Müslümanda 10 haslet
İmam Ali Rıza (a.s) buyuruyor ki; “Müslümanda on haslet olmadıkça aklı kemale ermez: "İyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı, başkalarının az iyiliğini çok görmeli...
05.04.2025 16:17:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İmam Ali Rıza (a.s) buyuruyor ki; "Müslümanda on haslet olmadıkça aklı kemale ermez: "İyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı, başkalarının az iyiliğini çok görmeli,
Kendisinin çok hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı,
Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli, Allah yolunda aşağı olmayı düşmanların içerisinde aziz olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meşhur olmaya üstün tutmalı, onuncusu ve en önemlisi olan ise ilk karşılaştığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha takvalı bilmesidir.
İnsanlar iki kısımdır: Kendisinden daha iyi ve takvalı olan ve kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan. (Nazarında) Kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan biriyle karşılaştığında şöyle demelidir:
"Belki onun iyiliği gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise açıktadır; bu da benim zararımadır."
Ama kendisinden daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona ulaşmak için karşısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve zamanının efendisi olur.
Bir adam, "Kim, Allah'a tevekkül ederse O, ona yeter." ayetinin manasını İmam'a sordu; İmam şöyle buyurdular:
"Tevekkülün dereceleri vardır. Bir derecesi; bütün işlerinde O'na güvenmen, O'nun tüm işlerine razı olman, hiçbir hayır ve hiçbir hususta senin hakkında kusur (haksızlık) etmediğini ve hükmün de O'nun elinde olduğunu bilmendir.
Öyleyse O'na tevekkül et ve işleri O'na bırak. Diğer bir derecesi de; ilminin kuşatmadığı gayb-ı ilâhî'ye iman etmendir; o gaybın ilmini Allah'a ve O'nun eminlerine bırakman, gayb ve gayb olmayan her şeyde Allah'a güvenmendir."
Ahmed İbn Necm; "Ameli batıl eden bencillik nedir?" diye sorduğunda İmam aleyhi's-selâm şöyle buyurdu: "Bencilliğin dereceleri vardır: Bazen bencillik insanın kötü amelini onun için süsler, insan onu iyi görür, ondan hoşlanır ve iyi bir iş yaptığını zanneder. Bazen de insan Rabbine iman eder ve bununla Allah'a minnette bulunur. Oysa imanı için de Allah'a minnet borçludur.
Fazl şöyle diyor; İmam Rıza aleyhi's-selâm'a: "Yunus İbn Abdurrahman, marifetin (Allah'ı tanımanın) iktisabı olduğuna (kazanıldığına) inanıyor." dediğimde; şöyle buyurdular: "Hayır, o hata etmiştir. Allah, marifeti dilediğine verir. Bunu bazılarında sabit kılar, bazılarında ise emanet bırakır. Sabit kılınan, Allah'ın asla geri almayacağı şeydir. Emanet verilen şey de insana verilip sonradan geri alınan şeydir.
Safvan İbn Yahya şöyle diyor: Hz. Rıza aleyhi's-selâm'dan "Kulların marifet (Allah'ı tanıma) konusunda herhangi bir rolü var mı?" diye sorduğumda İmam: "Hayır, yoktur." buyurdular. Marifet hususunda sevapları var mı? dediğimde de: "Evet, vardır. Allah onlara, hem marifet vermiş, hem de doğruyu ihsan etmiştir." buyurdular.
Fuzayl İbn Yesar şöyle diyor: Hz. Rıza aleyhi's-selâm'dan, "Kulların fiilleri mahlûk mu, değil mi?" diye sordum.
Hz. Rıza aleyhi's-selâm: "Allah'a andolsun ki, onlar mahlûktur." buyurdular. –İmam'ın fiillerin mahlûk olmasından maksadı takdiri yaratılıştır, yoksa tekvini değil.-
Daha sonra şöyle buyurdular: "İman, İslâm'dan bir derece üstündür, takva da imandan bir derece üstündür, insanlara yakinden daha üstün bir şey de verilmemiştir."
"Kulların en seçkini kimlerdir?" diye sorduklarında: "Kulların en iyisi, iyi iş yaptığında hoşnut olan, kötü iş yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir nimet verildiğinde şükreden, sıkıntıya düştüğünde sabreden ve sinirlendiğinde de affeden kimsedir." buyurdular.
"Tevekkülün haddi nedir?" diye sorduklarında: "Allah'tan başka hiçbir kimseden korkmamaktır." buyurdular.
