Müslüman'ın Müslüman üzerindeki hakkı ne büyüktür
İmam Ca’fer (a.s.) buyurdu ki: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları, kardeşi aç iken kendisinin doymaması, kardeşi susuzken kendisinin suya kanmaması, kardeşi çıplak iken kendisinin giyinmemesidir. Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki hakkı ne büyüktür”
03.04.2025 08:00:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Murazim şöyle rivayet eder: "Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık Aleyhisselam) buyurdu ki: Allah'a ibadet hususunda mü'minlerin hakkını edâ etmekten daha iyi bir yol yoktur." (Usul-i Kâfi, c.2, s.321).
İbrahim b. Ömer el-Yemanî rivayet eder:
"Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık Aleyhisselam) buyurdu ki:
"Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları, kardeşi aç iken kendisinin doymaması, kardeşi susuzken kendisinin suya kanmaması, kardeşi çıplak iken kendisinin giyinmemesidir. Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki hakkı ne büyüktür!"
(İmam Aleyhisselam) devamla şöyle dedi: "Kendin için istediğin şeyi Müslüman kardeşin için de iste. Bir şeye muhtaç olduğun zaman ondan iste. Senden bir şey isterse, ver; bir hayrın ona ulaşmasını geciktirme, o da sana bir hayrın ulaşmasını geciktirmesin. Ona destek ol, zira senin desteğin odur. Onun bulunmadığı yerde onun koruyucusu ol, hazır bulunduğu zaman onu ziyaret et, ona saygı göster, ona ikramda bulun. Zira o senden, sen de ondansın. Bir şeyden dolayı seni yeriyorsa, ondan özür dileyip gönlünü almadıkça ondan ayrılma. Ona bir hayır gelirse, Allah'a hamd et. Şayet bir musibete uğrarsa, ona destek ol. Ona bir tuzak kurulursa, ona yardım et. Kişi kardeşine 'of' dediği zaman aralarındaki dostluk kesilir. 'Sen benim düşmanımsın' dediği zaman, ikisinden biri kâfir olur. Ona iftira atarsa, tuzun suda eriği gibi iman kalbinde erir gider."
(Râvi) der ki: (İmam'ın şöyle dediği) bana ulaştı: "Gökteki yıldızlar nasıl yer halkına parlak görünüyorlarsa, mü'min de gök halkına onun gibi parlak görünür."
Ve dedi ki: "Mü'min, Allah'ın velisidir; Allah'a yardım eder, Allah için iş yapar, Allah hakkında haktan başka bir şey söylemez ve Allah'tan gayrı (bir şeyden) korkmaz." (Usul-i Kâfi, c.2, s.322).
Eban b. Tağlib rivayet eder:
"Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık Aleyhisselam) ile beraber (Kâbe'yi) tavaf ediyordum. Bizim ashabımızdan biri karşıma çıktı. Bir iş için kendisiyle beraber gitmemi istemişti. Bana gelmem için işaret etti. Fakat ben, Ebu Abdullah (a.s.)'ı bırakıp onunla gitmek istemedim. Biz tavafa devam ederken, bir daha bana işaret etti. Ebu Abdullah (a.s.) onu gördü ve dedi ki:
"Ey Eban! Bu adam seni mi çağırıyor?"
"Evet" dedim.
Buyurdu ki: "Kim o?"
Dedim ki: "Bizim arkadaşlardan biridir."
Dedi ki: "O da senin yolun üzere midir (senin gibi mi düşünüyor?)"
"Evet" dedim.
Buyurdu ki: "O zaman git onunla."
Dedim ki: "Tavafı yarıda mı bırakayım?"
"Evet" dedi.
Dedim ki: "Farz tavaf olsa da mı?"
"Evet" dedi.
Bunun üzerine adamla birlikte gittim. Sonra tekrar İmam'ın bulunduğu yere geldim ve dedim ki: "Bana, mü'minin mü'min üzerindeki haklarından bahset."
Buyurdu ki: "Ey Eban! Vazgeç bundan ve isteme."
Dedim ki: "Sana feda olayım, bunu anlatmanı istiyorum." Israrla bana anlatmasını istedim.
Dedi ki: "Ey Eban! Mü'minlerin senin üzerinde o kadar çok hakkı var ki, malının yarısını ona vermen bile onun senin üzerindeki haklarından biridir."
Sonra bana baktı ve içine düştüğüm durumu gördü ve dedi ki: "Ey Eban! Allah Azze ve Celle'nin, kardeşlerini kendilerine tercih edenlerden söz ettiğini duymadın mı?"
Dedim ki: "Evet duydum, sana kurban olayım."
