Kapitalizmin Vahşi Doğası Nereden Geliyor?
ÇİNLİLER VE HİNDİSTANLILAR AMERİKALILAR KADAR TÜKETİRSE
Bunun için çevreciler "Sürdürülebilir Kalkınma Modeli" öngörmektedirler. (1) Neo-liberal teoriye dayalı kapitalist kalkınma modeli ve Batı tipi tüketim tarzı (Batılı yaşam biçimi de diyebiliriz) ise doğası gereği vahşî ve emperyalist olmak zorundadır. Çünkü gezegenimizin kaynakları tüm dünya insanlarının böyle bir yaşama, tüketme ve kalkınma modeli karşısında yetersizdir. (2)
Örneğin Çin ve Hindistan dahil üçüncü dünya ülkelerindeki kişi başına tüketim miktarı Amerikalılarınkine ulaşması durumunda gezegenemizin kaynaklarının ancak bir hafta kadar yeteceği sanılıyor. Öyleyse sınırsız talebi karşılamak için kıt kaynaklar üzerinde ölümüne bir savaş verilecektir. Aynen kaplan ve yavrusunun yaşaması için ceylanın ya da yavrusunun ölmesi gerektiği gibi. İşte bu nedenle kapitalizm insancıl bir ekonomi sistemi değildir, orman kanunlarına dayandığı için vahşi bir ekonomik sistemdir.
Esasen ekonomi teorisinin daha başlangıcında vurgulanan talebin sonsuzluğuna ve kaynakların kıtlığına dair varsayımlar bunun bilimsel bir kılıfından başka birşey değildir.
İlginçtir kapitalizm, yalnızca sömürge halklarına karşı değil doğaya karşı da vahşidir. Bu nedenle kapitalizmi küresel çapta yol açtığı doğal çevre katliamı artık gezegenimizi cehenneme dönüştürmek üzeredir.
Bunun için ozon tabakasının yırtılmasını, global ısınma sonucu kutuplardaki buzulların eriyip deniz seviyesini yükseltmeye başlamış olmasını hatırlamalıyız. Ozon tabakasının yırtılması kanserin kitleselleşmesine, kutuplardaki karalar üzerideki buzulların erimemesi ise deniz seviyesini 85 metre kadar yükseltip pek çok adayı ve kıyılardaki şehirleri denizlerin yutması demektir.
İNGİLİZLER 40 BİN HİNTLİ KUMAŞ İMALAT USTASININ KOLLARINI NİÇİN KESTİ?
İşte bu nedenle sanayileşme devrimi sürecinde endüstrileşen ülkeler hemen sömürgecilik faaliyetlerine başladıkları gibi sömürgelerindeki üretim faaliyetlerini engellemişler, onları "sanayisizleştirme" ve "geri bıraktırma" konusunda (3) tarihte eşi görülmemiş bir terör tarzına başvurmaktan geri kalmamışlardır. Prof Dr Haydar Baş'ın kaleminden izleyelim: "İngilizler, Sömürge Bakanlığı ve ona bağlı olarak çalışan Misyoner Cemiyeti vasıtasıyla Hindistan, Afganistan, Pakistan gibi Asya ülkeleri üzerinde geniş çaplı bir misyonerlik ve sömürge faaliyeti yürütmüşlerdir. Hindistan 18 yy'a kadar Avrupa'nın bütün dokuma kumaş, baharat ve daha bir çok tüketim malı ihtiyacını karşılayan zengin bir ülkeydi. Oysa sanayi devriminden hemen sonra İngiliz kumaşları, demir, kağıt, cam ve daha bir çok sanayi ürünü İngiliz pazarlarını sarmış, fiyat ve kalite yönünden rekabete giremeyen yerli sanayiyi tamamen yok etmişti. Zira İngilizler Hindistan'da kendi tekstil mallarını pazarda Hint kumaşlarına karşı rakipsiz kılabilmek için 40 bin Hintli kumaş imalat ustasının kollarını kesmişlerdi." (4)
Böylece 18. yüzyılda tekstilde lider ülke olan Hindistan 19. yüzyılın başlarında tekstil ihtiyacının yüzde yetmişini ithal eden ve karşılığında pamuk ihraç eden bir çevre ekonomisine dönüşmüştür. (5)
"Gandhi" filminde İngilizlerin emperyalizmini Hintlilerin pasif direnişlerini izlemeyen klmamıştır herhalde.
