Kaldı ki, maddî ve mânevî bütün varlıkların Allah tarafından yaratıldığı, hayır ve şerrin Allah'tan geldiği her vesîle ile ifade edilmese de; fikirlerde ilim, kalplerde itikat olarak zaten mevcuttur. Zımnen bu ilim ve itikat bir insanda olduktan sonra, bir insanın bir Allah dostundan himmet ve dua istemesi, bir bakkaldan veya fırıncıdan ekmek istemesinden farklı değildir.
Burada asıl tehlike, rabıtayı şirkle karıştıranların, feyz ve muhabbet gibi mânevî mahluk nevinden nimetleri, Cenab-ı Hakk'ın zatına izafe edip, Hâlık gibi telâkki etmeleridir. Bu noktada şöyle bir soru gelebilir: "Acaba rabıta, kul ile Allah (cc) arasına girmek midir?" Bu sorunun cevabı iki nükteyi açıklamakla verilebilir: Birinci nükte: Rabıtada kul kendi varlığını terkedip insan-ı kâmilin varlığına bürünerek, sanki ortada olan kendi değil de, 'O'dur diye düşünerek, onun eli ve dili ile Hakk'a yalvarmakta ve müracaat etmektedir. Bu varlıktan soyunma hali, nefsin terbiyesinde 'ben' davasından vazgeçmede en müessir yoldur. İkinci nükte: Allah (cc), nebîlerin ve velîlerin gönüllerine tecelli eder. Tabiî hepsinin derece ve mertebesine göre... Cenâb-ı Hak eşyada da tecelli eder. Bunun mümkün olabileceğini Musa (as) ile ilgili şu hadise bize göstermektedir: "... (Musa) şöyle dedi: - Rabbim; cemâlini bana göster, sana bakayım. Allah (cc): Beni hiçbir zaman göremezsin, fakat şu dağa bak... Nihayet Rabb'i, o dağa tecelli edince, onu (dağı) yerle bir etti..."İtikatta mezhep imamımız İmam-ı Ebu Mansur Maturidî, bu âyeti, tecellinin hak olduğuna ve Cemâlullah'ı müşahedenin mümkün olduğuna delil göstermiştir. Ve yine Mukaddes Vadi'de Cenab-ı Hak, Hz. Musa'ya bir ağaçtan hitap etti: "Ey Musa! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, Mukaddes Vadi'de, Tuva'dasın."Bu delillerden çıkan netice şudur: Allah, dağa ve ağaca tecelli eder de insan ağacına ve dağına tecelli etmez mi? Elbette Allah, insanın kalbine de nazar eder. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Peygamberimiz: "Allah, sizlerin cisimlerinize ve sûretlerinize bakmaz, bilâkis kalplerinize nazar eder" buyurmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın nazar ettiği kalp nurlanır. Nitekim Resul-ü Ekrem (sav), duasında bu nuru istemişti: "Allah'ım, bana nur ver, nurumu artır. Kalbimi nurlandır, kabrimi nurlandır, kulağımı nurlandır, gözümü nurlandır, hattâ saçımı, tenimi, etimi, kanımı ve kemiğimi nurlandır."
Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler /Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden
Burada asıl tehlike, rabıtayı şirkle karıştıranların, feyz ve muhabbet gibi mânevî mahluk nevinden nimetleri, Cenab-ı Hakk'ın zatına izafe edip, Hâlık gibi telâkki etmeleridir. Bu noktada şöyle bir soru gelebilir: "Acaba rabıta, kul ile Allah (cc) arasına girmek midir?" Bu sorunun cevabı iki nükteyi açıklamakla verilebilir: Birinci nükte: Rabıtada kul kendi varlığını terkedip insan-ı kâmilin varlığına bürünerek, sanki ortada olan kendi değil de, 'O'dur diye düşünerek, onun eli ve dili ile Hakk'a yalvarmakta ve müracaat etmektedir. Bu varlıktan soyunma hali, nefsin terbiyesinde 'ben' davasından vazgeçmede en müessir yoldur. İkinci nükte: Allah (cc), nebîlerin ve velîlerin gönüllerine tecelli eder. Tabiî hepsinin derece ve mertebesine göre... Cenâb-ı Hak eşyada da tecelli eder. Bunun mümkün olabileceğini Musa (as) ile ilgili şu hadise bize göstermektedir: "... (Musa) şöyle dedi: - Rabbim; cemâlini bana göster, sana bakayım. Allah (cc): Beni hiçbir zaman göremezsin, fakat şu dağa bak... Nihayet Rabb'i, o dağa tecelli edince, onu (dağı) yerle bir etti..."İtikatta mezhep imamımız İmam-ı Ebu Mansur Maturidî, bu âyeti, tecellinin hak olduğuna ve Cemâlullah'ı müşahedenin mümkün olduğuna delil göstermiştir. Ve yine Mukaddes Vadi'de Cenab-ı Hak, Hz. Musa'ya bir ağaçtan hitap etti: "Ey Musa! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, Mukaddes Vadi'de, Tuva'dasın."Bu delillerden çıkan netice şudur: Allah, dağa ve ağaca tecelli eder de insan ağacına ve dağına tecelli etmez mi? Elbette Allah, insanın kalbine de nazar eder. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Peygamberimiz: "Allah, sizlerin cisimlerinize ve sûretlerinize bakmaz, bilâkis kalplerinize nazar eder" buyurmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın nazar ettiği kalp nurlanır. Nitekim Resul-ü Ekrem (sav), duasında bu nuru istemişti: "Allah'ım, bana nur ver, nurumu artır. Kalbimi nurlandır, kabrimi nurlandır, kulağımı nurlandır, gözümü nurlandır, hattâ saçımı, tenimi, etimi, kanımı ve kemiğimi nurlandır."
Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler /Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.