İstanbul eskiden “taşı toprağı altın” diye tarif edilirdi. Şimdi ise bağımlılık yapan (alkol, sigara, uyuşturucu madde vs.) konumunda. İnsan, İstanbul’a bir alıştı mı, yaşam şartları ne kadar zor, yöneticileri ne kadar beceriksiz olursa olsun ne bırakabiliyor, ne terk edebiliyor. İstanbul bağımlı maddeler gibi insanı esir ediyor.
İstanbul 1994’ten beri aynı zihniyetin yönetimi altında. Elektronik ortamlarda neler yapıldığı şaşaalı gösterilerle anlatılıyor. Ama hayatın içine giriyorsun 90 neyse, 95 neyse 2000 neyse 2012’de o. Ha, hiçbir şey yapılmadı mı? Muhakkak ki yapıldı. Ama ısrar ediyorum insana yatırım yapılmadı. Yatırımlar ya zengin çevrelere ya da sosyal ve ekonomik getirisi olan yerlere yapıldı. İnsan değil gelecek hedef alındı. Haliyle İstanbul suç ortalamalarıyla, trafiğiyle, sağlık ve eğitimdeki yetersizlikleriyle, suç şebekeleri, fuhuş baskınları vs. ile geçmişte ne ise bugün de o hatta daha berbat konumda.
İstanbul’da yüz binlerce konut yapıldı. Vatandaş alamadı. Alanlar geleceklerini bankalara sattı. Kendi evlerinde değil bankaların evlerinde oturuyor oldular. Diğer taraftan ise bu konutları ya parası olan ya da yabancılar aldı. Benim emekçilerim hala çürük apartmanlarda veya gece kondular da yaşıyor.
İstanbul’da binlerce hastane yapıldı. Doğru. Ama paran varsa tedavi olursun. Yoksa devlet hastanesinden üç, beş ay sonraya gün alırsın. AVM’ler açıldı. Aldığı maaşın birkaç katı fiyatındaki elbise, ayakkabı, mont vs. şeyleri benim vatandaşım vitrinlerden bedava izleyerek tatmin oldu.
İstanbul’da ulaşım ise çilenin ötesinde zulme dönüştü. Allah aşkına, dünyanın hangi ülkesinde bir üst geçitte insanlar mahsur kalır? İstanbul’da kaldı. Şirinevler’deki üst geçitte insanlar sıkışıklık yüzünden 2 saatten fazla mahsur kaldı, ezilme tehlikesi yaşadılar.
İstanbul’da yaşayan bir vatandaş olarak taa başbakanlığa kadar dolmuşlarda yaşananlardan, dolmuş şoförlerinin (görevini layıkıyla yapanlar hariç) sosyal ve trafik magandalıklarından şikayetçi olduğumu yazdım.
Cevap; 2012’den sonra şoförlerin eğitimi için kurslar düzenleyecekleri, şeklinde oldu. Buraya gelmişken, toplu taşıma araçlarını kullanan birisi olarak derdim büyük. Dolmuşa biniyorsun! Şoförün bir elinde sigara diğer elinde telefon. Ensesinde, kollarında vs. dövmeler. Üst baş acayip kılık. Bu haliyle emir kipinde “arkaya sıkışın, ücretleri gönderin” söylemlerini vatandaş emir olarak algılıyor. Çıt çıkaran yok. Ben hariç. Kardeşim! Niye kendin paranla fırça yiyorsun, diye soruyorum. Yine çıt yok.
Geçenlerde ilginç bir olaya karıştım. Neidüğü belirsiz bir kişiye dolmuşta müdahale ettim. Ortalık karıştı. O kişi kaçıp, gitti. Şoförle tartışmamız uzadı. Ve ne oldu biliyor musunuz? 35-40 yaşlarında bir bayan aynen şöyle dedi; Beyefendi! Lütfen sakin olalım. Bizde bu araçları kullanıyoruz ve her gün bize de sürttürüyorlar.” Ne diyebilirsin ki!
Metrobüslerin hali ortada. Her gün yollarda kalıyorlar. Binlerce insan yollara dökülüyor. Herhalde iktidarın “durmak yok yola devam” emrini yerine getiriyorlar. Belediye başkanı bu durumu açıklarken adeta sınıfta kaldığını da beyan ediyordu; (Efendim) Bu araçların sık sık arıza yapmaları, kapasite üstü yolcu taşımalarındanmış” Niye 18 yıldır İstanbul’un kapasitesini kaldıracak projeler geliştirip, hayata koymadınız?
Haliç’i kurtardık, diye şaşaalı törenler yapıldı. İyi, güzel ama Marmara Denizini öldürmüşsünüz. Haberiniz yok mu?
Nihayet “kentsel dönüşüm” başladı. Depreme karşı dayanıklı konutlar inşa edilecek. İstanbul çürük yapılardan arındırılacak. Bu güzel. Ama nerden başladı bu dönüşüm? Getirisi bol olan bölgelerden. Gidin, bakın! İstanbul’un arka sokaklarına, varoşlarına, kenar semtlerine. Hala tek katlı, bacası saclı binlerce bina var. Kaçak ve çürük olarak yapılmış, dışarıdan bile “burada insan oturmaz” diyebileceğimiz on binlerce bina var. Ama dediğim gibi “kentsel dönüşüm” rantsal alanlardan başlatıldı.
