“Meyvesi olan ağaç taşlanır” der atalarımız… İnsanlık tarihi büyük işler başarmış insanlar ve onların önünü kesmeye çalışan karaktersizlerle doludur. Bu tarihin her döneminde böyle olduğu gibi bugün de böyledir kıyamete kadar da böyle olacaktır.
Hacı Bektaş-ı Veli’den örnek verelim.
Bu mübarek zat, Anadolu’ya geldiğinde çok dağınık bir tablo vardı. Rum’u, Ermeni’si, Keldani’si, Yezdani’si, Süryani’si… Hatta buraya göç eden Türkmenlerin bile birçoğu Türk-İslam medeniyetinden oldukça uzaktı.
Hacı Bektaş ve yetiştirdiği büyük zatlar bu dağınık kalpleri tek tek ele aldı, ilmek ilmek ördü. Onları görenler hayran oldular ve “bu adamlar böyle mükemmelse bunların inançları da mükemmeldir, bunların medeniyetleri de mükemmeldir” diyerek önce Müslüman ardından da Türk oldular.
Bu açıdan baktığımızda Hacı Bektaş bir merkezdir, bir cazibe merkezi…
Elbette ki Hacı Bektaş bu işi hemen kolayca başarmamıştır. Dağları aşmak kolaydır ama bir insanın önyargısını aşmak çok zor hatta bazen imkansızdır.
Hacı Bektaş ve Horasan erenleri sabırla mücadele etmişler ve bu aşılması güç olan gönülleri Allah’ın, Habibi’nin (SAV) ve Ehl-i Beyt’in aşkıyla yoğurarak istenilen kıvama getirmişlerdir.
Hacı Bektaş’ın başlarda zorlanması onun tezinin zayıf, görüşlerinin tutarsız olduğunu göstermez. O Allah’tan ve Resulünden aldığını insanlara nakletmiştir, kabul eden kazanmıştır, kabul etmeyen ise kaybetmiştir.
Öyle ki Anadolu insanının çoğu bu doğan güneşin etrafında kenetleşmiş ve kurtulanlardan olmuştur. Farzı muhal eğer Anadolu insanı nasiptar olmasaydı, bu asla Hacı Bektaş-ı Veli’nin mükemmelliğine zeval getirmezdi.
Alemlere rahmet Hz. Peygamber’e (SAV) Mekke’deki 13 yıl boyunca sadece 40 kişinin iman etmesi O’nun mükemmelliğine zeval getirmediği gibi…
Hakkı ve doğruyu yaşayan, yanlışta gidenlerin yolunu doğruya çevirmeye çalışanların yaşadığı kader hep bu olmuştur.
Bugün Ehl-i Beyt aşığı, milli ve manevi değerleri doruk noktada yaşamaya ve sahip çıkmaya çalışan Bağımsız Türkiye Partisi genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş da aynı kaderi yaşamaktadır.
Sayın Baş’ın hayatı birlik ve beraberlik mücadelesiyle geçmiştir.
Türk milletini ve dünya insanlığını küresel ve modern kölelikten kurtaracak tek ekonomi modeli olan Milli Ekonomi Modeli O’nun eseridir.
Bu noktada dünya çapında işin uzmanları olan 400’ü aşkın yabancı bilim adamı, akademisyen Prof. Dr. Haydar Baş’ın eseri hakkında tebliğ sunmuş ve hayranlıklarını ifade etmiştir. Hatta bazılarının hayranlığı, Türk milletine ve İslam’a hayranlığa dönüşmüştür.
Sayın Baş gittiği her yerde, her ülkede Müslüman-Türk kimliğini ön plana çıkarmış ve kendisine olan hayranlığı milletine ve inancına yöneltmiştir.
Bu açıdan bakıldığında Sayın Baş da bir merkezdir, cazibe merkezidir.
Merkez kıskanılandır, kıskanan değil…
O’na bakan Allah’ı hatırlamaktadır. O’na bakan Hz. Peygamber’i (SAV) ve Ehl-i Beyt’ini hatırlamaktadır. O’na bakan Müslüman Türk’ün onurunu, şahsiyetini, medeniyetinin yüceliğini, ufkunun genişliğini seyretmektedir.
Bu kadar doğruyu yaşayan ve yaşatan Sayın Baş’ı eleştirmeye kalkanlar, O’na çamur atmaya kalkanlar, O’nun meyvelerini taşlamaya çalışanlar bilin ki onların derdi Sayın Baş’la değil, Allah’ladır, Peygamberledir, Ehl-i Beyt’ledir.
Onlar bu ülke üzerinde menfur hesapları olan birileri adına misyon sahibi olmuşlardır.
Onlar dünyalarını kurtarmak için az pahaya dinlerini satmışlardır.
Onlar kendilerini dev aynasında gören zavallı cücelerdir.
Hacı Bektaş-ı Veli’den örnek verelim.