Kulda şu üç haslet olmadıkça imanın hakikatinin kemaline erişemez: "Dinde derin anlayış sahibi olmak, geçimini güzel bir şekilde ayarlamak ve musibetlere karşı sabırlı olmak."
İmam aleyhi's-selâm Ebu Haşim Davut İbn Kasım-ı Caferi'ye şöyle buyurdular: "Ey Davut, bizim Resulullah salla'llâhu aleyhi ve alih'ten dolayı sizin üzerinizde hakkımız vardır; sizin de bizim üzerimizde hakkınız vardır. Bizim hakkımızı bilenin hakkı (bize) farz olur. Bizim hakkımızı bilmeyenin üzerimizde hakkı olmaz.
Bir gün İmam aleyhi's-selâm, Me'mun'un meclisine geldiğinde Zurriyaseteyn (Me'mun'un Şiî veziri) de mecliste hazır bulunuyordu.
Gece ve gündüz ile bunların hangisinin daha önce yaratıldığı hakkında söz açıldı. Zurriyaseteyn, bu meseleyi İmam aleyhi's-selâm'a sordu;
İmam aleyhi's-selâm da: "Cevabı Allah'ın kitabından mı vereyim, yoksa senin bildiğin muhasebe yoluyla mı?" buyurdular.
Zurriyaseteyn; "İlk önce muhasebe yoluyla cevap vermenizi istiyorum." dedi.
Bunun üzerine İmam aleyhi's-selâm şöyle buyurdular: "Siz dünyanın Tali'inin yengeç olduğunu ve yıldızların da en yüksek derecede olduğunu söylemiyor musunuz?"
Zurriyaseteyn; "Evet, öyle söylüyoruz." dedi. İmam aleyhi's-selâm buyurdular ki: "Buna göre, Zühal (Satürn gezegeni), Terazi burcunda, Müşteri (Jüpiter) Yengeç'te, Merih Oğlak'ta, Venüs Balık'ta, Ay Boğa'da, Güneş de göğün ortasında olup Koç burcunda olduğunda, o zaman ancak gündüz olur."
Zurriyaseteyn: "Evet, öyledir." dedi ve "Şimdi de Allah'ın Kitabından cevap verin." dedi.
İmam aleyhi's-selâm buyurdular ki: Allah'ın kitabından olan delil de şu ayettir: "Ne Güneş'in, Ay'a erişip yetişmesi yaraşır, ne de gece gündüzden öne geçer" Yani gündüz geceden öncedir." (Hasan B. Ali el-Harranî Tuheful Ukul eserinden)
Kendisinin çok hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı,
Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli, Allah yolunda aşağı olmayı düşmanların içerisinde aziz olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meşhur olmaya üstün tutmalı, onuncusu ve en önemlisi olan ise ilk karşılaştığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha takvalı bilmesidir.
İnsanlar iki kısımdır: Kendisinden daha iyi ve takvalı olan ve kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan. (Nazarında) Kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan biriyle karşılaştığında şöyle demelidir:
"Belki onun iyiliği gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise açıktadır; bu da benim zararımadır."
Ama kendisinden daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona ulaşmak için karşısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve zamanının efendisi olur.
Bir adam, "Kim, Allah'a tevekkül ederse O, ona yeter." ayetinin manasını İmam'a sordu; İmam şöyle buyurdular:
"Tevekkülün dereceleri vardır. Bir derecesi; bütün işlerinde O'na güvenmen, O'nun tüm işlerine razı olman, hiçbir hayır ve hiçbir hususta senin hakkında kusur (haksızlık) etmediğini ve hükmün de O'nun elinde olduğunu bilmendir.
Öyleyse O'na tevekkül et ve işleri O'na bırak. Diğer bir derecesi de; ilminin kuşatmadığı gayb-ı ilâhî'ye iman etmendir; o gaybın ilmini Allah'a ve O'nun eminlerine bırakman, gayb ve gayb olmayan her şeyde Allah'a güvenmendir."
Ahmed İbn Necm; "Ameli batıl eden bencillik nedir?" diye sorduğunda İmam aleyhi's-selâm şöyle buyurdu: "Bencilliğin dereceleri vardır: Bazen bencillik insanın kötü amelini onun için süsler, insan onu iyi görür, ondan hoşlanır ve iyi bir iş yaptığını zanneder. Bazen de insan Rabbine iman eder ve bununla Allah'a minnette bulunur. Oysa imanı için de Allah'a minnet borçludur.
