Tebük bir savaş
değil imtihandı
Tebük Seferi, Peygamberimizin hazır bulunduğu son ve en uzun sefer olması ve hasıl olan müsbet neticeler bakımından büyük önem taşımaktadır.
Tebük Seferi bir müdafaa harbi olarak İslâm harp mantığındaki önemli yerini almıştır. Seferin sebebi, Bizans İmparatorunun, Hıristiyan Gassani Arapları vasıtası ile Arabistan'ı işgal edip İslâm'ın yayılmasını durdurma fikri idi. Hatta bunun için büyük bir ordu hazırladığı haberi Medine'ye ulaşmış; Heraklius, Gassani Araplara 40 bin kişilik bir kuvvet bile vermişti. Arabistan'ın kuzey sınırları tehlikede idi. Burada, tehlikeyi önceden tespit edecek istihbaratın ve zamanında tedbir almanın ne kadar hayatî önemi olduğunu anlıyoruz.
İstihbarat konusunda, başta Resûlü Ekrem olmak üzere bütün Müslümanların titiz hareket ettiklerini ve buna önem verdiklerini görüyoruz. Resûlü Ekrem, muhaliflerinin hemen hemen tümünün menfi planlarını, kurduğu sağlam istihbarat sayesinde suyüzüne çıkarmıştır. Hatta ehl-i küfrü bazı toplantılarında suçüstü yakalatmıştır. Günümüzde istihbaratın önemi daha da artmıştır. "Muhaberesiz muharebe olmaz" sözü bu gerçeğin ifadesidir. Günümüzde istihbarat örgütleri, dünyayı bir ağ gibi örmüştür. Ve bu örgütler genellikle Müslümanları kontrol altına alabilmek için seferber edilmektedir. İşte mü'min, buna göre tedbirini almalı, 'istihbarata karşı koyma' denilen görevini yerine getirmelidir; daha mükemmel bir istihbarat ağı kurarak şer güçlerin hile ve desiselerini geçersiz kılmak mecburiyetindedir. Kaldı ki, haberleri sağlam kaynaktan alabilmek, fâsıkların haberine itibar etmemek için de bu şarttır.
Veda Haccı'ndan önce yapılmış olan Tebük Seferi, savaşsız ve kansız sona ermesine rağmen askerî ve siyasî bakımdan büyük önem taşımaktadır. Burada Hakk'a hizmette askerî ve ekonomik güç yanında, siyasî gücün de ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Sefer çıkmadan hemen umumî seferberlik ilan edildi, askerî hazırlıklar açıktan yapılmaya başlandı. Daha evvelki harpler büyük bir gizlilik içerisinde planlanırken Tebük Seferi'nin açıktan planlanması, bu seferin caydırıcılığı esas aldığını göstermektedir.
Seferberlik mantığı ile, savaşın, halk kesiminin bütün tabanına yayılması savaşa topyekûn iştirakın fayda ve hikmetlerini ifade eder. Bu hâl, Hak yolunda hizmetin ve gerektiğinde savaşın herkesin görevi olduğu ve bundan kimsenin kaçınamayacağı fikrini kafalara empoze eder. Seferberlik ilanı ile birlikte gönüllülerin toplanması, harbe istemeyerek, zorlanarak değil, fakat samimi bir niyet ve gönül rızası ile gitmenin esas olduğunu gösterir. Nitekim bu yolla kısa zamanda 30 bin kişilik büyük bir askerî güç toplanmıştır. Bu güçle açıktan Bizans'a meydan okunacaktı.
Tebük Seferi, mal ile cihadın önemini de ortaya koymuştur. Malla cihad çağrısına uymak için Hz. Ebubekir malının tamamını, Hz. Ömer malının yarısını, Hz. Osman da 300 deve ve bin altın vererek Allah yolunda fedakârlıkta Müslümanların öncüleri olmuşlardır. Bu fedakârlıkta adeta Müslümanlar birbirleriyle yarışıyorlardı. Kadınlar bile, mücevherlerini ortaya koyarak iştirak ediyorlardı.
