Peygamberimiz zamanından bu tarafa her devirde, Ehl-i Kitap kendilerinin İbrahimi dinler müntesibi olduğunu iddia etmişlerdir. Bugün de dediğimiz zümre, teslis dediğimiz şirk batağı içindeyken, insanımızın imanını çalmaya çalışan ve itikadını Vatikan limanına demirlenmiş insanlar vardır. Buna karşılık ben de, bir büyüğümüzün bir sohbet esnasında "Sevelim, sevelim, sevelim diyorsunuz, öyle ise gelsenize Hz. Muhammed'in (s.a.v.) denizine" diye hem kızdığına, hem de o ulvi Peygamberin aşkıyla, muhabbetle gözlerinin dolduğuna şahit olmuştum. Hakikaten de Kur'an'da ''Allah'ın velilerine korku yoktur, onlar üzülecek de değildirler'' ayet-i kerimesi sebebiyle insan sevinç içinde Rabbiyle başbaşa olduğunu anlar. Diğer taraftan, bizde tevhid inancı varken, dış görünümleri çok zengin görünen Hıristiyan ve Yahudi müntesipleri bâtıl inançlarında ısrar etmektedirler. Bu ısrarın onlara büyük pişmanlık vereceği mutlaktır.
Biz diyoruz ki "tüm ruhlar bezmi elest'te Rablerini gördüler ve aşık oldular.'' Bu asırda insanların büyük bir bölümünün bir kamil terbiyeci ile yol arkadaşlığı yapmaması sonucu, her türlü yabani rüzgara adeta bir mum gibi maruz kalmaktadırlar.
İslamiyet Kur'an-ı Kerim'in gelişinden günümüze kadar üç bölümde toplanmıştır. Bu bölümler itikat, amel ve ihsandır.
İtikadda iki mezhebin oluştuğunu görüyoruz, bunlar Eş'ari ve Maturidi'dir.
Amel bölümünde, Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki mezhepleri oluşmuştur.
İhsan bölümünde ise amaç: Sen, Allah'ı görmüyorsan da, O seni görüyor gerçeği ile yaşamak ve ibadet etmektir. Bu durumda Allah'a ölmeden evvel varmak isteyen mümin, Hz. Peygamberimizle mânen bütünleşmelidir. Ehl-i Kitap ise Hz. Muhammedi kabul etmez. Bu durumda "Hıristiyanlarla itikadi birliğimiz var'' diyenler İslam dininin temelini dinamitlemek istemektedirler. 1965 Papalık Konseyi'nin aldığı karar sonucu dinlerarası diyalog oyunu Türkiye üzerinde oynanmaktadır. Avrupa Birliği hülyası, globalleşme rüyası, stratejik ortaklık kandırmacası ile Türk milleti bir parçalanma uçurumuna getirilmiştir.
Bunun sonucu iki yıldır, memleketimizin yedide biri yabancılara satılmıştır. Yine yedide biri yabancı maden şirketlerine satılmıştır. Ayrıca ülkemizde binlerce kilise evi açılmıştır.
Bugün halkımız ve devletimiz, hiç hak etmediği yoksulluk muamelesi görmektedir. Halbuki dün bir gün gemileri karadan yürüten Türk milletinin evlatları, bugün de aynı şeyi yapma kudretine sahiptir. Yeter ki dinimiz İslam'a sahip çıkalım. Yeter ki geleceğimizin teminatı gençlerimizi misyonerlerin ağına kaptırmayalım.
Biz diyoruz ki "tüm ruhlar bezmi elest'te Rablerini gördüler ve aşık oldular.'' Bu asırda insanların büyük bir bölümünün bir kamil terbiyeci ile yol arkadaşlığı yapmaması sonucu, her türlü yabani rüzgara adeta bir mum gibi maruz kalmaktadırlar.
İslamiyet Kur'an-ı Kerim'in gelişinden günümüze kadar üç bölümde toplanmıştır. Bu bölümler itikat, amel ve ihsandır.
İtikadda iki mezhebin oluştuğunu görüyoruz, bunlar Eş'ari ve Maturidi'dir.
Amel bölümünde, Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki mezhepleri oluşmuştur.
İhsan bölümünde ise amaç: Sen, Allah'ı görmüyorsan da, O seni görüyor gerçeği ile yaşamak ve ibadet etmektir. Bu durumda Allah'a ölmeden evvel varmak isteyen mümin, Hz. Peygamberimizle mânen bütünleşmelidir. Ehl-i Kitap ise Hz. Muhammedi kabul etmez. Bu durumda "Hıristiyanlarla itikadi birliğimiz var'' diyenler İslam dininin temelini dinamitlemek istemektedirler. 1965 Papalık Konseyi'nin aldığı karar sonucu dinlerarası diyalog oyunu Türkiye üzerinde oynanmaktadır. Avrupa Birliği hülyası, globalleşme rüyası, stratejik ortaklık kandırmacası ile Türk milleti bir parçalanma uçurumuna getirilmiştir.
Bunun sonucu iki yıldır, memleketimizin yedide biri yabancılara satılmıştır. Yine yedide biri yabancı maden şirketlerine satılmıştır. Ayrıca ülkemizde binlerce kilise evi açılmıştır.
Bugün halkımız ve devletimiz, hiç hak etmediği yoksulluk muamelesi görmektedir. Halbuki dün bir gün gemileri karadan yürüten Türk milletinin evlatları, bugün de aynı şeyi yapma kudretine sahiptir. Yeter ki dinimiz İslam'a sahip çıkalım. Yeter ki geleceğimizin teminatı gençlerimizi misyonerlerin ağına kaptırmayalım.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.