayrağı yok. Sebebini sorunca 'eğer asar isek polisler gide gele bizi bıktırıyorlar. Ben de 'o zaman idare odasın asın. İndirmeyin' dedim de öyle yaptılar. Avrupa'da din hürriyeti varmış! 1976 yılında Hollanda'da bir camide dışarıya karşı ezan okudum. Namaz bittikten sonra hemen polis geldi. Hesap sordu. Burası Lahey Adalet Divanının olduğu yer. Yerin altında ezan okumaya evet, ama üstünde okumaya yer yok. İstanbul'da ise çan sesinden geçilmiyor. Onun için hürriyet benim ülkemdedir."
Bu kol Rizelinin koludur
Rize'nin Karadeniz'in incisi, bu memlekete başbakanlar, bakanlar, ilim adamları, takva ehli mübarek zevatlar yetiştirdiğini söyleyen Prof. Dr. Baş, "Onun için kündeye gelmeyeceğiz. Çok ayık olacağız. Bu kuvay-ı milliye yürüyüşü etrafında hep beraber Allah için bir araya gelmesini bileceğiz.
Sizlere bu teklifi yapıyorum" dedi ve "var mısınız?" diye sordu. Hep bir ağızdan "varız" cevabını aldıktan sonra Fuzuli'nin Leyla ve Mecnun hikayesini anlatarak "bu kol Rizelinin koludur" sözleriyle konuşmasınıbitirdi. Prof. Dr. Rize'den, "Bu vatan bu millet seni bekliyor" tezahüratı ile uğurlandı.
-RİZE / YENİMESAJ
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.