VAHŞİ KAPİTALİZMİN İLK KURBANLARI: ZENCİLER VE KIZILDERİLİLER
Kapitalizmde amaç sadece hep daha çok kâr ve hep daha çok sermaye birikimidir. Amaç uğuruna her türlü aracın meşru olması da kapitalizmin raconudur. Bunun için kapitalizm hem insanları hem de doğayı köleleştirmeyi yeğlemiştir.
Amerika siyah derili insanları köleleştirmek uğruna 18 ve 19. yüzyıllarda Afrika'yı kan gölüne çevrimişti. 50 milyon insan köleleştirmeye karşı direndiği için Afrika topraklarında katledildi. Gemilere balık gibi istiflenen 50 milyon civarındaki Afrikalı'nın yarısı da yolda açlık susuzluk ve işkence yüzünden can verdi. Geri kalan 25 milyon siyah derili insan güya uygar insanlarca köle olarak kullanıldı. Vahşi kapitalizm bunu gerektiriyordu, çünkü Amerika toprakları olağanüstü zengindi ancak buna karşılık işgücü yeterli değildi. İşgücüne ihtiyaç vardı ama işgücüne ücret vermek kâr marjının düşürüyordu.
Tarih boyunca bundan daha büyük bir insan kıyımı bundan daha büyük köleleştirme örneği var mı?
Tarihin ikinci büyük soykırımı da yine Amerikalılarca uygulanmıştır. Ve sonuç Roger Garaudy'nin verdiği bilgiye göre 20 ila 70 milyon arasında tahmin edilen Kızılderili köleleştirilemediği ve kapitalizme karşı direndiği için katledilmiştir.
Bugün durum bundan çok mu farklı sanki? Aslında ABD eksenli küreselleşmenin insanlığa dayattığı ya mazlum siyah derililer gibi köle olmak ya da masum Kızılderililer gibi yok olmaktır.
BUSH'UN ÖZEL KOLLEKSİYONUNDA KIZILDERİLİ KAFATASI NE ARIYOR?
Amerikalıların ırkçı olmadığı sanılır. Öyle ya yetmişikibuçuk milletten insanı barındırdığına göre ırkçı olmaması gerekir Amerikalıların. Üstelik Irkçı Alman Nazilerine karşı baş düşmanı SSCB ile işbirliği yaparak savaşmamış mıydı? Bunun da ötesinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile ırçılık başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa karşı insanlığı bayraklaştırmamış mıydı?
Halbuki Amerika, üniversiteleriyle olsun başkanlarıyla olsun "kafatasçı" özelliklerini sürdürmektedir. Örneğin Amerikan eski Başkanı George Bush, Kızılderili soykırımına karşı direnen Apaçi Lideri Geranimo'nun kafatasını özel kolleksiyonunda saklamaktadır: "George
Bush Amerikan başkanı olduğu zaman Yerli Amerikalılar büyük gösteriler ve mitingler yapmışlardı. Bush'un kafatası koleksiyonunda sakladığı ve babasının kendisine 21. yaş günü hediyesi olarak vermiş olduğu Apaçi Lideri Geranimo'nun kafatasının geri verilmesini istemişlerdi. George Bush'un Geranimo'nun kafatasını sahiplenmesi gibi, Amerikanın başkentinde Smithsonian Müzesine bağlı Tabiat Tarihi Müzesinin bodrum katındaki arşivinde 65 000 Yerli Kızılderili kafatasını raflarda saklayarak, "Hükümet malıdır" diyerek geri vermekten imtina ediyor."(6)
Dipnotlar:
1) Lester R. Brown, Christopher Flavun, Sandra Postel, Gezegenimizi Kurtarmak, Küresel Ekonominin Çevresel Olarark Sürdürülebilirliği, çev., Sinem Gül, Ankara- 1998, Tübitak ve Tema Vakfı yay.; Dünyanın Durumu 1996, Sürdürülebilir Bir Toplum Yolundaki Gelişmeler Hakkında Bir Worldwatch Enstitüsü Raporu, çev., Sinem Gül, Ankara- 1997, Tübitak ve Tema Vakfı yay.
