Haliyle küfrün zulmünden uzak olan, daha doğrusu kendisi kafir olmayan, zalim olmayan bir insan, adil olur. Rahmet ehli olur. Mağfiret ehli olur. Cenab-ı Hakk'ın rahmet sıfatlarının tecelli ettiği bir kalbin sahibi olur. Allah'ın Kur'an'da beyan ettiği kamil bir kul, kamil bir mümin, bugünkü deyimle erdemli bir insan haline gelir.Asıl önemli olan, bir insanın iman üzere rıhlet etmesidir. Dualarımızda hep deriz: "Ya Rabbi! Son nefeste bize iman nasip eyle!" Onun için aşıklardan biri güzel söylemiş demiş ki; "Son nefeste söylemezse bu diller /Bülbül gibi dilin olsa ne fayda."Her şeyin var. Kainat senin. Ama bir tek Kelime-i Tevhid'i, şahadet cümlesini söyleyemiyorsun. O zaman ebedi hayat gidiyor. Şimdi atladın, zıpladın, hoyrat oldun, nazik oldun, nezafet sahibi oldun. Aslında hiç bir şey olmadın. Niye? Sen ebedi hayatı kaybediyorsun da ondan. Onun için insanın imanını koruması kadar önemli bir davası, bir meselesi olamaz. İmanın kemalinin, imanın sıhhatinin korunması şarttır ve de esastır. Cenab-ı Hak, kullarını yarattı. "Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murat eyledim. Onun için de bu alemi, insanı halkettim/yarattım" (el Aclunî, Keşfü'l hafâ, II, h. no: 2016) diyor Yüce Allah. Cenab-ı Hakk'ın maksadı, Kendini izhar etmesidir. Bu alemi bir maksada binaen yarattı. Onun için Niyazi Mısri diyor ki: "Görünen kendi Zâtıdır/Değil sanma ki gayrullah".Yani, insanoğlunun, tabiatın her köşesinde, her varlığında, zerresinden kürresine kadar, o ezeli iradeyi görmesi lazım. Ne mutlu o insana ki, varlığın her zerresinde Cenab-ı Hakk'ı görebilme şuuruna maliktir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.