Hububat krizinin popüler siyasal tartışmaları bir yana, asıl sorunun 20 milyon çiftçinin kaynayamayan kazanında yaşandığını aktaralım. IMF endeksli politikalarla ve adeta bir gizli elin himayesinde Türk ziraati, bugün son nefesini vermek üzere. Maliyetinde altında uygun görülen fiyatlarla üretim yapmanın bugün hiçbir anlamı kalmamıştır. Bu nedenle çıkın Anadolu'ya bakın, nadasa bırakılmış yüzbinlerce dekar tarlalar görürsünüz.
Tarım Bakanlığı'nın rakkamları
Tarım bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in tartışmalar nedeniyle bir zafer gibi açıkladığı 164 bin liralık hububat alım fiyatı, aslında çiftçiye buğday üretmeyin mesajı vermekten başka bir anlam taşımıyor. Kilo başına hububat maliyeti TZOB'ne göre 210.000 TL, en düşük fiyatı çıkaran Tarım Bakanlığının gizli bilgilerine göre ise 158.000 TL'yi buluyor. Konunun uzmanları ise skalayı 160 ila 190 bin TL arasında tutuyorlar.
Tarım bakanlığının kendi verilerinden yola çıktığımızda dahi, çiftçinin kilo başına kazanacağı fiyat sadece 6,000 TL'sı.
Fiyatları kurtarmayan çiftçi toprağa gübre atamıyor yada sulama yapamıyor. Dikkat ederseniz nüfusumuz ve teknoloji hızla artmasına rağmen, hububat üretmemiz son 20 yıldır neredeyse artmıyor. 16-17 milyon tona kilitlenmiş bir hububat üretimiyle karşı karşıyayız.
Bu konuyla ilgili son notumuzu koyalım. Kemal Derviş ve IMF ağzı, dünyada buğday fiyatlarının gerilediğini, Türkiye'de fiyatların Avrupa ve ABD ortalamasının üzerinde olduğunu iddia ediyor. Bir kere şunu hatırlatalım 1994'de ton başına 235 $ olan fiyat bugün 150 kadar düşürüldü.
İkincisi fiyatlar belirlenirken asıl olan maliyettir. Şayet siz üretimi pahalıya mal ediyorsanız bunun acısını çiftçiden çıkaramazsınız. Maliyete göre fiyatı belirler, şayet dünyayla arada bir fark varsa müdahale fiyata geçer, orantısızlığa da telafi ödeme yaparsınız.
Hokkabazlık
Türk tarımını bekleyen asıl tehlikeyi ise henüz kimse fark edebilmiş değil. Türkiye IMF'ye verdiği veya verdirtildiği sözler çerçevesinde, alım fiyat garantisinden ve cüz'i subvansiyonlardan da vazgeçiyor. Doğrudan gelir desteği adı altında bir uygulamaya geçiliyor ki bu konuda tarımı öldürme amacı dışında bir pratik
netliği de yok.
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğunuz hiçbir Tarım Bakanlığı yetkilisi, açık bir ifadede bulunamıyor. Ancak yayınlanan yönergedeki pilot uygulamaya bakarsak 200 dekara kadar toprağı olan köylüye, dekar başına 5 dolar doğrudan gelir desteği öngörülüyor. Yani üretimi desteklemek yerine, sadece tarla sahibi olmanız bu meblağı almanız sonucunu sağlayacak.
İlk bakışta nasıl olur dedirten soru bir sonraki adımda ise hayret ünlemine yerini bırakıyor. Türkiye'de köylünün %30-35'i ortalama 20 dekar toprağa sahip. Bu durumda 1.400 Milyon çiftçi ailesinin eline doğrudan gelir desteği olarak sadece 100 $ para geçecek.
Akıl alır bir uygulama gibi görünmeyen bu yöntemi, üstelik ABD ve Avrupa'da uyguluyormuş gibi Türkiye'ye yutturmaya çalışıyorlar. Oysa bu yöntem sözkonusu ülkelerde diğer uygulamaların yanında tekil bir araç olarak icra ediliyor. Bir konuda çok artan tarımsal üretimi bir başka ürüne kaydırmak için uyguluyorlar.
