Erdoğan, Gülen ile cemaati ile beraber yürüdükleri yollarlı inkâr etmeye devam ediyor. Ha! Balık hafızalı olanlar bir anda ortadaki laf dalaşına bakıp, ya Gülen'e, ya da Erdoğan'a dost veya düşman oldular. Miras kavgalarının sonucu hep böyledir zaten.Ortaya bilgi ve belgeler saçıldıkça Erdoğan iyice sıkıştı. Çünkü vatandaş soruyor; "Sen nasıl bir iktidarsın ki, devletin içi pire dolmuş, bit dolmuş, mikrop dolmuş hiç bir şeyden haberin yok" Tabi bu soruya verilecek akıllı ve mantıklı bir cevap yok. Haliyle masum rolüne yatmak lazım... Erdoğan'da aynen öyle yaptı; "Ben, bunları bilmiyorum" diyerek sıyrılmaya çalıştı. Ama o kadar basit değil.Çünkü bu topraklarda sizler görmeseniz de, sırtınızı dönseniz de, Milletimize göstermemek için her türlü yolu kullansanız da bir Haydar Baş gerçeği var. Prof. Dr. Haydar Baş, Gülen'i de, iktidarı da, ülke siyasetini de, milletimizi de milli birliğe, manevi kaynaşmaya çağırdı, çağırıyor. Sayın Baş'ın; "Dini bütünlüğümüz Milli bütünlüğümüzdür. Milli bütünlüğümüz, dini bütünlüğümüzdür" mantığı bugün ülkemizin olmazsa olmazıdır.Sayın Baş, Erdoğan'dan önce bu milli birlik ve bütünlük ilkesini zorlayan Gülen'i uyardı. Malumunuz Gülen'in 1998'de ki Vatikan ziyaretinden önce kendisine ikaz ve irşat dolu bir mektup yazdı. Bir kısmını aktarayım; "Allah'a hamd, Resulüne salât-ü selamdan sonra mektubuma başlarken zat-i âlinize ve camianıza selam ve muhabbetlerimi sunarım.Malumunuzdur ki, Müminlerin birbirlerini sevmeleri, sırat-ı müstakim üzere bulunmaları, varsa noksanlarını telafi edip birbirlerine yardımcı olmaları, hakkı tavsiye etmeleri ve gerektiğinde emri bi'l ma'rûf - nehyi ani'l münker yapmaları Hakk'ın emri gereğidir ve bir vecibedir. "Müminler ancak kardeştir" ve kardeşler, birbirine yıkayan iki el gibidirler. Kardeşin, kardeş üzerinde hem hakkı, hem de sorumluluğu vardır. Eğer bir Mü'min kaderin şevkiyle bir camianın sorumluluğunu taşıyorsa bu sorumluluk, bu vebal daha da artmakta ve önem kazanmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sav) "Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mesulsünüz" buyurmaktadır. Bu sebepledir ki, birbirimizi lüzum görülen hususlarda aydınlatmak, istişare etmek, varsa bir yanlıştan sakındırmak, üzerimize bir borç olduğu gibi, kardeşlik hukukunun da bir gereğidir? Zat-i âliniz ve hizmet camianızla ilgili olarak kamuoyunda tartışılan, medya yoluyla aleniyet kazanan ve aşağıda bir kısmına temas edeceğim hususlarda, inancımız, yolumuz İslam adına ciddi endişelerim hasıl olmuştur. Belki de meseleler, intikal ettiği gibi değildir ki, öyle olmasını çok temenni ederim. Fakat değil mi ki hadiseler bir noktaya gelmiştir ve tartışılmaktadır; o halde ciddiyet kazanmıştır. Eğer meseleler saptırılıp, kamuoyuna yanlış izlenim veriliyorsa, basın yoluyla tekzibinin çok isabetli olacağı kanaatindeyim?"Sayın Baş, mektubun devamında Gülen'in basına yansıyan başörtüsü, K. Kerimin yorumlanması, Yahudi ve Hıristiyanlarla ilgili görüşlerini İslam itikadının gereklerini tek tek anlattıktan sonra girdikleri yolun yanlış olduğunu yine ayet ve Peygamberimizden örneklerle delillendirip şöyle diyordu; "? Çok iyi biliniz ki, "kelime-i tevhit" ancak nübüvvetle tamamlanır. Allah Resulünü inkar edenler, "Allah-u Ekber" kelimesinde nasıl samimi olabilirler? Biz, Hıristiyan veya diğer din mensuplarıyla görüşülmesin, irtibat kurulmasın demiyoruz. Ancak onlarla olan ilgi ve irtibat, Hakk'ı terk etmemek ve açıkça söylemek şartıyla meşrudur. Yani tebliğ esastır.Nitekim Allah Resulünün, o devrin Hıristiyanlarıyla olan görüşme ve münasebetleri, tam bir tebliğ örneği ve hakkın beyanı şeklinde cereyan etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Al-i İmran Suresinin ilk seksen ayetini ve Meryem Suresini ibretle inceleyiniz! İstirham ederim? Kaldı ki haham ve papazlarla işbirliği ihtiyacı nereden çıkmaktadır? Kimin için, neye ve kime karşı bir ve beraber olunacaktır? ? Bu tutum insanlara, Hıristiyanlığı normal ve meşru kabul etme hissiyatını verir ki, gençliğimiz teknolojik üstünlüğü elinde tutan Hıristiyan dünyasına, Hıristiyanlık dinine meylederlerse bu vebali kim taşıyabilir?? Son günlerde manevi ve dini değerler üzerinde çıkarılan tartışmalar sebepsiz değildir. Bu, uluslararası organizeli bir güç tarafından planlanmakta, bu hususta yerli uşaklar kullanılmaktadır. İyi bilelim ki hedef, sadece dinimiz değil, devletimiz ve hatta vatanımızdır... Kaldı ki siz, ne bir siyasi lidersiniz, ne de İslam namına seçilmiş bir temsilcisiniz. Her iki halde de böyle badirelere düşmenin anlamı yoktur. Nitekim biz, devlet ve millet kucaklaşmasıyla milli bütünlüğü temine çalışıyor, mevzuat ve hukukun üstünlüğünü hayata geçirmeye gayret ediyoruz. Biz, bu tartışma, istişare veya uyarıyı nefsanî bir hesapla ve de kötü örnek teşkil edecek şekilde kamuoyu önünde yapmıyoruz. "Kol kırılır yen içinde..." denildiği gibi, bu bizim kardeşlik ve inanç beraberliğinden kaynaklanan görevimizdir?" (Prof. Dr. Haydar Baş 6 Şubat 1998) (yarın devam edecek)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Vekil maaş, asıl evlat derdinde ve Ekrem İmamoğlu / 01.02.2026
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Kürt sorunu var mı, yok mu? / 24.01.2026
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Kürt sorunu var mı, yok mu? / 24.01.2026
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026























































