Tebük Seferi'nin cereyan ettiği ortamda birtakım nâmüsait şartların bulunması, yapılan fedakârlıkların büyüklüğünü vurgular. Bu sırada insanların ciddî denemelerle karşı karşıya olduklarını görüyoruz:
Her zaman olduğu gibi, münafıkların bozgunculuğu başgösterdi. Çünkü münafıklar, olaylar ve zorluklar karşısında derhal ayaklanırlar. Zira onlar inanmadıkları için kendilerini tehlikeye atmaz, bununla da kalmayarak itiraz eder, bozgunculuk yapar, fesat çıkarırlar. Sefere katılmak isteyen Müslümanlara, Kur'ân-ı Kerim bunları şöyle bildirmektedir: "Resûlullah'ın rızası hilâfına olarak (Resûlullah'tan sonra) evlerinde oturarak (Tebük'ten) geri kalanlar sevindiler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmek istemediler. (Mücahidlere); 'Sakın, sıcakta gazaya çıkmayınız!', dediler. (Onlara) de ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır, keşke bilseler (geri kalmazlardı)." Münafıklar, mü'minleri seferden caydırmak gayretleriyle de kalmayarak Yahudilerle işbirliği yapıyorlardı. Nitekim, Süreylim adında bir Yahudinin evinde toplanarak halkın sefere katılmalarına mani olacak tedbirler arıyorlardı. Bu çalışma, Resûlullah (sav) tarafından tespit edildi. Hz. Talha'nın başkanlığında bir grup Müslüman giderek Süreylim'in evini yaktılar ve şer çalışmayı başarısız kıldılar.
Ordu hareket ettiğinde, Uhud Savaşı'nda olduğu gibi münafıklar bir müddet ordu ile birlikte gelip, 'Seniyyetü'l-
Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden RAHMETEN-LİL ALEMİN
değil imtihandı
Tebük Seferi, Peygamberimizin hazır bulunduğu son ve en uzun sefer olması ve hasıl olan müsbet neticeler bakımından büyük önem taşımaktadır.
Tebük Seferi bir müdafaa harbi olarak İslâm harp mantığındaki önemli yerini almıştır. Seferin sebebi, Bizans İmparatorunun, Hıristiyan Gassani Arapları vasıtası ile Arabistan'ı işgal edip İslâm'ın yayılmasını durdurma fikri idi. Hatta bunun için büyük bir ordu hazırladığı haberi Medine'ye ulaşmış; Heraklius, Gassani Araplara 40 bin kişilik bir kuvvet bile vermişti. Arabistan'ın kuzey sınırları tehlikede idi. Burada, tehlikeyi önceden tespit edecek istihbaratın ve zamanında tedbir almanın ne kadar hayatî önemi olduğunu anlıyoruz.
İstihbarat konusunda, başta Resûlü Ekrem olmak üzere bütün Müslümanların titiz hareket ettiklerini ve buna önem verdiklerini görüyoruz. Resûlü Ekrem, muhaliflerinin hemen hemen tümünün menfi planlarını, kurduğu sağlam istihbarat sayesinde suyüzüne çıkarmıştır. Hatta ehl-i küfrü bazı toplantılarında suçüstü yakalatmıştır. Günümüzde istihbaratın önemi daha da artmıştır. "Muhaberesiz muharebe olmaz" sözü bu gerçeğin ifadesidir. Günümüzde istihbarat örgütleri, dünyayı bir ağ gibi örmüştür. Ve bu örgütler genellikle Müslümanları kontrol altına alabilmek için seferber edilmektedir. İşte mü'min, buna göre tedbirini almalı, 'istihbarata karşı koyma' denilen görevini yerine getirmelidir; daha mükemmel bir istihbarat ağı kurarak şer güçlerin hile ve desiselerini geçersiz kılmak mecburiyetindedir. Kaldı ki, haberleri sağlam kaynaktan alabilmek, fâsıkların haberine itibar etmemek için de bu şarttır.
