Modern Psikoloji Tarihi
Psikoloji tarihini konu alan kitaplar bizde yok denecek kadar azdır. Kaknüs Yayınları arasında çıkan 'Schultz'ların "Modern Psikoloji Tarihi" bu bakımdan önemli. Bu bir. İkincisi Schultz'lar psikoloji tarihini ele alırken az çok postmodern bir tavırla psikolojinin ölçülerinin kişisel tarihlerine de giriyor ve oldukça mahrem sayılabilecek bilgiler de sunuyor. Bu sayede yazarlar psikolojinin anlı şanlı yaklaşımlarının kişisel yaşantılarla ilişkilerini gözler önüne seriyor, bu iki.
Tanzimatla başlayan Cumhuriyetle devam eden modern bilim öğrenimimiz ne yazık ki pozitivist karakter taşır. Bunun birçok sebebi vardır. Birincisi modern bilimle Fransızlar aracılığı ile tanışmamızdır. Pozitivizm August Comte sayesinde Fransa'da doğmuştur. İkincisi Hitler'in Almanya ve Avusturya'dan kovduğu Yahudi akademisyenlerin bir çoğu Türk üniversitelerinde görev almıştır. Bunların çoğunluğu mantıkçı pozitivizmin yılmaz savunucuları idi. Marksizm de pozitivizmin en büyük destekçisi olmuştur Türkiye'de. Böylece Türkiye'de akademik gelenek, sağcısıyla solcusuyla pozitivist geleneği izlemiştir.
Pozitivizm ise bilimi, evrensel, nesnel ve genel-geçer kabul eder. Başka deyişle pozitivistler için bilim bir tabudur. Anthony Standen'in deyişiyle bunlar için "Bilim kutsal bir inek"tir.
Pekâla bütün bunların "Modern Psikoloji Tarihi" ile ne ilgisi var diyeceksiniz? Keşke hiç ilgisi olmasaydı!
Türk kültür tarihi, Yunus gibi, Nasreddin Hoca gibi insan psikolojisinin en gizemli boyutlarına kadar gözler önüne seren kaşiflere sahip olmasına rağmen, pozitivist psikologlarımız at gözlükleri taktıkları için Freud'dan Watson'dan başkasını görememişlerdir. Güya Freud, Watson gibi Batılı psikologlar objektifmiş de, Mevlânâ, Hacı Bektaş subjektifmiş.
Schultz'ların "Modern Psikoloji Tarihi"ni okuyunca psikolojik yaklaşımların ve kuramların safdil psikologların sandığı ve dayattığı gibi hiç de objektif olmadığını hem kişisel hem de çevresel koşullarca belirlendiğini öğreniyoruz.
"Çağdaş Psikoterapi Ekolleri Açısından Tasavvufî Bilinç Yapılanmasının Değerlendirmesi" başlıklı yüksek lisans tezimizde psikologların kişisel deneyimleri ile psikolojik tedavi sistemleri arasındaki bağı ortaya koymuştuk da pozitivist geleneğin etkisinde olan hocalarımız bunu zoraki kabul etmişlerdi. Pozitivist dinozorlarımız hep Batı'ya bakmaktan boyunları tutulmuş görünüyor, içlerinden isteseler de Doğu'ya bakmak için boyunlarını zorlamaları gerekiyor. Bizim pozitivist psikologlarımız Doğu'ya kâr kalırken Batılı yeni kuşak psikologlar Doğu'nun geleneksel psikolojileri karşısında örneğin Tasavvuf karşısında gözleri kamaşmakta ve adetâ gözleri büyülenmektedir. Anna Masala haklı değil mi, "Siz hazine üzerinde oturan dilenciler gibisiniz" diyordu İtalyan hanım profesör.
Ali Rıza Bayzan
Psikoloji tarihini konu alan kitaplar bizde yok denecek kadar azdır. Kaknüs Yayınları arasında çıkan 'Schultz'ların "Modern Psikoloji Tarihi" bu bakımdan önemli. Bu bir. İkincisi Schultz'lar psikoloji tarihini ele alırken az çok postmodern bir tavırla psikolojinin ölçülerinin kişisel tarihlerine de giriyor ve oldukça mahrem sayılabilecek bilgiler de sunuyor. Bu sayede yazarlar psikolojinin anlı şanlı yaklaşımlarının kişisel yaşantılarla ilişkilerini gözler önüne seriyor, bu iki.
Tanzimatla başlayan Cumhuriyetle devam eden modern bilim öğrenimimiz ne yazık ki pozitivist karakter taşır. Bunun birçok sebebi vardır. Birincisi modern bilimle Fransızlar aracılığı ile tanışmamızdır. Pozitivizm August Comte sayesinde Fransa'da doğmuştur. İkincisi Hitler'in Almanya ve Avusturya'dan kovduğu Yahudi akademisyenlerin bir çoğu Türk üniversitelerinde görev almıştır. Bunların çoğunluğu mantıkçı pozitivizmin yılmaz savunucuları idi. Marksizm de pozitivizmin en büyük destekçisi olmuştur Türkiye'de. Böylece Türkiye'de akademik gelenek, sağcısıyla solcusuyla pozitivist geleneği izlemiştir.
Pozitivizm ise bilimi, evrensel, nesnel ve genel-geçer kabul eder. Başka deyişle pozitivistler için bilim bir tabudur. Anthony Standen'in deyişiyle bunlar için "Bilim kutsal bir inek"tir.
Pekâla bütün bunların "Modern Psikoloji Tarihi" ile ne ilgisi var diyeceksiniz? Keşke hiç ilgisi olmasaydı!
Türk kültür tarihi, Yunus gibi, Nasreddin Hoca gibi insan psikolojisinin en gizemli boyutlarına kadar gözler önüne seren kaşiflere sahip olmasına rağmen, pozitivist psikologlarımız at gözlükleri taktıkları için Freud'dan Watson'dan başkasını görememişlerdir. Güya Freud, Watson gibi Batılı psikologlar objektifmiş de, Mevlânâ, Hacı Bektaş subjektifmiş.
Schultz'ların "Modern Psikoloji Tarihi"ni okuyunca psikolojik yaklaşımların ve kuramların safdil psikologların sandığı ve dayattığı gibi hiç de objektif olmadığını hem kişisel hem de çevresel koşullarca belirlendiğini öğreniyoruz.
"Çağdaş Psikoterapi Ekolleri Açısından Tasavvufî Bilinç Yapılanmasının Değerlendirmesi" başlıklı yüksek lisans tezimizde psikologların kişisel deneyimleri ile psikolojik tedavi sistemleri arasındaki bağı ortaya koymuştuk da pozitivist geleneğin etkisinde olan hocalarımız bunu zoraki kabul etmişlerdi. Pozitivist dinozorlarımız hep Batı'ya bakmaktan boyunları tutulmuş görünüyor, içlerinden isteseler de Doğu'ya bakmak için boyunlarını zorlamaları gerekiyor. Bizim pozitivist psikologlarımız Doğu'ya kâr kalırken Batılı yeni kuşak psikologlar Doğu'nun geleneksel psikolojileri karşısında örneğin Tasavvuf karşısında gözleri kamaşmakta ve adetâ gözleri büyülenmektedir. Anna Masala haklı değil mi, "Siz hazine üzerinde oturan dilenciler gibisiniz" diyordu İtalyan hanım profesör.
Ali Rıza Bayzan
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.