2) Batı tipi tüketim için bkz., Jean Baudrillard, çev., H. Deliceçaylı-F. Keskin, İst.-1997, Ayrıntı yay
3) Erinç Yeldan, Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi, İst.-2001, İletişim yay., s. 16
4) Prof Dr Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüz, s. 27
5) Yeldan, s. 17
6) Bkz., www.bayzan.com "Kızılderililer Türk mü?" Ayrıca Dr. Ahmet Ali ARSLAN, "Atsina Kabilesi" 16.04.2001 tarihli Yeni Avrasya Dergisi, http://www.yeniavrasya.com
ÇİNLİLER VE HİNDİSTANLILAR AMERİKALILAR KADAR TÜKETİRSE
Bunun için çevreciler "Sürdürülebilir Kalkınma Modeli" öngörmektedirler. (1) Neo-liberal teoriye dayalı kapitalist kalkınma modeli ve Batı tipi tüketim tarzı (Batılı yaşam biçimi de diyebiliriz) ise doğası gereği vahşî ve emperyalist olmak zorundadır. Çünkü gezegenimizin kaynakları tüm dünya insanlarının böyle bir yaşama, tüketme ve kalkınma modeli karşısında yetersizdir. (2)
Örneğin Çin ve Hindistan dahil üçüncü dünya ülkelerindeki kişi başına tüketim miktarı Amerikalılarınkine ulaşması durumunda gezegenemizin kaynaklarının ancak bir hafta kadar yeteceği sanılıyor. Öyleyse sınırsız talebi karşılamak için kıt kaynaklar üzerinde ölümüne bir savaş verilecektir. Aynen kaplan ve yavrusunun yaşaması için ceylanın ya da yavrusunun ölmesi gerektiği gibi. İşte bu nedenle kapitalizm insancıl bir ekonomi sistemi değildir, orman kanunlarına dayandığı için vahşi bir ekonomik sistemdir.
Esasen ekonomi teorisinin daha başlangıcında vurgulanan talebin sonsuzluğuna ve kaynakların kıtlığına dair varsayımlar bunun bilimsel bir kılıfından başka birşey değildir.
İlginçtir kapitalizm, yalnızca sömürge halklarına karşı değil doğaya karşı da vahşidir. Bu nedenle kapitalizmi küresel çapta yol açtığı doğal çevre katliamı artık gezegenimizi cehenneme dönüştürmek üzeredir.
Bunun için ozon tabakasının yırtılmasını, global ısınma sonucu kutuplardaki buzulların eriyip deniz seviyesini yükseltmeye başlamış olmasını hatırlamalıyız. Ozon tabakasının yırtılması kanserin kitleselleşmesine, kutuplardaki karalar üzerideki buzulların erimemesi ise deniz seviyesini 85 metre kadar yükseltip pek çok adayı ve kıyılardaki şehirleri denizlerin yutması demektir.
İNGİLİZLER 40 BİN HİNTLİ KUMAŞ İMALAT USTASININ KOLLARINI NİÇİN KESTİ?
İşte bu nedenle sanayileşme devrimi sürecinde endüstrileşen ülkeler hemen sömürgecilik faaliyetlerine başladıkları gibi sömürgelerindeki üretim faaliyetlerini engellemişler, onları "sanayisizleştirme" ve "geri bıraktırma" konusunda (3) tarihte eşi görülmemiş bir terör tarzına başvurmaktan geri kalmamışlardır. Prof Dr Haydar Baş'ın kaleminden izleyelim: "İngilizler, Sömürge Bakanlığı ve ona bağlı olarak çalışan Misyoner Cemiyeti vasıtasıyla Hindistan, Afganistan, Pakistan gibi Asya ülkeleri üzerinde geniş çaplı bir misyonerlik ve sömürge faaliyeti yürütmüşlerdir. Hindistan 18 yy'a kadar Avrupa'nın bütün dokuma kumaş, baharat ve daha bir çok tüketim malı ihtiyacını karşılayan zengin bir ülkeydi. Oysa sanayi devriminden hemen sonra İngiliz kumaşları, demir, kağıt, cam ve daha bir çok sanayi ürünü İngiliz pazarlarını sarmış, fiyat ve kalite yönünden rekabete giremeyen yerli sanayiyi tamamen yok etmişti. Zira İngilizler Hindistan'da kendi tekstil mallarını pazarda Hint kumaşlarına karşı rakipsiz kılabilmek için 40 bin Hintli kumaş imalat ustasının kollarını kesmişlerdi." (4)
Böylece 18. yüzyılda tekstilde lider ülke olan Hindistan 19. yüzyılın başlarında tekstil ihtiyacının yüzde yetmişini ithal eden ve karşılığında pamuk ihraç eden bir çevre ekonomisine dönüşmüştür. (5)
"Gandhi" filminde İngilizlerin emperyalizmini Hintlilerin pasif direnişlerini izlemeyen klmamıştır herhalde.
