Bir süre önce TV'de sabah haberlerini izlerken, aynı haberin değişik TV kanallarında nasıl farklı yayınlandığını görüp, sebebini anlamaya çalışıyorduk. Bu sırada bir TV kanalında AB ve siyaset konularında fikirlerini almak için mikrofonların uzatıldığı, kendilerine "çağdaş" (!) diyen/dedirten bazı kişilerin bu konularla ilgili düşüncelerini açıklamaları dikkatimi çekti. Bunları duyduktan sonra bu yazıyı yazmayı görev saydım kendime bir Türk genci olarak.
Bu AB bandosunun mızıkacıları sanki sözbirliği etmişçesine veya ettirilmişçesine aynı şeyleri söyleyip duruyorlardı. AB'nin tam olarak ne olduğundan, neyi amaçladığından, ülkemiz üzerinde hangi emelleri olduğundan habersiz bir şekilde takılmış bozuk plâk gibi aynı manayı içeren sözler söyleyip duruyorlardı.
Şimdi bunlardan bir kaç örnek sunalım:
-AB'ye girersek Türkiye'nin her alanda gelişeceğine inanıyorum.
-AB Türkiye için son şanstır.
-Çağdaş bir hayat için AB'ye evet diyorum.
-Tüm siyasiler, tüm halk AB'ye girmek için birleşmelidir.
-Türkiye AB trenini şimdi kaçırırsa bir daha asla binemez.
-Hükümet bir an önce AB'ye uyum yasalarını çıkarmalıdır.
Bu sözleri duyunca insan ne diyeceğini gerçekten şaşırıyor. Bunlar için kullanılacak tabir ancak "okumuş cahiller" olacaktır en iyi ihtimalle. Bilmeden konuşan insana; konuştuğundan haberi olmayan insana ne denir ki başka.
Siyasetle ilgili bir soruya, Almanya'da doğmuş büyümüş çağdaş (!) bir popçumuzun verdiği cevabı duyunca bu arkadaşımıza gerçekten acıdım. Aynen şunu söylüyordu: "Sayın Kemal Derviş'i ilk geldiği günden beri takip ediyoruz. Kendisini çok başarılı buluyorum ve sonuna kadar destekliyorum". Şimdi bu arkadaş bu sözü söyleyip, hem de çağdaş, ileri görüşlü, aydın olduğunu iddia ediyorsa, o zaman bu kavramların manası değişmiş de bizim haberimiz yok. Güneşi balçıkla sıvamaya çalışmanın adı ne zamandan beri "çağdaşlık" oldu. Ülkenin bu hale gelmesinde başrollerden birini oynayan bu şahısa "onu çok başarılı buluyorum" demenin altında gizli bir mana mı var acaba?
Bir taraftan bunları izlerken, duyarken hayret edip duruyoruz, üzülüyoruz, bu arkadaşların bu hale gelmesinin sebeblerini düşünüyoruz ve kötümser oluyoruz. Bir taraftan da bütün bunların karşısında duran, AB'nin gerçek yüzünü delilleriyle ortaya koyan, "AB Türkiye'yi bölmenin adıdır" diyen ve bu yüzden AB'ye "hayır" diyen bir kadronun olduğunu görünce iyimser oluyoruz. Bu kadronun lideri Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye'nin dört bir yanında düzenlenmiş toplantılarda, gecelerde AB'nin gerçek yüzünü, amacını ortaya koyup bu tehlike karşısında bizleri uyarırken, Meltem TV dışındaki hiçbir kanal bu muhteşem konuşmalara yer vermiyor, vermek istemiyor. O muhteşem kalabalığın "Bu vatan bizimdir, bizim kalacaktır" haykırışlarını duymuyor, duymak istemiyor.
Yeni Mesaj gazetesinin dışındaki hiçbir gazete bunları yazmıyor, yazmak istemiyor. Halbuki bu kadro bu meseleleri çözecek tek kadrodur. Bunu ya anlamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar.
"AB Türkiye için son sanştır" diyen o çağdaş (!) kardeşimizin şahsında tüm çağdaş kardeşlerimize sesleniyorum: "Kendinize gelin. Çünkü Kuva-yı Milliye kadrosu bu ülke için son şanstır".
Bunu anlayın!
Siz görmeseniz de, duymasanız da, yazmasanız da Kuva-yı Milliye gerçeğini bu halk, bu millet görüyor ve akın akın bu kadrodaki yerini alıyor. Siz isteseniz de, istemeseniz de bu kadro Türkiye'yi bir Kâinat Devleti yapacak. Bu devlet bizim, bu asker bizim, bu bayrak bizim kısaca bu vatan bizim diyen bu kadro bu milleti layık olduğundan da yukarı çıkarmaktadır. Bunun için gece gündüz çalışmayı taahhüt ediyor. Boş boş yatmakla bu işler olmaz diyor.
Şimdi bu gerçeği görmek istemeyenlere sesleniyorum: Ya bu kadroya katılın, ya engel olmamak için kenara çıkın eğer karşı duruyorsanız tekrar ediyorum engel olmak gibi bir niyetiniz varsa bile önümüze çıkmayın ezilirsiniz. Siz yine görmeyin, yazmayın, duymayın, oturun kenarda. Bu kadro siz olmadan da bu işi başaracak güçtedir. Yani gölge etmeyin başka ihsan istemez. Herkeste göz var, herkes bakar ama herkes göremez. Bunlar burnunun ucunu göremiyorlar ki bu gerçeği nasıl görecekler. Ne mutlu Kuva-yı Milliyecilere.
