Teknoloji de, endüstri de çağın gerisinde kalan ve üretemeyen Osmanlı, özellikle İngiltere ve Fransa'nın tahrik ve teşvikleriyle Ruslarla savaşa tutuştu.
Senelerce süren bu savaşlarda Osmanlı hem insanımız kaybetti, büyük topraklar kaybetti, hem de bu savaşların maliyetleri ekonomi çökertti.
Bu stratejinin kazananı Fransa ve İngiltere idi. Bu ülkeler Osmanlı eliyle bir taraftan Rusların hizaya çekmeye çalışırken diğer taraftan da Osmanlının adeta elini, kolunu bağlamış, belini kırmışlardı.
Öyle de oldu. Bu savaşların maliyetini kaldıramayan Osmanlı ekonomisi çareyi borçlanmada aradı. Ve 1854 yılında 2,57 milyon Osmanlı Lirası borç aldı. Yetmedi. Bir yıl sonra 5,64 milyon Osmanlı Lirası daha borç aldı.
Artık çöküş süreci başlamıştır. Çünkü endüstrisi olmayan, üretemeyen, sömürgeci ülkeler karşısında iyice zayıf kalan Osmanlı, borçlarını ödemek için yeniden borçlanır. Yani bir borçlanma ekonomisi sistemi oluşur. Haliyle borç alan emirde almaya da başlar.
Borç ile borç kapanmayınca alacaklılar kapıya dayandı ve 20 Aralık 1881'de Duyûn–u Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi kurulmuştur.
Bu kurumu İngiliz, Hollandalı, Fransız, Alman, İtalyan, Osmanlı ve öncelikli alacaklılar temsilcilerinden oluşan yedi kişilik bir idare edecekti.
Bu kurum, Osmanlı borçlarının ödenmesi için ayrılan devlet gelirlerinin tek yöneticisi oldu. Bu kurum eliyle devletin en sağlam gelirlerine el koydu. Osmanlı gelirlerinin yarısına yakını bu kuruma gidiyordu.
Diğer taraftan Düyun-u Umumiye memurları, yanlarında jandarmalarla, köylünün tarlasında ki ürüne el koyarak gerekli tahsilâtı yapıyorlardı. Yani halkın malına bir çeşit zorla el konuluyordu.
Diğer ilginç bir nokta ise millet fakr-u zaruriyet içinde, devlet borçlarını ödeyemezken, memuruna para veremezken, Düyun-u Umumiye'de çalışanlar, maaşlarını (2000 İngiliz Lirası) düzenli alırlardı.
Bir başka ifade ile bu kurum devlet içinde devletleşmişti. Bu idare kendi memurlarını dilediği gibi atama yetkisine sahipti. Düyun idaresi 5000 kişi ile başladığı bu yasal talan işini 1912'de 9000 kişiye çıkartarak devam etmiştir.
Hülasa millet can derdinde, karnını doyurma derdinde ama devlet attığı adımların bedeli olarak ülkesini birilerinin rantına, gaspına açarak varlığının koruma derdine düşmüştü.
* * *
İç borçlarda da Osmanlı çaresiz kalmıştı
Devlet giderlerini karşılamak için Galata Bankerlerinden (Yahudi ve Ermenilerden) aldıkları borçları Osmanlı geriye ödeyemedi. Borçlar iyice şişmişti ve Hükümet, Galata Bankerleri ile bu borçları ödemek için bir araya geldi ve Rüsum-ı Sitte adı verilen bir idare kuruldu.
Bu anlaşma çerçevesinde Galata Bankerleri, devlete yeni kredi imkânları açmayı kabul ettiler. Buna karşılık olarak alkollü içkilerden alınan vergiler ile İstanbul balık avı vergisi, Edirne, Samsun, Bursa ipek aşarı gelirleri 10 yıl süre ile bankerlere bırakılıyordu. Ayrıca ülkedeki tütün ve tuz gelirleri devletin denetleme hakkı saklı kalınarak bankerlere devrediliyordu.
Tabi devlet idaresinin zayıflaması, ekonominin çöküşü devlet kademelerindeki bozulmaları da had safhaya çıkardı. Devlet kademelerinde torpil ve rüşvetsiz iş yaptırmak neredeyse imkansız hale gelmişti. Adeta 'benim memurum işini bilir' mantığı o günlerde devreye girmişti.
Osmanlı arşivlerinde 1854'te başlayan dış borçlanma verilerine göre 1875 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti'nin dış borçları 200 milyon Sterlin'e ulaşmış, yıllık anapara ve faiz ödemeleri 11 milyon Sterlin tutuyordu. Diğer taraftan Osmanlı maliyesinin tüm gelirleri 18 milyon Sterlin dolaylarındaydı.
Anlaşılacağı üzere borçlanarak büyüme adımını Osmanlı atmış ama bırak büyümeyi her şeyini kaybettiği gibi varlığını da kendi eliyle bitirmiştir.
Hani tarihten ders almalıyız, diyoruz ya! İşte tarih. Bu tablo ile günümüzde yaşanan tabloyu lütfen bir kıyaslayan. Değişken olarak sadece kavramları göreceksiniz. İşleyiş aynı.
Peki, Osmanlı Devleti bu kadar borçluyken ve bu borcu milletten aldığı vergilerle karşılamaya çalışırken devlet erkanı nasıl bir hayat yaşıyordu?
(yarın inceleyelim)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Kürt sorunu var mı, yok mu? / 24.01.2026
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026
- Sen bir katil ve sapıkla dost olur musun? / 20.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Kürt sorunu var mı, yok mu? / 24.01.2026
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026
- Sen bir katil ve sapıkla dost olur musun? / 20.01.2026



























































