Buyurdu ki: "Sen, malının yarısını mü'min kardeşine verdiğin zaman, onu kendine tercih etmiş olmazsın, yalnız onunla eşit olursun. Ancak malının sana kalan diğer yarısından da ona verdiğin zaman onu kendine tercih etmiş olursun." (Usul-i Kâfi, c.2, s.325).
İbrahim b. Ömer el-Yemanî rivayet eder:
"Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık Aleyhisselam) buyurdu ki:
"Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları, kardeşi aç iken kendisinin doymaması, kardeşi susuzken kendisinin suya kanmaması, kardeşi çıplak iken kendisinin giyinmemesidir. Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki hakkı ne büyüktür!"
(İmam Aleyhisselam) devamla şöyle dedi: "Kendin için istediğin şeyi Müslüman kardeşin için de iste. Bir şeye muhtaç olduğun zaman ondan iste. Senden bir şey isterse, ver; bir hayrın ona ulaşmasını geciktirme, o da sana bir hayrın ulaşmasını geciktirmesin. Ona destek ol, zira senin desteğin odur. Onun bulunmadığı yerde onun koruyucusu ol, hazır bulunduğu zaman onu ziyaret et, ona saygı göster, ona ikramda bulun. Zira o senden, sen de ondansın. Bir şeyden dolayı seni yeriyorsa, ondan özür dileyip gönlünü almadıkça ondan ayrılma. Ona bir hayır gelirse, Allah'a hamd et. Şayet bir musibete uğrarsa, ona destek ol. Ona bir tuzak kurulursa, ona yardım et. Kişi kardeşine 'of' dediği zaman aralarındaki dostluk kesilir. 'Sen benim düşmanımsın' dediği zaman, ikisinden biri kâfir olur. Ona iftira atarsa, tuzun suda eriği gibi iman kalbinde erir gider."
(Râvi) der ki: (İmam'ın şöyle dediği) bana ulaştı: "Gökteki yıldızlar nasıl yer halkına parlak görünüyorlarsa, mü'min de gök halkına onun gibi parlak görünür."
Ve dedi ki: "Mü'min, Allah'ın velisidir; Allah'a yardım eder, Allah için iş yapar, Allah hakkında haktan başka bir şey söylemez ve Allah'tan gayrı (bir şeyden) korkmaz." (Usul-i Kâfi, c.2, s.322).
Eban b. Tağlib rivayet eder:
"Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık Aleyhisselam) ile beraber (Kâbe'yi) tavaf ediyordum. Bizim ashabımızdan biri karşıma çıktı. Bir iş için kendisiyle beraber gitmemi istemişti. Bana gelmem için işaret etti. Fakat ben, Ebu Abdullah (a.s.)'ı bırakıp onunla gitmek istemedim. Biz tavafa devam ederken, bir daha bana işaret etti. Ebu Abdullah (a.s.) onu gördü ve dedi ki:
"Ey Eban! Bu adam seni mi çağırıyor?"
"Evet" dedim.
Buyurdu ki: "Kim o?"
Dedim ki: "Bizim arkadaşlardan biridir."
Dedi ki: "O da senin yolun üzere midir (senin gibi mi düşünüyor?)"
"Evet" dedim.
Buyurdu ki: "O zaman git onunla."
Dedim ki: "Tavafı yarıda mı bırakayım?"
"Evet" dedi.
Dedim ki: "Farz tavaf olsa da mı?"
"Evet" dedi.
Bunun üzerine adamla birlikte gittim. Sonra tekrar İmam'ın bulunduğu yere geldim ve dedim ki: "Bana, mü'minin mü'min üzerindeki haklarından bahset."
Buyurdu ki: "Ey Eban! Vazgeç bundan ve isteme."
Dedim ki: "Sana feda olayım, bunu anlatmanı istiyorum." Israrla bana anlatmasını istedim.
Dedi ki: "Ey Eban! Mü'minlerin senin üzerinde o kadar çok hakkı var ki, malının yarısını ona vermen bile onun senin üzerindeki haklarından biridir."
Sonra bana baktı ve içine düştüğüm durumu gördü ve dedi ki: "Ey Eban! Allah Azze ve Celle'nin, kardeşlerini kendilerine tercih edenlerden söz ettiğini duymadın mı?"
Dedim ki: "Evet duydum, sana kurban olayım."
Buyurdu ki: "Sen, malının yarısını mü'min kardeşine verdiğin zaman, onu kendine tercih etmiş olmazsın, yalnız onunla eşit olursun. Ancak malının sana kalan diğer yarısından da ona verdiğin zaman onu kendine tercih etmiş olursun." (Usul-i Kâfi, c.2, s.325).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.