Susarak anlattığımız nice duygular, düşünceler vardır fakat ne yazık bazılarımız sükuneti boşluk ve anlamsızlık ile bir tutarlar. Sükunet yerinde ve zamanında bir çok anlamı taşıyabilir. Bizim kültürümüzde "sükut ikrardandır" denir. Sizin anladığınızı henüz anlamayan insanlara sükut etmek çok şey anlatabilir.
Ne garip, anlamak, yormak, yorumlamak her insanda aynı şekilde gelişmez. Genetik, ailesel, çevresel etkenler, eğitim, kitap, gazete, dergi okuma alışkanlıkları anlayışımızın, gelişimini belki de serencamını etkileyen faktörlerdir.
Anlayışımızı, idrakimizi, irfanımızı arttırmak iyi bir seyir için gerekli olsa da bazı zamanlarda bizleri yalnızlığa sürükleyebilir fakat yalnızlık kadar güzel bir ezgi var mıdır Allah aşkına? Yalnızlık hemen her zaman tefekkürü körükleyen, inancı arttıran, kendimize olan inancımızı keşfettiren bir hal bir durumdur. "Anladım sonu yok yalnızlığın, her gün çoğalacak?" diyordu şair. Oysa yalnızlık kalabalıklardaki davranışımızı ayara tabi tutan, böylece her zaman "ayarlanmış" olmamızı sağlayan bir kurma düzeneğidir, biz istersek?
Yalnızken tefekkür etmek yerine en azından sevdiklerimizi arıyor, kendimize katlanmayı başaramıyorsak, kalbimizde olup bitenleri gereğince tahlil edemiyorsak altta yatan nedenleri araştırmamız gerekebilir, bu da ayrı bir fikir çalışmasını gerektirir.
İnsan başka bir insanla konuşurken neden susar, sükut eder biliyor musunuz? Sözleri kullanarak ya da kullandığı sözlerle yeterince anlaşılamamaktan korkar ya da sözler bazen acı vermeye başlar. Başkalarına acı vermeye çok da hakkımız olmadığı bir gerçektir, zorunlu durumlar haricinde? "Kelimeler kanatır yarayı, gözlerin anlatıyor" der bir başkası. Bizim yürekleri kanatmak değil, umut vermek ve yapıcı olmak gibi bir görevimiz var diye düşünürüm, inanırım.
Söz gümüşse sükut neden altındır, çünkü söylenen bir sözü geri almak zordur, çünkü "dil yarası" diye bir şey vardır. Yaralamak her zaman kolaydır, maharet yaralamadan öğüt vermektir belki de? İnsanlar susarak da öğüt verebilirler meğer ki anlayacak idrak olsun. Bu denemeyi karalarken yalnız değildim yanımda radyom vardı, masanın üzerindeki eşyalar sanki bir şeyler söylüyordu, "Her şey kendi dilince konuşur."
Ne garip, anlamak, yormak, yorumlamak her insanda aynı şekilde gelişmez. Genetik, ailesel, çevresel etkenler, eğitim, kitap, gazete, dergi okuma alışkanlıkları anlayışımızın, gelişimini belki de serencamını etkileyen faktörlerdir.
Anlayışımızı, idrakimizi, irfanımızı arttırmak iyi bir seyir için gerekli olsa da bazı zamanlarda bizleri yalnızlığa sürükleyebilir fakat yalnızlık kadar güzel bir ezgi var mıdır Allah aşkına? Yalnızlık hemen her zaman tefekkürü körükleyen, inancı arttıran, kendimize olan inancımızı keşfettiren bir hal bir durumdur. "Anladım sonu yok yalnızlığın, her gün çoğalacak?" diyordu şair. Oysa yalnızlık kalabalıklardaki davranışımızı ayara tabi tutan, böylece her zaman "ayarlanmış" olmamızı sağlayan bir kurma düzeneğidir, biz istersek?
Yalnızken tefekkür etmek yerine en azından sevdiklerimizi arıyor, kendimize katlanmayı başaramıyorsak, kalbimizde olup bitenleri gereğince tahlil edemiyorsak altta yatan nedenleri araştırmamız gerekebilir, bu da ayrı bir fikir çalışmasını gerektirir.
İnsan başka bir insanla konuşurken neden susar, sükut eder biliyor musunuz? Sözleri kullanarak ya da kullandığı sözlerle yeterince anlaşılamamaktan korkar ya da sözler bazen acı vermeye başlar. Başkalarına acı vermeye çok da hakkımız olmadığı bir gerçektir, zorunlu durumlar haricinde? "Kelimeler kanatır yarayı, gözlerin anlatıyor" der bir başkası. Bizim yürekleri kanatmak değil, umut vermek ve yapıcı olmak gibi bir görevimiz var diye düşünürüm, inanırım.
Söz gümüşse sükut neden altındır, çünkü söylenen bir sözü geri almak zordur, çünkü "dil yarası" diye bir şey vardır. Yaralamak her zaman kolaydır, maharet yaralamadan öğüt vermektir belki de? İnsanlar susarak da öğüt verebilirler meğer ki anlayacak idrak olsun. Bu denemeyi karalarken yalnız değildim yanımda radyom vardı, masanın üzerindeki eşyalar sanki bir şeyler söylüyordu, "Her şey kendi dilince konuşur."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Kevser Doyurum / diğer yazıları
- İrfan sofrası / 24.10.2023
- Tecelli / 27.07.2023
- İmam Hüseyin'in kıyamının sebepleri / 24.07.2023
- Kâmil insan, insanlar için bir aynadır / 21.07.2023
- Hayat rehberi Kur'an-ı Kerim / 01.12.2022
- Gaflet ve uyanıklık / 29.11.2022
- Bilinçli olgunlaşma / 26.11.2022
- Hayat memat / 22.11.2022
- Güzel ülkemin güzel insanları / 19.11.2022
- Bir tez olarak Milli Ekonomi Modeli / 26.09.2022
- Tecelli / 27.07.2023
- İmam Hüseyin'in kıyamının sebepleri / 24.07.2023
- Kâmil insan, insanlar için bir aynadır / 21.07.2023
- Hayat rehberi Kur'an-ı Kerim / 01.12.2022
- Gaflet ve uyanıklık / 29.11.2022
- Bilinçli olgunlaşma / 26.11.2022
- Hayat memat / 22.11.2022
- Güzel ülkemin güzel insanları / 19.11.2022
- Bir tez olarak Milli Ekonomi Modeli / 26.09.2022