Halkın yaklaşık yüzde sekseninin hayır demesine rağmen vekillerimiz yaklaşık her bir ret oyuna karşılık, üç kabul oyu verdiler ve kendilerine meclise gönderen milletten tam 15 kat farklılaşmış olduklarını ispat ettiler. Hoş; farklılıklarını millet zaten biliyordu da, bu kadar önemli bir olayda, en azından bir parça "Amerika böyle istediği için oldu" mesajını, halktan gizleme yoluna gitselerdi, sanki daha iyi olurdu. Altına imza konulan ABD tasarrufundaki bağlayıcı anlaşmalar karşısında, Türk hükümetinin zaten fazla yapabileceği başka bir şey olmasa da; gırla giden psikolojik savaştan biraz ders alıp, halka sıkıntılarını daha iyi anlatabilirlerdi. Neyse bunu da yapmadılar, yapamadılar ve Batılı dostlarımızın(!) gönlünü hoş edecek kararı aldılar.
Neticede; hükümet olası durumlarda; "Yurt dışına asker gönderilmesi ve yurt içinde yabancı askerlerin konuşlandırılmasıyla ilgili" yetkiyi, sırt çantasına; Afganistan harekatına verdiği lojistik desteğin, hava sahasını kullandırmanın yanına koymuş oldu.
Ve hemen ardından tartışmalar başladı.
Türk kamuoyunu etkilemek isteyen kişi ve gruplar, asker göndermekle göndermemek arasında kalan yelpazede, neden ve niçinleri tartışmaya başladılar. Adına menfaat denilen o herzenin, öyle altına girip, üstüne çıktılar ki, afallayan vatandaş, Batı dilediği için yaşadığı ekonomik krize mi yansın, yoksa Batı istedi diye yuvarlanmakta olduğu savaşın kör kuyusuna mı yansın bilemedi. Konuşanlarda zaten "ölçüyü" pek konuşmadılar, konuşmaya gerek duymadılar. Nasıl olsa her şey menfaat kelimesiyle özdeşleşmişti. Ve hu menfaatler, artık uydusu olma şerefini(!?) yaşadığımız Batı dünyasının materyalizme dayanan kriterleriyle ölçülüyordu.
Zaman içinde bir kısım insanımızın, Afganistan'a asker göndermeyi savunurken, diğer bir kısımda oradaki pisliğe bulaşılmamasın tezini işledi. Ve hatta durum, çok daha vahimleşerek, bir kısım Türk gazeteci, aydın, düşünür ve eylem adamının Taliban ve Usame bin Ladin taraftarı olmasıyla, daha bir başka grubunda Amerikancı, Batıcı ya da bilmem daha başka neci olmasıyla daha da çetrefilleşti. En nihayetinde konu; İslam, şeriat, Hıristiyanlık... veya başka bir deyişle Hıristiyanlık orijinli gelişmişlikle ve o anlayışla özdeşleşen çağdaşlık ve medeniyet anlayışı ile bu kavramın dışında kalanlar arasındaki bir savaşın türevi olarak anlam kazandı.
Ve bütün bunlar bir gerçeği; Türk insanının birbirinden ne kadar da koptuğunu gösterdi.
Keşke o kadarla da kalsaydı. Çünkü kopuş sadece birbirlerinden değil, insanların kendilerinden, amaçlarından, varlık şuurlarından kopuşlarıyla da ilgiliydi.
Dünyanın geleceğini belirleyebilecek bu kadar önemli bir olayda, milletçe bir ölçü ve tavır koymayışımız, en azından kendimize ait ölçülerle hareket edemeyişimiz bir alay konusu olarak envanterimize dahil oldu.
Ölçüsüzlükle menfaat arasında sıkışmış insanımız ve politikalarımız, koskoca bir milleti, "sen kumda oyna" noktasında görülme zavallılığına taşıyıverdi.
Aslında bu milleti kendi özünden, varlık sırrından ve tarihin kendisine yüklediği misyondan uzaklaştığından beri bu tür angaryaları hep yaşıyor.
Ve sırf bu yüzden sadece bugün Afganistan ve Orta Asya ile özdeşleşen durumda değil, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Türk milletinin etki yada ilgi sahasına giren nice coğrafyalarda, Türk Milletinin geçmişte ortaya koyduğu idealizm, kararlılık, dirayet, basiret, cesaret ve adaletin binde biri bile ortaya konamıyor. İnsanlar acı çekiyor, eziliyor, kullanılıyor, sömürülüyor ve ölüyor... öldürülüyor.
Evet; biz Afganistan'a asker gönderilmesinden yanayız. Hem de sonuna kadar... Ama bir oraya Amerika'nın ve İngiltere'nin milli ve manevi menfaatlerinin korunması için gidilmesinin de sonuna kadar karşısındayız.
Hele hele biz bu olayın dışında kalırsan, "bizi cezalandırırlar" "bir koyup beş alalım" veya "masada bizimde bir sandalyemiz olsun" gibisinden ucuz hesaplarla ve bir takım tuzakların ve kumarların boyunduruğuna girmenin de tam karşısındayız. Bu tür hesapların milletin büyüklüğüne yakışmadığına inanıyoruz.
Türkiye'nin Afganistan'a gidişi zurnanın zurt ya da zart sesini çıkartmak için olmamalı, ABD istediği için olmamalı, oraya gitmek maddi menfaatlerine denk geldiği için olmamalı, petrol ya da doğalgaz kaynaklarından pay almak için olmamalı...