Fazl şöyle diyor; İmam Rıza aleyhi's-selâm'a: "Yunus İbn Abdurrahman, marifetin (Allah'ı tanımanın) iktisabı olduğuna (kazanıldığına) inanıyor." dediğimde; şöyle buyurdular: "Hayır, o hata etmiştir. Allah, marifeti dilediğine verir. Bunu bazılarında sabit kılar, bazılarında ise emanet bırakır. Sabit kılınan, Allah'ın asla geri almayacağı şeydir. Emanet verilen şey de insana verilip sonradan geri alınan şeydir.
Safvan İbn Yahya şöyle diyor: Hz. Rıza aleyhi's-selâm'dan "Kulların marifet (Allah'ı tanıma) konusunda herhangi bir rolü var mı?" diye sorduğumda İmam: "Hayır, yoktur." buyurdular. Marifet hususunda sevapları var mı? dediğimde de: "Evet, vardır. Allah onlara, hem marifet vermiş, hem de doğruyu ihsan etmiştir." buyurdular.
Fuzayl İbn Yesar şöyle diyor: Hz. Rıza aleyhi's-selâm'dan, "Kulların fiilleri mahlûk mu, değil mi?" diye sordum.
Hz. Rıza aleyhi's-selâm: "Allah'a andolsun ki, onlar mahlûktur." buyurdular. –İmam'ın fiillerin mahlûk olmasından maksadı takdiri yaratılıştır, yoksa tekvini değil.-
Daha sonra şöyle buyurdular: "İman, İslâm'dan bir derece üstündür, takva da imandan bir derece üstündür, insanlara yakinden daha üstün bir şey de verilmemiştir."
"Kulların en seçkini kimlerdir?" diye sorduklarında: "Kulların en iyisi, iyi iş yaptığında hoşnut olan, kötü iş yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir nimet verildiğinde şükreden, sıkıntıya düştüğünde sabreden ve sinirlendiğinde de affeden kimsedir." buyurdular.
"Tevekkülün haddi nedir?" diye sorduklarında: "Allah'tan başka hiçbir kimseden korkmamaktır." buyurdular.
Kulda şu üç haslet olmadıkça imanın hakikatinin kemaline erişemez: "Dinde derin anlayış sahibi olmak, geçimini güzel bir şekilde ayarlamak ve musibetlere karşı sabırlı olmak."
İmam aleyhi's-selâm Ebu Haşim Davut İbn Kasım-ı Caferi'ye şöyle buyurdular: "Ey Davut, bizim Resulullah salla'llâhu aleyhi ve alih'ten dolayı sizin üzerinizde hakkımız vardır; sizin de bizim üzerimizde hakkınız vardır. Bizim hakkımızı bilenin hakkı (bize) farz olur. Bizim hakkımızı bilmeyenin üzerimizde hakkı olmaz.
Bir gün İmam aleyhi's-selâm, Me'mun'un meclisine geldiğinde Zurriyaseteyn (Me'mun'un Şiî veziri) de mecliste hazır bulunuyordu.
Gece ve gündüz ile bunların hangisinin daha önce yaratıldığı hakkında söz açıldı. Zurriyaseteyn, bu meseleyi İmam aleyhi's-selâm'a sordu;
İmam aleyhi's-selâm da: "Cevabı Allah'ın kitabından mı vereyim, yoksa senin bildiğin muhasebe yoluyla mı?" buyurdular.
Zurriyaseteyn; "İlk önce muhasebe yoluyla cevap vermenizi istiyorum." dedi.
Bunun üzerine İmam aleyhi's-selâm şöyle buyurdular: "Siz dünyanın Tali'inin yengeç olduğunu ve yıldızların da en yüksek derecede olduğunu söylemiyor musunuz?"
Zurriyaseteyn; "Evet, öyle söylüyoruz." dedi. İmam aleyhi's-selâm buyurdular ki: "Buna göre, Zühal (Satürn gezegeni), Terazi burcunda, Müşteri (Jüpiter) Yengeç'te, Merih Oğlak'ta, Venüs Balık'ta, Ay Boğa'da, Güneş de göğün ortasında olup Koç burcunda olduğunda, o zaman ancak gündüz olur."
Zurriyaseteyn: "Evet, öyledir." dedi ve "Şimdi de Allah'ın Kitabından cevap verin." dedi.
İmam aleyhi's-selâm buyurdular ki: Allah'ın kitabından olan delil de şu ayettir: "Ne Güneş'in, Ay'a erişip yetişmesi yaraşır, ne de gece gündüzden öne geçer" Yani gündüz geceden öncedir." (Hasan B. Ali el-Harranî Tuheful Ukul eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.