Osman ÜSTÜN
Tarih 30 Ekim 1918. Bu tarih, 1. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden hemen sonra İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında Mondros Ateşkes Antlaşmasının (!) imzalandığı tarihtir. Bu antlaşmanın maddeleri dikkatle incelenirse Türk Milletine yaşama hakkı dahi tanınmadığı gözler önüne serilecektir. Tamamen vatanımızı bölüp, milletimizi Anadolu'dan çıkartmak; deyim yerindeyse özyurdunda garip bırakmak için yapılan haince planların sadece bir bölümüydü bu adına antlaşma dedikleri dayatmaların.
Hemen işgallere başladılar, onların kışkırtmalarıyla azınlıklar yurdun her tarafında katliamlar yapmaya başladılar. Askerlerimizin elinden silahları alınmış, bütün haberleşme araçlarına el konulmuştu. Millet perişan vaziyette, Atatürk'ün deyimiyle fakr u zaruret içinde harap ve bitab vaziyetteydi. Peki binlerce yıllık tarihi boyunca hiçbir zaman esareti -her ne hapasına olursa olsun- kabul etmeyen bu millet bu duruma seyirci mi kalacaktı? Hayır. Bu böyle gidemezdi, gitmedi de.
Dörtyol'da başlayıp, İzmir'de ve daha sonra da bütün yurda yayılan milli bir şahlanış başladı. Hiçbir zaman esareti kabul etmeyen bu miletin bağımsızlık ruhu şahlandı. Kuvay-ı Milliye ruhuydu bu şahlanan. M. Kemal Atatürk'ün önderliğinde başlayan bu milli uyanış karşısında düşman devletlerin eli ayağı birbirine dolandı. Bütün yurtta başlatılan bu milli şahlanışa o ruhu taşıyan herkes katıldı. Günler, aylar, yıllar geçti. Genelgeler yayımlandı, kongreler, konferanslar yapıldı, savaşlar yapıldı derken tarih 1922'ye geldi. Artık düşmana son darbeyi vurduğumuz ana sıra geldi. Anadolu'ya ayak bastığımız andan itibaren bizi burdan atmak için her türlü haince yolları deneyen düşman devletlerini bir daha ebediyyen dönmemek üzere kovduğumuz savaşa sıra gedi. 26-30 Ağustos arasında devam eden 30 Ağustos'ta Türk Milletinin kesin zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz sonucunda düşman imha edildi. Bu zafer, Müslüman Türk Milletinin gücünü bütün dünyaya gösterdiği muhteşem bir zaferdi. Her Müslüman Türk evladı bu zaferle ne kadar övünse azdır.
Günümüze geldiğimizde şu acı gerçekle karşılaşıyoruz. Bu gerçek, geçmişte silah zoruyla Anadolu'dan atmak isteyen devletlerin bugün de yöntem değiştirerek aynı amacı gerçekleştirmek için çabalamalarıdır. Mantık aynı; bu aziz vatanı bölmek, Peygamber Efendimiz ve dört halifesinden sonra İslama en büyük hizmetleri yapmış olan bu büyük milleti sefalete sürüklemek. Bunu için bizi her taraftan kuşatma altına almak istemektedirler. Bu kuşatma silahla, askerle değil de siyasi alanda AB dayatmaları, ekonomik alanda IMF, Dünya Bankası dayatmaları, kültürel alanda ise misyonerlik çalışmaları ile olmaktadır. İşin acı tarafı da bunlara dışarıdan olduğu gibi içeriden bilerek ya da bilmeyerek destek verenlerin olmasıdır. Bütün bunların karşısında ise aynı Kurtuluş Savaşını kazanan Kuvay-ı Milliye ruhunu taşıyan insanlar durmaktadırlar. Şimdi seçim vatandaşın, ya bunlara dışarıdan destek olanın yanında yer alacaklar ya da Kuvay-ı Milliye ruhunu taşıyan insanların yanında olup bütün bunlara dur diyeceklerdir. Evet bütün bunlara dur demenin zamanı geldi galiba...
