Emir yükseklerden geldi "Yaz!" Kendi kendime, "yazmam" dedim. "Yaz". "Yazamam". Şöyle düşündüm: "Benim gibi basit bir ihtiyarın yazdıkları sadr'a şifa mı olacak?.. Sanki okuyan var da yazan yok.
Hatif-i gaybın, yüreğimi derinden oynatan nidası ile irkildim. "Yaaaaz". "Emredersiniz Sultanım. Kulun, Padişaha itirazı mı olur? Derhal yazıyorum Efendim. "Ne yazsam, nasıl başlasam, derken, insanlık alemi için mevcudiyeti Lâfz-ı bî manâdan ibaret olan adalet, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi mücerret mefhumlar hakkında fikir yürütmeye karar verdim.
Umumî manâda insan haklarından bahsetmek, bana -abesle iştigal- gibi geliyor. Yaşadığımız kürede insan haklarına riayet eden insanlar var. Fakat milletler yok. Eğer bazı ırkların dilleri, dinleri, hüviyetleri milliyetleri ve isimleri değiştirilmişse, mal varlıkları talan edilmiş, yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el konulmuşsa, tarih ve kültür değerleri yağmalanmış, hazineleri soyulmuşsa böyle bir gezegende insan hakları yoktur.
İnsan haklarından bahsedenler, kapital hakimiyetine teslim olmuş talancı, yağmacı ve soyguncu milletlerse, pes doğrusu... Hani şair demiş ya: "Sorsalar mağdurunu, gaddar kendin gösterir."
Beşeriyet, iki kutba ayrılmışsa, birinci kutuptakiler globalist, kapitalist ve emperyalistse... İkinci kutuptakiler fakir, güçsüz, çaresiz, perişan ve mazlumsa, bu yeryuvarlağında insan haklarından eser yok demektir.
Her ülkede fertlerle ilgili davalara bakan mahkemeler vardır. Ama çok büyük suçlar büyük ve çok güçlü devletler tarafından işlenmektedir. Eğer bu devletleri yargılamak mümkün değilse, hatta İnsan Hakları Mahkemesi adını taşıyan müesseseler büyük güçlü devletlerin direktifleri ile çalışan birer menfaat şebekesi ise, böyle bir dünyada insan haklarından bahsetmek boştur.
Gelelim adalete... Devletlerin pek çoğunda kale gibi muhkem hapishaneler, bu hapishanelerde demir parmaklıklı hücreler yapılmışsa, mahkûm sayısından fazla muhafız ve bir o kadar polis köpeği varsa, hapishaneler dolup taşıyor ve yenilerine ihtiyaç duyuluyorsa, bu memleketlerde içtimaî adalet yoktur. Eğer adalet olsaydı suç oranı asgariye düşecek, belki hapishanelere lüzum bile kalmayacaktı. Eğer insan hakları ve adalet olsaydı, emek sarfedenlerin hali muntazaman ve gününde verilecek, sendika ve grev gibi aldatmaca teşekküllere gerek duyulmayacaktı.
İnsan hakları ve adaletin olmadığı bir dünyada hukukun üstünlüğünden dem vurmak, daha ziyade yüzsüz ve kaşarlanmış insanların işi olsa gerek...
Denebilir ki, ilerlemiş batı ülkelerinde ve hasseten Avrupa'da, İnsan Hakları Mahkemesi ve hukukun üstünlüğü yok mudur? Vardır ama bunlar, haklıya karşı güçlü fakat haksız olanı korumak için vardır. Genel manada Avrupa'da insan hakları vardır demek, Avrupalıya atılmış en büyük iftiradır. Keza adalet ve hukukun üstünlüğü isnadı da birer bühtandan ibarettir.
Yavaş yavaş uyanan Batı'da zaman gelecek, dürüst insanlar sisteme başkaldıracaklar... Fen ve teknikle kemâl mertebesine yükselerek zirveleşen ahlâksızlıklar da zevale yönelecek, ve Kanun-u İlâhî hükmünü icra edecektir.
Batılının, Türklerden öğreneceği daha pekçok şeyler vardı. Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokmak istememekte direnen ülkeler biliyorlardı ki, zulmün karşısına dikilecek Türk'ten başka millet yoktur. Gene biliyorlardı ki, Türkiye bu birliğe alınırsa şirke dayalı Hıristiyan dininin temel müesseseleri kökten çatırdayacak ve Avrupa'nın çöküş süresi kısalacaktı. Yine de bu çöküşün fazla uzun sürmeyeceği ayan beyan gözükmektedir.
