Önceki gün değerli kardeşim İzzet Yaşar'ın muhterem anneleri dar-i bekaya rihlet etti.
Allah mekanını Cennet eylesin.
Değerli kardeşim Hayri Baş vesile oldu; Ankara'ya cenazeye gittim.
İzzet kardeşimin doğum yeri Ankara/Çubuk İlçesi.
Yanlış adrese gitmeyle başlayan köye ulaşma gayemiz, gecikmeli de olsa gerçekleşti ve biz güneşli havanın sayesinde eriyen buzlar üzerinden köye vardık.
Köylünün tabiriyle; "birbirlerini çok severlerdi demek", bir başka cenaze daha vardı musallada.
Cenaze namazları kılındı, dualar yapıldı, defin işlemleri yapıldı, bana da Yâsîn okumak kaldı. Bir de defin konusunda yardımcı olan muhterem Hasan Bayram hocaya...
Kul olarak üzerimize düşeni yapıp, "köy odasına" indik.
Dr. Abdullah Terzi bey, Hayri Baş, BTP Genel Sekreteri Nuri Kaplan, Genel başkan yardımcısı Mustafa Köroğlu ve diğer arkadaşlar.
İki cenaze olunca cemaat da o nispette kalabalık oldu tabi.
Yüz kişiyi geçkin insan bir anda doluştu "köy odasına".
Köylüde bir telaş, bir heyecan, bir koşuşturma.
İkram koşuşturması bu.
Gelen misafirlere bir şeyler ikram etmek.
Hani Hadis-i Şerifte var ya:
"Misafire ikram eden bana ikram etmiş olur, bana ikram eden Allah'a ikram etmiş olur."
O "milletin efendisi" köylüden Hz. Peygamber'in (as) böyle bir hadisinin olduğunu bilen kaç kişi var?
Belki de hiç kimse bilmiyordu.
Ama dedeleri bu hadisi şerifi duymuş, uygulamış, nesline miras olarak bırakmış.
İşte Özlüce Köyü halkı, ecdadının "hadis" kaynaklı örfünü ifa ediyor.
İzzet kardeşimin köyü tipik bir Anadolu köyü, evler iç içe geçmiş. Sanki bir kilimcinin dokuduğu motif gibi.
Nuri beye takıldım.
Tipik bir Anadolu köyü, tek kibritlik, bir yandı mı, hepsi yanar. Bizde, Karadeniz'de öyle mi?
Bir evi bir tepede, diğeri bir başka tepede, her biri için bir kibrit yakman lazım.
İç içe geçmiş evlerde oturanlar, tabi ki birbirinden o nispette çabuk haberdar oluyor.
Köylünün gelir düzeyinin öyle ahım şahım olduğunu sanmam.
Ama koca bir "köy odası". Rahat bin metre kare var.
İç doğramasını İzzet beyin ağabeyi yapmış. Diğer bölümde de katkıları olmuş.
Köy stili minderler, şilteler, döşemeler...
Ve ikram. Etli pide ve ayran.
Herkes yedi-içti.
Ve bir o kadar daha insanın doyması mümkündü.
İşte Anadolu dedim!
Anadolu insanı!
Çağdaşlık, modernizim, uygarlık, şu..luk, bu..luk... mah hum şorolop birilerine kalsın.
Bir yıllık geliri, İstanbul'un sosyetik mekanlarında iki züp..nin bir gecede harcadığından az olsa da, o ikram etmesini biliyor.
İkramı seviyor dahası.
Aman ha içine girelim, diye can attığımız AB üyesi kaç ülkede siz Özlüce köylüsünün bir benzerini bulursunuz?
Vallahi bulamazsınız.
Kendi oğluna bir lokmayı çok görenler, şimdi zaman kolluyormuş, 2004 yılında Türklere ayda 10 bin Eoru verecek, Türkler de yiyecek. Bir kısım aklı evvel bu kanaatte.
Özlüce Köyü bir Anadolu modeliydi dün.
Başta İzzet kardeşimin annesine, sonra da o diğer merhumeye Allah rahmet eylesin.
Ve tabi Yaşar ailesine de sabırlar versin.
Yıllar önce bir şiir yazmaya çalışmıştım "Anne" diye.
Onun bir bölümüyle bitireyim.
"Şefkatli ninnilerin öyle taze ki bende
Yaşadıkça dünyayı beşik sanırım anne.
Merhamet duyguların bir abide bu tende,
Bölüşmem kimseyle ben kıskanırım anne.
Ana ana can ana,
Cana can katan ana.