Bu mübarek zat, Anadolu’ya geldiğinde çok dağınık bir tablo vardı. Rum’u, Ermeni’si, Keldani’si, Yezdani’si, Süryani’si… Hatta buraya göç eden Türkmenlerin bile birçoğu Türk-İslam medeniyetinden oldukça uzaktı.
Hacı Bektaş ve yetiştirdiği büyük zatlar bu dağınık kalpleri tek tek ele aldı, ilmek ilmek ördü. Onları görenler hayran oldular ve “bu adamlar böyle mükemmelse bunların inançları da mükemmeldir, bunların medeniyetleri de mükemmeldir” diyerek önce Müslüman ardından da Türk oldular.
Bu açıdan baktığımızda Hacı Bektaş bir merkezdir, bir cazibe merkezi…
Elbette ki Hacı Bektaş bu işi hemen kolayca başarmamıştır. Dağları aşmak kolaydır ama bir insanın önyargısını aşmak çok zor hatta bazen imkansızdır.
Hacı Bektaş ve Horasan erenleri sabırla mücadele etmişler ve bu aşılması güç olan gönülleri Allah’ın, Habibi’nin (SAV) ve Ehl-i Beyt’in aşkıyla yoğurarak istenilen kıvama getirmişlerdir.
Hacı Bektaş’ın başlarda zorlanması onun tezinin zayıf, görüşlerinin tutarsız olduğunu göstermez. O Allah’tan ve Resulünden aldığını insanlara nakletmiştir, kabul eden kazanmıştır, kabul etmeyen ise kaybetmiştir.
Öyle ki Anadolu insanının çoğu bu doğan güneşin etrafında kenetleşmiş ve kurtulanlardan olmuştur. Farzı muhal eğer Anadolu insanı nasiptar olmasaydı, bu asla Hacı Bektaş-ı Veli’nin mükemmelliğine zeval getirmezdi.
Alemlere rahmet Hz. Peygamber’e (SAV) Mekke’deki 13 yıl boyunca sadece 40 kişinin iman etmesi O’nun mükemmelliğine zeval getirmediği gibi…
Hakkı ve doğruyu yaşayan, yanlışta gidenlerin yolunu doğruya çevirmeye çalışanların yaşadığı kader hep bu olmuştur.
Bugün Ehl-i Beyt aşığı, milli ve manevi değerleri doruk noktada yaşamaya ve sahip çıkmaya çalışan Bağımsız Türkiye Partisi genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş da aynı kaderi yaşamaktadır.
Sayın Baş’ın hayatı birlik ve beraberlik mücadelesiyle geçmiştir.
Türk milletini ve dünya insanlığını küresel ve modern kölelikten kurtaracak tek ekonomi modeli olan Milli Ekonomi Modeli O’nun eseridir.
Bu noktada dünya çapında işin uzmanları olan 400’ü aşkın yabancı bilim adamı, akademisyen Prof. Dr. Haydar Baş’ın eseri hakkında tebliğ sunmuş ve hayranlıklarını ifade etmiştir. Hatta bazılarının hayranlığı, Türk milletine ve İslam’a hayranlığa dönüşmüştür.
Sayın Baş gittiği her yerde, her ülkede Müslüman-Türk kimliğini ön plana çıkarmış ve kendisine olan hayranlığı milletine ve inancına yöneltmiştir.
Bu açıdan bakıldığında Sayın Baş da bir merkezdir, cazibe merkezidir.
Merkez kıskanılandır, kıskanan değil…
O’na bakan Allah’ı hatırlamaktadır. O’na bakan Hz. Peygamber’i (SAV) ve Ehl-i Beyt’ini hatırlamaktadır. O’na bakan Müslüman Türk’ün onurunu, şahsiyetini, medeniyetinin yüceliğini, ufkunun genişliğini seyretmektedir.
Bu kadar doğruyu yaşayan ve yaşatan Sayın Baş’ı eleştirmeye kalkanlar, O’na çamur atmaya kalkanlar, O’nun meyvelerini taşlamaya çalışanlar bilin ki onların derdi Sayın Baş’la değil, Allah’ladır, Peygamberledir, Ehl-i Beyt’ledir.
Onlar bu ülke üzerinde menfur hesapları olan birileri adına misyon sahibi olmuşlardır.
Onlar dünyalarını kurtarmak için az pahaya dinlerini satmışlardır.
Onlar kendilerini dev aynasında gören zavallı cücelerdir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Vatandaşlar 2026'ya sancılı giriyor / 01.01.2026
- Daha yeni yıl başlamadan asgari ücret açlık sınırı altında / 31.12.2025
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Vatandaşlar 2026'ya sancılı giriyor / 01.01.2026
- Daha yeni yıl başlamadan asgari ücret açlık sınırı altında / 31.12.2025



























































