Sıkı durum şu notu da ekleyelim. 2 yıl sonra bu uygulamaya da son verilecek! Türk tarımı hiçbir şekilde desteklenmeyecek.
Dezenformasyon
Tablo aslında son derece net: Türkiye'de tarım yapılması istenmiyor. Dışardan, ithalata geçin mesajı veriliyor. Tabii Ankara'nın parası olmadığına göre gelsin dış borç ve tabii dış bağımlılık.
Bu arada bir not daha ekleyelim. Dün ve bugün ajanslara geçen notlarda tarıma 10 milyar $ subvansuyon yapıldığı bilgileri yayıldı. Hiçbir uzmana bunu doğrulatamadık. Prof Dr. Gürol Ergin toplam desteğin 1.4 Milyar $ olduğunu, sözkonusu edilen rakamın subvansiyonu değil alım için ödenen toplam parayı ifade ettiğini söyledi.
Bir dezenformasyon yapılmaya çalışıldığını da böylece aktarmış olalım. Acaba bu notun, dışardan siyasal taleplere açık hale getirildiğimiz süreçle ilgisi var mı?
GAP'la gelen yanlışlar
Türkiye'nin umutlarını verdiği GAP'tan da, hiç iyi sinyaller gelmiyor. 25 bin dekarlık alanda tuzlanma ve çoraklaşma tehlikesi baş göstermiş durumda. Yanlış uygulamalar nedeniyle şimdiden 5 bin dekar verimli toprağı kaybettik.
Asıl sorun ise GAP'la ilgili öncelikleri yanlış tayinde yatıyor. Yıllık 1 milyar $ aktarılması gereken GAP'a sadece 500-600 milyon $ para verilebilirken, bu parada sulama yatırımları yerine enerji ve sosyal alanlara gidiyor.
GAP'ta Enerji gerekleşme oranı % 75, sosyal konular % 50'lerde iken, sulamada bu oran % 12.8'e kadar geriliyor. Aynı hızla gidilirse sulama projeleri ancak 60 yıl sonra bitmiş olacak.
Barajların ortalama ömürleri sadece
50 yıl!
Tarım Bakanlığı'nın rakkamları
Tarım bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in tartışmalar nedeniyle bir zafer gibi açıkladığı 164 bin liralık hububat alım fiyatı, aslında çiftçiye buğday üretmeyin mesajı vermekten başka bir anlam taşımıyor. Kilo başına hububat maliyeti TZOB'ne göre 210.000 TL, en düşük fiyatı çıkaran Tarım Bakanlığının gizli bilgilerine göre ise 158.000 TL'yi buluyor. Konunun uzmanları ise skalayı 160 ila 190 bin TL arasında tutuyorlar.
Tarım bakanlığının kendi verilerinden yola çıktığımızda dahi, çiftçinin kilo başına kazanacağı fiyat sadece 6,000 TL'sı.
Fiyatları kurtarmayan çiftçi toprağa gübre atamıyor yada sulama yapamıyor. Dikkat ederseniz nüfusumuz ve teknoloji hızla artmasına rağmen, hububat üretmemiz son 20 yıldır neredeyse artmıyor. 16-17 milyon tona kilitlenmiş bir hububat üretimiyle karşı karşıyayız.
Bu konuyla ilgili son notumuzu koyalım. Kemal Derviş ve IMF ağzı, dünyada buğday fiyatlarının gerilediğini, Türkiye'de fiyatların Avrupa ve ABD ortalamasının üzerinde olduğunu iddia ediyor. Bir kere şunu hatırlatalım 1994'de ton başına 235 $ olan fiyat bugün 150 kadar düşürüldü.
İkincisi fiyatlar belirlenirken asıl olan maliyettir. Şayet siz üretimi pahalıya mal ediyorsanız bunun acısını çiftçiden çıkaramazsınız. Maliyete göre fiyatı belirler, şayet dünyayla arada bir fark varsa müdahale fiyata geçer, orantısızlığa da telafi ödeme yaparsınız.