Veda Haccı'ndan önce yapılmış olan Tebük Seferi, savaşsız ve kansız sona ermesine rağmen askerî ve siyasî bakımdan büyük önem taşımaktadır. Burada Hakk'a hizmette askerî ve ekonomik güç yanında, siyasî gücün de ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Sefer çıkmadan hemen umumî seferberlik ilan edildi, askerî hazırlıklar açıktan yapılmaya başlandı. Daha evvelki harpler büyük bir gizlilik içerisinde planlanırken Tebük Seferi'nin açıktan planlanması, bu seferin caydırıcılığı esas aldığını göstermektedir.
Seferberlik mantığı ile, savaşın, halk kesiminin bütün tabanına yayılması savaşa topyekûn iştirakın fayda ve hikmetlerini ifade eder. Bu hâl, Hak yolunda hizmetin ve gerektiğinde savaşın herkesin görevi olduğu ve bundan kimsenin kaçınamayacağı fikrini kafalara empoze eder. Seferberlik ilanı ile birlikte gönüllülerin toplanması, harbe istemeyerek, zorlanarak değil, fakat samimi bir niyet ve gönül rızası ile gitmenin esas olduğunu gösterir. Nitekim bu yolla kısa zamanda 30 bin kişilik büyük bir askerî güç toplanmıştır. Bu güçle açıktan Bizans'a meydan okunacaktı.
Tebük Seferi, mal ile cihadın önemini de ortaya koymuştur. Malla cihad çağrısına uymak için Hz. Ebubekir malının tamamını, Hz. Ömer malının yarısını, Hz. Osman da 300 deve ve bin altın vererek Allah yolunda fedakârlıkta Müslümanların öncüleri olmuşlardır. Bu fedakârlıkta adeta Müslümanlar birbirleriyle yarışıyorlardı. Kadınlar bile, mücevherlerini ortaya koyarak iştirak ediyorlardı.
Tebük Seferi'nin cereyan ettiği ortamda birtakım nâmüsait şartların bulunması, yapılan fedakârlıkların büyüklüğünü vurgular. Bu sırada insanların ciddî denemelerle karşı karşıya olduklarını görüyoruz:
Her zaman olduğu gibi, münafıkların bozgunculuğu başgösterdi. Çünkü münafıklar, olaylar ve zorluklar karşısında derhal ayaklanırlar. Zira onlar inanmadıkları için kendilerini tehlikeye atmaz, bununla da kalmayarak itiraz eder, bozgunculuk yapar, fesat çıkarırlar. Sefere katılmak isteyen Müslümanlara, Kur'ân-ı Kerim bunları şöyle bildirmektedir: "Resûlullah'ın rızası hilâfına olarak (Resûlullah'tan sonra) evlerinde oturarak (Tebük'ten) geri kalanlar sevindiler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmek istemediler. (Mücahidlere); 'Sakın, sıcakta gazaya çıkmayınız!', dediler. (Onlara) de ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır, keşke bilseler (geri kalmazlardı)." Münafıklar, mü'minleri seferden caydırmak gayretleriyle de kalmayarak Yahudilerle işbirliği yapıyorlardı. Nitekim, Süreylim adında bir Yahudinin evinde toplanarak halkın sefere katılmalarına mani olacak tedbirler arıyorlardı. Bu çalışma, Resûlullah (sav) tarafından tespit edildi. Hz. Talha'nın başkanlığında bir grup Müslüman giderek Süreylim'in evini yaktılar ve şer çalışmayı başarısız kıldılar.
Ordu hareket ettiğinde, Uhud Savaşı'nda olduğu gibi münafıklar bir müddet ordu ile birlikte gelip, 'Seniyyetü'l-
Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden RAHMETEN-LİL ALEMİN
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.