Bin canım kurban olsun,
Seni veren Canan'a,
Seni veren Canan'a."
Allah mekanını Cennet eylesin.
Değerli kardeşim Hayri Baş vesile oldu; Ankara'ya cenazeye gittim.
İzzet kardeşimin doğum yeri Ankara/Çubuk İlçesi.
Yanlış adrese gitmeyle başlayan köye ulaşma gayemiz, gecikmeli de olsa gerçekleşti ve biz güneşli havanın sayesinde eriyen buzlar üzerinden köye vardık.
Köylünün tabiriyle; "birbirlerini çok severlerdi demek", bir başka cenaze daha vardı musallada.
Cenaze namazları kılındı, dualar yapıldı, defin işlemleri yapıldı, bana da Yâsîn okumak kaldı. Bir de defin konusunda yardımcı olan muhterem Hasan Bayram hocaya...
Kul olarak üzerimize düşeni yapıp, "köy odasına" indik.
Dr. Abdullah Terzi bey, Hayri Baş, BTP Genel Sekreteri Nuri Kaplan, Genel başkan yardımcısı Mustafa Köroğlu ve diğer arkadaşlar.
İki cenaze olunca cemaat da o nispette kalabalık oldu tabi.
Yüz kişiyi geçkin insan bir anda doluştu "köy odasına".
Köylüde bir telaş, bir heyecan, bir koşuşturma.
İkram koşuşturması bu.
Gelen misafirlere bir şeyler ikram etmek.
Hani Hadis-i Şerifte var ya:
"Misafire ikram eden bana ikram etmiş olur, bana ikram eden Allah'a ikram etmiş olur."
O "milletin efendisi" köylüden Hz. Peygamber'in (as) böyle bir hadisinin olduğunu bilen kaç kişi var?
Belki de hiç kimse bilmiyordu.
Ama dedeleri bu hadisi şerifi duymuş, uygulamış, nesline miras olarak bırakmış.
İşte Özlüce Köyü halkı, ecdadının "hadis" kaynaklı örfünü ifa ediyor.
İzzet kardeşimin köyü tipik bir Anadolu köyü, evler iç içe geçmiş. Sanki bir kilimcinin dokuduğu motif gibi.
Nuri beye takıldım.
Tipik bir Anadolu köyü, tek kibritlik, bir yandı mı, hepsi yanar. Bizde, Karadeniz'de öyle mi?
Bir evi bir tepede, diğeri bir başka tepede, her biri için bir kibrit yakman lazım.
İç içe geçmiş evlerde oturanlar, tabi ki birbirinden o nispette çabuk haberdar oluyor.
Köylünün gelir düzeyinin öyle ahım şahım olduğunu sanmam.
Ama koca bir "köy odası". Rahat bin metre kare var.
İç doğramasını İzzet beyin ağabeyi yapmış. Diğer bölümde de katkıları olmuş.
Köy stili minderler, şilteler, döşemeler...
Ve ikram. Etli pide ve ayran.
Herkes yedi-içti.
Ve bir o kadar daha insanın doyması mümkündü.
İşte Anadolu dedim!
Anadolu insanı!
Çağdaşlık, modernizim, uygarlık, şu..luk, bu..luk... mah hum şorolop birilerine kalsın.
Bir yıllık geliri, İstanbul'un sosyetik mekanlarında iki züp..nin bir gecede harcadığından az olsa da, o ikram etmesini biliyor.
İkramı seviyor dahası.
Aman ha içine girelim, diye can attığımız AB üyesi kaç ülkede siz Özlüce köylüsünün bir benzerini bulursunuz?
Vallahi bulamazsınız.
Kendi oğluna bir lokmayı çok görenler, şimdi zaman kolluyormuş, 2004 yılında Türklere ayda 10 bin Eoru verecek, Türkler de yiyecek. Bir kısım aklı evvel bu kanaatte.
Özlüce Köyü bir Anadolu modeliydi dün.
Başta İzzet kardeşimin annesine, sonra da o diğer merhumeye Allah rahmet eylesin.
Ve tabi Yaşar ailesine de sabırlar versin.
Yıllar önce bir şiir yazmaya çalışmıştım "Anne" diye.
Onun bir bölümüyle bitireyim.
"Şefkatli ninnilerin öyle taze ki bende
Yaşadıkça dünyayı beşik sanırım anne.
Merhamet duyguların bir abide bu tende,
Bölüşmem kimseyle ben kıskanırım anne.
Ana ana can ana,
Cana can katan ana.
Bin canım kurban olsun,
Seni veren Canan'a,
Seni veren Canan'a."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024