Türkiye'nin oraya gidişi Afganistan için, Afgan halkı için; Özbekler, Tacikler, Türkmenler, Tatarlar, Peştunlar içi olmalı... Hatta bu oluş Taliban, El Kaide, Ladin bile içindir. Orada yapılacak hareketin niyet ve maksadı; oradaki insanların sömürülmesine, öldürülmesine engel olmak ve o insanların düşmüş oldukları fiziksel ve ruhsal badirelerden kurtarmak için olmalıdır.
Abdullah A?ARO?LU
Neticede; hükümet olası durumlarda; "Yurt dışına asker gönderilmesi ve yurt içinde yabancı askerlerin konuşlandırılmasıyla ilgili" yetkiyi, sırt çantasına; Afganistan harekatına verdiği lojistik desteğin, hava sahasını kullandırmanın yanına koymuş oldu.
Ve hemen ardından tartışmalar başladı.
Türk kamuoyunu etkilemek isteyen kişi ve gruplar, asker göndermekle göndermemek arasında kalan yelpazede, neden ve niçinleri tartışmaya başladılar. Adına menfaat denilen o herzenin, öyle altına girip, üstüne çıktılar ki, afallayan vatandaş, Batı dilediği için yaşadığı ekonomik krize mi yansın, yoksa Batı istedi diye yuvarlanmakta olduğu savaşın kör kuyusuna mı yansın bilemedi. Konuşanlarda zaten "ölçüyü" pek konuşmadılar, konuşmaya gerek duymadılar. Nasıl olsa her şey menfaat kelimesiyle özdeşleşmişti. Ve hu menfaatler, artık uydusu olma şerefini(!?) yaşadığımız Batı dünyasının materyalizme dayanan kriterleriyle ölçülüyordu.
Zaman içinde bir kısım insanımızın, Afganistan'a asker göndermeyi savunurken, diğer bir kısımda oradaki pisliğe bulaşılmamasın tezini işledi. Ve hatta durum, çok daha vahimleşerek, bir kısım Türk gazeteci, aydın, düşünür ve eylem adamının Taliban ve Usame bin Ladin taraftarı olmasıyla, daha bir başka grubunda Amerikancı, Batıcı ya da bilmem daha başka neci olmasıyla daha da çetrefilleşti. En nihayetinde konu; İslam, şeriat, Hıristiyanlık... veya başka bir deyişle Hıristiyanlık orijinli gelişmişlikle ve o anlayışla özdeşleşen çağdaşlık ve medeniyet anlayışı ile bu kavramın dışında kalanlar arasındaki bir savaşın türevi olarak anlam kazandı.
Ve bütün bunlar bir gerçeği; Türk insanının birbirinden ne kadar da koptuğunu gösterdi.
Keşke o kadarla da kalsaydı. Çünkü kopuş sadece birbirlerinden değil, insanların kendilerinden, amaçlarından, varlık şuurlarından kopuşlarıyla da ilgiliydi.
Dünyanın geleceğini belirleyebilecek bu kadar önemli bir olayda, milletçe bir ölçü ve tavır koymayışımız, en azından kendimize ait ölçülerle hareket edemeyişimiz bir alay konusu olarak envanterimize dahil oldu.
Ölçüsüzlükle menfaat arasında sıkışmış insanımız ve politikalarımız, koskoca bir milleti, "sen kumda oyna" noktasında görülme zavallılığına taşıyıverdi.
Aslında bu milleti kendi özünden, varlık sırrından ve tarihin kendisine yüklediği misyondan uzaklaştığından beri bu tür angaryaları hep yaşıyor.
Ve sırf bu yüzden sadece bugün Afganistan ve Orta Asya ile özdeşleşen durumda değil, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Türk milletinin etki yada ilgi sahasına giren nice coğrafyalarda, Türk Milletinin geçmişte ortaya koyduğu idealizm, kararlılık, dirayet, basiret, cesaret ve adaletin binde biri bile ortaya konamıyor. İnsanlar acı çekiyor, eziliyor, kullanılıyor, sömürülüyor ve ölüyor... öldürülüyor.
Evet; biz Afganistan'a asker gönderilmesinden yanayız. Hem de sonuna kadar... Ama bir oraya Amerika'nın ve İngiltere'nin milli ve manevi menfaatlerinin korunması için gidilmesinin de sonuna kadar karşısındayız.
Hele hele biz bu olayın dışında kalırsan, "bizi cezalandırırlar" "bir koyup beş alalım" veya "masada bizimde bir sandalyemiz olsun" gibisinden ucuz hesaplarla ve bir takım tuzakların ve kumarların boyunduruğuna girmenin de tam karşısındayız. Bu tür hesapların milletin büyüklüğüne yakışmadığına inanıyoruz.
Türkiye'nin Afganistan'a gidişi zurnanın zurt ya da zart sesini çıkartmak için olmamalı, ABD istediği için olmamalı, oraya gitmek maddi menfaatlerine denk geldiği için olmamalı, petrol ya da doğalgaz kaynaklarından pay almak için olmamalı...
Türkiye'nin oraya gidişi Afganistan için, Afgan halkı için; Özbekler, Tacikler, Türkmenler, Tatarlar, Peştunlar içi olmalı... Hatta bu oluş Taliban, El Kaide, Ladin bile içindir. Orada yapılacak hareketin niyet ve maksadı; oradaki insanların sömürülmesine, öldürülmesine engel olmak ve o insanların düşmüş oldukları fiziksel ve ruhsal badirelerden kurtarmak için olmalıdır.
Abdullah A?ARO?LU
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.