Hokkabazlık
Türk tarımını bekleyen asıl tehlikeyi ise henüz kimse fark edebilmiş değil. Türkiye IMF'ye verdiği veya verdirtildiği sözler çerçevesinde, alım fiyat garantisinden ve cüz'i subvansiyonlardan da vazgeçiyor. Doğrudan gelir desteği adı altında bir uygulamaya geçiliyor ki bu konuda tarımı öldürme amacı dışında bir pratik
netliği de yok.
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğunuz hiçbir Tarım Bakanlığı yetkilisi, açık bir ifadede bulunamıyor. Ancak yayınlanan yönergedeki pilot uygulamaya bakarsak 200 dekara kadar toprağı olan köylüye, dekar başına 5 dolar doğrudan gelir desteği öngörülüyor. Yani üretimi desteklemek yerine, sadece tarla sahibi olmanız bu meblağı almanız sonucunu sağlayacak.
İlk bakışta nasıl olur dedirten soru bir sonraki adımda ise hayret ünlemine yerini bırakıyor. Türkiye'de köylünün %30-35'i ortalama 20 dekar toprağa sahip. Bu durumda 1.400 Milyon çiftçi ailesinin eline doğrudan gelir desteği olarak sadece 100 $ para geçecek.
Akıl alır bir uygulama gibi görünmeyen bu yöntemi, üstelik ABD ve Avrupa'da uyguluyormuş gibi Türkiye'ye yutturmaya çalışıyorlar. Oysa bu yöntem sözkonusu ülkelerde diğer uygulamaların yanında tekil bir araç olarak icra ediliyor. Bir konuda çok artan tarımsal üretimi bir başka ürüne kaydırmak için uyguluyorlar.
Sıkı durum şu notu da ekleyelim. 2 yıl sonra bu uygulamaya da son verilecek! Türk tarımı hiçbir şekilde desteklenmeyecek.
Dezenformasyon
Tablo aslında son derece net: Türkiye'de tarım yapılması istenmiyor. Dışardan, ithalata geçin mesajı veriliyor. Tabii Ankara'nın parası olmadığına göre gelsin dış borç ve tabii dış bağımlılık.
Bu arada bir not daha ekleyelim. Dün ve bugün ajanslara geçen notlarda tarıma 10 milyar $ subvansuyon yapıldığı bilgileri yayıldı. Hiçbir uzmana bunu doğrulatamadık. Prof Dr. Gürol Ergin toplam desteğin 1.4 Milyar $ olduğunu, sözkonusu edilen rakamın subvansiyonu değil alım için ödenen toplam parayı ifade ettiğini söyledi.
Bir dezenformasyon yapılmaya çalışıldığını da böylece aktarmış olalım. Acaba bu notun, dışardan siyasal taleplere açık hale getirildiğimiz süreçle ilgisi var mı?
GAP'la gelen yanlışlar
Türkiye'nin umutlarını verdiği GAP'tan da, hiç iyi sinyaller gelmiyor. 25 bin dekarlık alanda tuzlanma ve çoraklaşma tehlikesi baş göstermiş durumda. Yanlış uygulamalar nedeniyle şimdiden 5 bin dekar verimli toprağı kaybettik.
Asıl sorun ise GAP'la ilgili öncelikleri yanlış tayinde yatıyor. Yıllık 1 milyar $ aktarılması gereken GAP'a sadece 500-600 milyon $ para verilebilirken, bu parada sulama yatırımları yerine enerji ve sosyal alanlara gidiyor.
GAP'ta Enerji gerekleşme oranı % 75, sosyal konular % 50'lerde iken, sulamada bu oran % 12.8'e kadar geriliyor. Aynı hızla gidilirse sulama projeleri ancak 60 yıl sonra bitmiş olacak.
Barajların ortalama ömürleri sadece
50 yıl!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Erimhan / diğer yazıları
- Sahili olmayan umman / 14.04.2022
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021