Kara bulutlar dağılacak, ufukta insanlığın kurtuluş umudu parlayacak, tan yeri ağaracak ve güneş dünyaya yeni bir nizamın müjdesi ile doğacaktır biznillah...f
Hatif-i gaybın, yüreğimi derinden oynatan nidası ile irkildim. "Yaaaaz". "Emredersiniz Sultanım. Kulun, Padişaha itirazı mı olur? Derhal yazıyorum Efendim. "Ne yazsam, nasıl başlasam, derken, insanlık alemi için mevcudiyeti Lâfz-ı bî manâdan ibaret olan adalet, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi mücerret mefhumlar hakkında fikir yürütmeye karar verdim.
Umumî manâda insan haklarından bahsetmek, bana -abesle iştigal- gibi geliyor. Yaşadığımız kürede insan haklarına riayet eden insanlar var. Fakat milletler yok. Eğer bazı ırkların dilleri, dinleri, hüviyetleri milliyetleri ve isimleri değiştirilmişse, mal varlıkları talan edilmiş, yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el konulmuşsa, tarih ve kültür değerleri yağmalanmış, hazineleri soyulmuşsa böyle bir gezegende insan hakları yoktur.
İnsan haklarından bahsedenler, kapital hakimiyetine teslim olmuş talancı, yağmacı ve soyguncu milletlerse, pes doğrusu... Hani şair demiş ya: "Sorsalar mağdurunu, gaddar kendin gösterir."
Beşeriyet, iki kutba ayrılmışsa, birinci kutuptakiler globalist, kapitalist ve emperyalistse... İkinci kutuptakiler fakir, güçsüz, çaresiz, perişan ve mazlumsa, bu yeryuvarlağında insan haklarından eser yok demektir.
Her ülkede fertlerle ilgili davalara bakan mahkemeler vardır. Ama çok büyük suçlar büyük ve çok güçlü devletler tarafından işlenmektedir. Eğer bu devletleri yargılamak mümkün değilse, hatta İnsan Hakları Mahkemesi adını taşıyan müesseseler büyük güçlü devletlerin direktifleri ile çalışan birer menfaat şebekesi ise, böyle bir dünyada insan haklarından bahsetmek boştur.
Gelelim adalete... Devletlerin pek çoğunda kale gibi muhkem hapishaneler, bu hapishanelerde demir parmaklıklı hücreler yapılmışsa, mahkûm sayısından fazla muhafız ve bir o kadar polis köpeği varsa, hapishaneler dolup taşıyor ve yenilerine ihtiyaç duyuluyorsa, bu memleketlerde içtimaî adalet yoktur. Eğer adalet olsaydı suç oranı asgariye düşecek, belki hapishanelere lüzum bile kalmayacaktı. Eğer insan hakları ve adalet olsaydı, emek sarfedenlerin hali muntazaman ve gününde verilecek, sendika ve grev gibi aldatmaca teşekküllere gerek duyulmayacaktı.
İnsan hakları ve adaletin olmadığı bir dünyada hukukun üstünlüğünden dem vurmak, daha ziyade yüzsüz ve kaşarlanmış insanların işi olsa gerek...
Denebilir ki, ilerlemiş batı ülkelerinde ve hasseten Avrupa'da, İnsan Hakları Mahkemesi ve hukukun üstünlüğü yok mudur? Vardır ama bunlar, haklıya karşı güçlü fakat haksız olanı korumak için vardır. Genel manada Avrupa'da insan hakları vardır demek, Avrupalıya atılmış en büyük iftiradır. Keza adalet ve hukukun üstünlüğü isnadı da birer bühtandan ibarettir.
Yavaş yavaş uyanan Batı'da zaman gelecek, dürüst insanlar sisteme başkaldıracaklar... Fen ve teknikle kemâl mertebesine yükselerek zirveleşen ahlâksızlıklar da zevale yönelecek, ve Kanun-u İlâhî hükmünü icra edecektir.
Batılının, Türklerden öğreneceği daha pekçok şeyler vardı. Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokmak istememekte direnen ülkeler biliyorlardı ki, zulmün karşısına dikilecek Türk'ten başka millet yoktur. Gene biliyorlardı ki, Türkiye bu birliğe alınırsa şirke dayalı Hıristiyan dininin temel müesseseleri kökten çatırdayacak ve Avrupa'nın çöküş süresi kısalacaktı. Yine de bu çöküşün fazla uzun sürmeyeceği ayan beyan gözükmektedir.
Kara bulutlar dağılacak, ufukta insanlığın kurtuluş umudu parlayacak, tan yeri ağaracak ve güneş dünyaya yeni bir nizamın müjdesi ile doğacaktır biznillah...f
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.