VAHŞİ KAPİTALİZMİN İLK KURBANLARI: ZENCİLER VE KIZILDERİLİLER
Kapitalizmde amaç sadece hep daha çok kâr ve hep daha çok sermaye birikimidir. Amaç uğuruna her türlü aracın meşru olması da kapitalizmin raconudur. Bunun için kapitalizm hem insanları hem de doğayı köleleştirmeyi yeğlemiştir.
Amerika siyah derili insanları köleleştirmek uğruna 18 ve 19. yüzyıllarda Afrika'yı kan gölüne çevrimişti. 50 milyon insan köleleştirmeye karşı direndiği için Afrika topraklarında katledildi. Gemilere balık gibi istiflenen 50 milyon civarındaki Afrikalı'nın yarısı da yolda açlık susuzluk ve işkence yüzünden can verdi. Geri kalan 25 milyon siyah derili insan güya uygar insanlarca köle olarak kullanıldı. Vahşi kapitalizm bunu gerektiriyordu, çünkü Amerika toprakları olağanüstü zengindi ancak buna karşılık işgücü yeterli değildi. İşgücüne ihtiyaç vardı ama işgücüne ücret vermek kâr marjının düşürüyordu.
Tarih boyunca bundan daha büyük bir insan kıyımı bundan daha büyük köleleştirme örneği var mı?
Tarihin ikinci büyük soykırımı da yine Amerikalılarca uygulanmıştır. Ve sonuç Roger Garaudy'nin verdiği bilgiye göre 20 ila 70 milyon arasında tahmin edilen Kızılderili köleleştirilemediği ve kapitalizme karşı direndiği için katledilmiştir.
Bugün durum bundan çok mu farklı sanki? Aslında ABD eksenli küreselleşmenin insanlığa dayattığı ya mazlum siyah derililer gibi köle olmak ya da masum Kızılderililer gibi yok olmaktır.
BUSH'UN ÖZEL KOLLEKSİYONUNDA KIZILDERİLİ KAFATASI NE ARIYOR?
Amerikalıların ırkçı olmadığı sanılır. Öyle ya yetmişikibuçuk milletten insanı barındırdığına göre ırkçı olmaması gerekir Amerikalıların. Üstelik Irkçı Alman Nazilerine karşı baş düşmanı SSCB ile işbirliği yaparak savaşmamış mıydı? Bunun da ötesinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile ırçılık başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa karşı insanlığı bayraklaştırmamış mıydı?
Halbuki Amerika, üniversiteleriyle olsun başkanlarıyla olsun "kafatasçı" özelliklerini sürdürmektedir. Örneğin Amerikan eski Başkanı George Bush, Kızılderili soykırımına karşı direnen Apaçi Lideri Geranimo'nun kafatasını özel kolleksiyonunda saklamaktadır: "George
Bush Amerikan başkanı olduğu zaman Yerli Amerikalılar büyük gösteriler ve mitingler yapmışlardı. Bush'un kafatası koleksiyonunda sakladığı ve babasının kendisine 21. yaş günü hediyesi olarak vermiş olduğu Apaçi Lideri Geranimo'nun kafatasının geri verilmesini istemişlerdi. George Bush'un Geranimo'nun kafatasını sahiplenmesi gibi, Amerikanın başkentinde Smithsonian Müzesine bağlı Tabiat Tarihi Müzesinin bodrum katındaki arşivinde 65 000 Yerli Kızılderili kafatasını raflarda saklayarak, "Hükümet malıdır" diyerek geri vermekten imtina ediyor."(6)
Dipnotlar:
1) Lester R. Brown, Christopher Flavun, Sandra Postel, Gezegenimizi Kurtarmak, Küresel Ekonominin Çevresel Olarark Sürdürülebilirliği, çev., Sinem Gül, Ankara- 1998, Tübitak ve Tema Vakfı yay.; Dünyanın Durumu 1996, Sürdürülebilir Bir Toplum Yolundaki Gelişmeler Hakkında Bir Worldwatch Enstitüsü Raporu, çev., Sinem Gül, Ankara- 1997, Tübitak ve Tema Vakfı yay.
2) Batı tipi tüketim için bkz., Jean Baudrillard, çev., H. Deliceçaylı-F. Keskin, İst.-1997, Ayrıntı yay
3) Erinç Yeldan, Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi, İst.-2001, İletişim yay., s. 16
4) Prof Dr Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüz, s. 27
5) Yeldan, s. 17
6) Bkz., www.bayzan.com "Kızılderililer Türk mü?" Ayrıca Dr. Ahmet Ali ARSLAN, "Atsina Kabilesi" 16.04.2001 tarihli Yeni Avrasya Dergisi, http://www.yeniavrasya.com
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.