* Emin ÜSTÜN
Bu AB bandosunun mızıkacıları sanki sözbirliği etmişçesine veya ettirilmişçesine aynı şeyleri söyleyip duruyorlardı. AB'nin tam olarak ne olduğundan, neyi amaçladığından, ülkemiz üzerinde hangi emelleri olduğundan habersiz bir şekilde takılmış bozuk plâk gibi aynı manayı içeren sözler söyleyip duruyorlardı.
Şimdi bunlardan bir kaç örnek sunalım:
-AB'ye girersek Türkiye'nin her alanda gelişeceğine inanıyorum.
-AB Türkiye için son şanstır.
-Çağdaş bir hayat için AB'ye evet diyorum.
-Tüm siyasiler, tüm halk AB'ye girmek için birleşmelidir.
-Türkiye AB trenini şimdi kaçırırsa bir daha asla binemez.
-Hükümet bir an önce AB'ye uyum yasalarını çıkarmalıdır.
Bu sözleri duyunca insan ne diyeceğini gerçekten şaşırıyor. Bunlar için kullanılacak tabir ancak "okumuş cahiller" olacaktır en iyi ihtimalle. Bilmeden konuşan insana; konuştuğundan haberi olmayan insana ne denir ki başka.
Siyasetle ilgili bir soruya, Almanya'da doğmuş büyümüş çağdaş (!) bir popçumuzun verdiği cevabı duyunca bu arkadaşımıza gerçekten acıdım. Aynen şunu söylüyordu: "Sayın Kemal Derviş'i ilk geldiği günden beri takip ediyoruz. Kendisini çok başarılı buluyorum ve sonuna kadar destekliyorum". Şimdi bu arkadaş bu sözü söyleyip, hem de çağdaş, ileri görüşlü, aydın olduğunu iddia ediyorsa, o zaman bu kavramların manası değişmiş de bizim haberimiz yok. Güneşi balçıkla sıvamaya çalışmanın adı ne zamandan beri "çağdaşlık" oldu. Ülkenin bu hale gelmesinde başrollerden birini oynayan bu şahısa "onu çok başarılı buluyorum" demenin altında gizli bir mana mı var acaba?
Bir taraftan bunları izlerken, duyarken hayret edip duruyoruz, üzülüyoruz, bu arkadaşların bu hale gelmesinin sebeblerini düşünüyoruz ve kötümser oluyoruz. Bir taraftan da bütün bunların karşısında duran, AB'nin gerçek yüzünü delilleriyle ortaya koyan, "AB Türkiye'yi bölmenin adıdır" diyen ve bu yüzden AB'ye "hayır" diyen bir kadronun olduğunu görünce iyimser oluyoruz. Bu kadronun lideri Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye'nin dört bir yanında düzenlenmiş toplantılarda, gecelerde AB'nin gerçek yüzünü, amacını ortaya koyup bu tehlike karşısında bizleri uyarırken, Meltem TV dışındaki hiçbir kanal bu muhteşem konuşmalara yer vermiyor, vermek istemiyor. O muhteşem kalabalığın "Bu vatan bizimdir, bizim kalacaktır" haykırışlarını duymuyor, duymak istemiyor.
Yeni Mesaj gazetesinin dışındaki hiçbir gazete bunları yazmıyor, yazmak istemiyor. Halbuki bu kadro bu meseleleri çözecek tek kadrodur. Bunu ya anlamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar.
"AB Türkiye için son sanştır" diyen o çağdaş (!) kardeşimizin şahsında tüm çağdaş kardeşlerimize sesleniyorum: "Kendinize gelin. Çünkü Kuva-yı Milliye kadrosu bu ülke için son şanstır".
Bunu anlayın!
Siz görmeseniz de, duymasanız da, yazmasanız da Kuva-yı Milliye gerçeğini bu halk, bu millet görüyor ve akın akın bu kadrodaki yerini alıyor. Siz isteseniz de, istemeseniz de bu kadro Türkiye'yi bir Kâinat Devleti yapacak. Bu devlet bizim, bu asker bizim, bu bayrak bizim kısaca bu vatan bizim diyen bu kadro bu milleti layık olduğundan da yukarı çıkarmaktadır. Bunun için gece gündüz çalışmayı taahhüt ediyor. Boş boş yatmakla bu işler olmaz diyor.
Şimdi bu gerçeği görmek istemeyenlere sesleniyorum: Ya bu kadroya katılın, ya engel olmamak için kenara çıkın eğer karşı duruyorsanız tekrar ediyorum engel olmak gibi bir niyetiniz varsa bile önümüze çıkmayın ezilirsiniz. Siz yine görmeyin, yazmayın, duymayın, oturun kenarda. Bu kadro siz olmadan da bu işi başaracak güçtedir. Yani gölge etmeyin başka ihsan istemez. Herkeste göz var, herkes bakar ama herkes göremez. Bunlar burnunun ucunu göremiyorlar ki bu gerçeği nasıl görecekler. Ne mutlu Kuva-yı Milliyecilere.
* Emin ÜSTÜN
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.