"Türklere Karşı Haçlı Seferleri", Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde; Evkaf, İaşe, Maliye ve Maarif Nazırı olarak hizmet ettikten sonra Cumhuriyet döneminde de Galatasaray Lisesi'nde tarih dersleri veren Raşid Erer'in (1884-1952) basılı tek eseridir.
Haçlı Seferleri'nin ardındaki dünyevî menfaatler
İslam ve Türklük bilinci hakkında bir birikimin ürünü olarak ibretle okunan bu eserde yazar, yalnızca Batılı kaynaklara dayanarak, Haçlılar'ın ve görünürde dinî amaçlı olan Haçlı Seferleri'nin ardındaki dünyevî menfaatleri çarpıcı biçimde ortaya koyar. Bununla birlikte Haçlı ruhunun yol açtığı hazin akıbetleri de tüm çıplaklığıyla kaleme alan Raşid Erer, "Barbar istilası" olarak adlandırdığı Haçlı Seferleri'nin gelişim sürecini de tarihî açıdan değerlendirir.
Asıl sebep: "Şark Meselesi"
Miladî 1095 tarihinden başlayarak 1291 senesine kadar devam eden Haçlı Seferleri'nin, mezhep ve akîde perdesi altına gizlense de esasen, meselenin "Şark Meselesi"ne dayandığını belirten yazar; şu cümlelerle olayı tavsif eder:
"İsa'ya kul ve kiliseye tebaa temin etmek gayesi ile, geri medeniyetli ve iptidai halk kütleleri harekete geçirildi ve bu sefer, Şark'a doğru yeni bir "Barbar istilası" başladı. Bu mücadelenin sebepleri çeşitli ve girifttir. Eskiden beri ileri sürülen sebeplerin yanında ve arkasında derin ve esaslı emeller bulunmaktadır. Din perdesi altında Papalık müessesesinin teşvik ettiği bu insan sellerini; tüccar zümreleri, çeşitli devlet adamları ve asilzadeler desteklediler. Bu üçlü pakt, bilhassa İslâm âlemine karşı iki asır bunaltma ve aşındırma silahı olarak işledi. Her mücadeledeki gibi bu amansız çarpışmada da halk kütleleri acımasızca harcandı." Müslümanların her dönem ve devirde barış ve müsamahakâr olduklarını, egemenliği altındaki gayri müslimlere karşı gayet adil olduklarını kaydeden yazar, Hıristiyanların ise, kendi inançları dışındaki dinlerin mensuplarına karşı son derece acımasız olduklarını, nitekim, Haçlı Seferleri'nde işledikleri zulüm, işkence ve katliam siyaseti ile bunu açıkça ortaya koyduklarını belirtir.
Haçlı zihniyetinin kanlı yüzü
Raşid Erer, Hıristiyanlık taassubunu: "Papalık, kendi hükmünü yaymaya, Asya ve Afrika Müslümanlarını Hıristiyan etmeye ve buna razı olmayanları durmadan katletmeye çalışmaktaydı. Hatta, Papa VII. Greguar, 'Allah'ın düşmanları' diye tavsif etmekten çekinmediği Müslümanlara karşı, İsa'nın kabrine gidinceye kadar savaşmak niyetinde bulunduğunu söyleyip duruyordu" sözleriyle belirtirken, Haçlı zihniyetinin boyutlarını şu ifadelerle gözler önüne serer: "Haçlıların Tarsus'ta ve İskenderun daki Türkleri telef ettiği, bir Türk emirinin 7000 süvari ve piyade askerle şehri müdafaa için Antakya'ya kapandığı, Antakya önünde Haçlıların, pekçok Türk ölüsü yedikleri... anlaşılır".
Haçlı Seferleri'nin ardındaki dünyevî menfaatler
İslam ve Türklük bilinci hakkında bir birikimin ürünü olarak ibretle okunan bu eserde yazar, yalnızca Batılı kaynaklara dayanarak, Haçlılar'ın ve görünürde dinî amaçlı olan Haçlı Seferleri'nin ardındaki dünyevî menfaatleri çarpıcı biçimde ortaya koyar. Bununla birlikte Haçlı ruhunun yol açtığı hazin akıbetleri de tüm çıplaklığıyla kaleme alan Raşid Erer, "Barbar istilası" olarak adlandırdığı Haçlı Seferleri'nin gelişim sürecini de tarihî açıdan değerlendirir.
Asıl sebep: "Şark Meselesi"
Miladî 1095 tarihinden başlayarak 1291 senesine kadar devam eden Haçlı Seferleri'nin, mezhep ve akîde perdesi altına gizlense de esasen, meselenin "Şark Meselesi"ne dayandığını belirten yazar; şu cümlelerle olayı tavsif eder:
"İsa'ya kul ve kiliseye tebaa temin etmek gayesi ile, geri medeniyetli ve iptidai halk kütleleri harekete geçirildi ve bu sefer, Şark'a doğru yeni bir "Barbar istilası" başladı. Bu mücadelenin sebepleri çeşitli ve girifttir. Eskiden beri ileri sürülen sebeplerin yanında ve arkasında derin ve esaslı emeller bulunmaktadır. Din perdesi altında Papalık müessesesinin teşvik ettiği bu insan sellerini; tüccar zümreleri, çeşitli devlet adamları ve asilzadeler desteklediler. Bu üçlü pakt, bilhassa İslâm âlemine karşı iki asır bunaltma ve aşındırma silahı olarak işledi. Her mücadeledeki gibi bu amansız çarpışmada da halk kütleleri acımasızca harcandı." Müslümanların her dönem ve devirde barış ve müsamahakâr olduklarını, egemenliği altındaki gayri müslimlere karşı gayet adil olduklarını kaydeden yazar, Hıristiyanların ise, kendi inançları dışındaki dinlerin mensuplarına karşı son derece acımasız olduklarını, nitekim, Haçlı Seferleri'nde işledikleri zulüm, işkence ve katliam siyaseti ile bunu açıkça ortaya koyduklarını belirtir.
Haçlı zihniyetinin kanlı yüzü
Raşid Erer, Hıristiyanlık taassubunu: "Papalık, kendi hükmünü yaymaya, Asya ve Afrika Müslümanlarını Hıristiyan etmeye ve buna razı olmayanları durmadan katletmeye çalışmaktaydı. Hatta, Papa VII. Greguar, 'Allah'ın düşmanları' diye tavsif etmekten çekinmediği Müslümanlara karşı, İsa'nın kabrine gidinceye kadar savaşmak niyetinde bulunduğunu söyleyip duruyordu" sözleriyle belirtirken, Haçlı zihniyetinin boyutlarını şu ifadelerle gözler önüne serer: "Haçlıların Tarsus'ta ve İskenderun daki Türkleri telef ettiği, bir Türk emirinin 7000 süvari ve piyade askerle şehri müdafaa için Antakya'ya kapandığı, Antakya önünde Haçlıların, pekçok Türk ölüsü yedikleri... anlaşılır".
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.