Tarih 30 Ekim 1918. Bu tarih, 1. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden hemen sonra İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında Mondros Ateşkes Antlaşmasının (!) imzalandığı tarihtir. Bu antlaşmanın maddeleri dikkatle incelenirse Türk Milletine yaşama hakkı dahi tanınmadığı gözler önüne serilecektir. Tamamen vatanımızı bölüp, milletimizi Anadolu'dan çıkartmak; deyim yerindeyse özyurdunda garip bırakmak için yapılan haince planların sadece bir bölümüydü bu adına antlaşma dedikleri dayatmaların.
Hemen işgallere başladılar, onların kışkırtmalarıyla azınlıklar yurdun her tarafında katliamlar yapmaya başladılar. Askerlerimizin elinden silahları alınmış, bütün haberleşme araçlarına el konulmuştu. Millet perişan vaziyette, Atatürk'ün deyimiyle fakr u zaruret içinde harap ve bitab vaziyetteydi. Peki binlerce yıllık tarihi boyunca hiçbir zaman esareti -her ne hapasına olursa olsun- kabul etmeyen bu millet bu duruma seyirci mi kalacaktı? Hayır. Bu böyle gidemezdi, gitmedi de.
Dörtyol'da başlayıp, İzmir'de ve daha sonra da bütün yurda yayılan milli bir şahlanış başladı. Hiçbir zaman esareti kabul etmeyen bu miletin bağımsızlık ruhu şahlandı. Kuvay-ı Milliye ruhuydu bu şahlanan. M. Kemal Atatürk'ün önderliğinde başlayan bu milli uyanış karşısında düşman devletlerin eli ayağı birbirine dolandı. Bütün yurtta başlatılan bu milli şahlanışa o ruhu taşıyan herkes katıldı. Günler, aylar, yıllar geçti. Genelgeler yayımlandı, kongreler, konferanslar yapıldı, savaşlar yapıldı derken tarih 1922'ye geldi. Artık düşmana son darbeyi vurduğumuz ana sıra geldi. Anadolu'ya ayak bastığımız andan itibaren bizi burdan atmak için her türlü haince yolları deneyen düşman devletlerini bir daha ebediyyen dönmemek üzere kovduğumuz savaşa sıra gedi. 26-30 Ağustos arasında devam eden 30 Ağustos'ta Türk Milletinin kesin zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz sonucunda düşman imha edildi. Bu zafer, Müslüman Türk Milletinin gücünü bütün dünyaya gösterdiği muhteşem bir zaferdi. Her Müslüman Türk evladı bu zaferle ne kadar övünse azdır.
Günümüze geldiğimizde şu acı gerçekle karşılaşıyoruz. Bu gerçek, geçmişte silah zoruyla Anadolu'dan atmak isteyen devletlerin bugün de yöntem değiştirerek aynı amacı gerçekleştirmek için çabalamalarıdır. Mantık aynı; bu aziz vatanı bölmek, Peygamber Efendimiz ve dört halifesinden sonra İslama en büyük hizmetleri yapmış olan bu büyük milleti sefalete sürüklemek. Bunu için bizi her taraftan kuşatma altına almak istemektedirler. Bu kuşatma silahla, askerle değil de siyasi alanda AB dayatmaları, ekonomik alanda IMF, Dünya Bankası dayatmaları, kültürel alanda ise misyonerlik çalışmaları ile olmaktadır. İşin acı tarafı da bunlara dışarıdan olduğu gibi içeriden bilerek ya da bilmeyerek destek verenlerin olmasıdır. Bütün bunların karşısında ise aynı Kurtuluş Savaşını kazanan Kuvay-ı Milliye ruhunu taşıyan insanlar durmaktadırlar. Şimdi seçim vatandaşın, ya bunlara dışarıdan destek olanın yanında yer alacaklar ya da Kuvay-ı Milliye ruhunu taşıyan insanların yanında olup bütün bunlara dur diyeceklerdir. Evet bütün bunlara dur demenin zamanı geldi galiba...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.