Özellikle mesai başlama ve bitiş saatlerinde tren, tramvay, metro, metrobüs ve otobüslere binmek yüreğin ötesinde bilek işi oldu. Önündeki insanları içeri tıkabilmek için güçlü olman lazım. Yoksa işe geç kalırsın…
Toplum, tepkisini ve yaptırım gücünü göstermediği için bugün toplu taşıma araçları, parklar, bahçeler, köşe başları ahlaksızlık bostanına dönmüş vaziyette.
Hülasa sorun çok ama bizden başka şikayet ve çözüm üreten yok. Yani alan da, satan da memnun. Yakında seçim var. Sitelerin, apartmanların kapıcıları bir anda baş tacı olurlar. Ellerinde kolilerle kapı kapı dolaşırlar. Vatandaş nimet geldi, derken yaşayacakları zilletten habersizdirler. Ama bu kaderi kendileri istedi… Yılların bana öğrettiği bu…
İstanbul 1994’ten beri aynı zihniyetin yönetimi altında. Elektronik ortamlarda neler yapıldığı şaşaalı gösterilerle anlatılıyor. Ama hayatın içine giriyorsun 90 neyse, 95 neyse 2000 neyse 2012’de o. Ha, hiçbir şey yapılmadı mı? Muhakkak ki yapıldı. Ama ısrar ediyorum insana yatırım yapılmadı. Yatırımlar ya zengin çevrelere ya da sosyal ve ekonomik getirisi olan yerlere yapıldı. İnsan değil gelecek hedef alındı. Haliyle İstanbul suç ortalamalarıyla, trafiğiyle, sağlık ve eğitimdeki yetersizlikleriyle, suç şebekeleri, fuhuş baskınları vs. ile geçmişte ne ise bugün de o hatta daha berbat konumda.
İstanbul’da yüz binlerce konut yapıldı. Vatandaş alamadı. Alanlar geleceklerini bankalara sattı. Kendi evlerinde değil bankaların evlerinde oturuyor oldular. Diğer taraftan ise bu konutları ya parası olan ya da yabancılar aldı. Benim emekçilerim hala çürük apartmanlarda veya gece kondular da yaşıyor.
İstanbul’da binlerce hastane yapıldı. Doğru. Ama paran varsa tedavi olursun. Yoksa devlet hastanesinden üç, beş ay sonraya gün alırsın. AVM’ler açıldı. Aldığı maaşın birkaç katı fiyatındaki elbise, ayakkabı, mont vs. şeyleri benim vatandaşım vitrinlerden bedava izleyerek tatmin oldu.
İstanbul’da ulaşım ise çilenin ötesinde zulme dönüştü. Allah aşkına, dünyanın hangi ülkesinde bir üst geçitte insanlar mahsur kalır? İstanbul’da kaldı. Şirinevler’deki üst geçitte insanlar sıkışıklık yüzünden 2 saatten fazla mahsur kaldı, ezilme tehlikesi yaşadılar.
İstanbul’da yaşayan bir vatandaş olarak taa başbakanlığa kadar dolmuşlarda yaşananlardan, dolmuş şoförlerinin (görevini layıkıyla yapanlar hariç) sosyal ve trafik magandalıklarından şikayetçi olduğumu yazdım.
Cevap; 2012’den sonra şoförlerin eğitimi için kurslar düzenleyecekleri, şeklinde oldu. Buraya gelmişken, toplu taşıma araçlarını kullanan birisi olarak derdim büyük. Dolmuşa biniyorsun! Şoförün bir elinde sigara diğer elinde telefon. Ensesinde, kollarında vs. dövmeler. Üst baş acayip kılık. Bu haliyle emir kipinde “arkaya sıkışın, ücretleri gönderin” söylemlerini vatandaş emir olarak algılıyor. Çıt çıkaran yok. Ben hariç. Kardeşim! Niye kendin paranla fırça yiyorsun, diye soruyorum. Yine çıt yok.
Geçenlerde ilginç bir olaya karıştım. Neidüğü belirsiz bir kişiye dolmuşta müdahale ettim. Ortalık karıştı. O kişi kaçıp, gitti. Şoförle tartışmamız uzadı. Ve ne oldu biliyor musunuz? 35-40 yaşlarında bir bayan aynen şöyle dedi; Beyefendi! Lütfen sakin olalım. Bizde bu araçları kullanıyoruz ve her gün bize de sürttürüyorlar.” Ne diyebilirsin ki!
Metrobüslerin hali ortada. Her gün yollarda kalıyorlar. Binlerce insan yollara dökülüyor. Herhalde iktidarın “durmak yok yola devam” emrini yerine getiriyorlar. Belediye başkanı bu durumu açıklarken adeta sınıfta kaldığını da beyan ediyordu; (Efendim) Bu araçların sık sık arıza yapmaları, kapasite üstü yolcu taşımalarındanmış” Niye 18 yıldır İstanbul’un kapasitesini kaldıracak projeler geliştirip, hayata koymadınız?
Haliç’i kurtardık, diye şaşaalı törenler yapıldı. İyi, güzel ama Marmara Denizini öldürmüşsünüz. Haberiniz yok mu?
Nihayet “kentsel dönüşüm” başladı. Depreme karşı dayanıklı konutlar inşa edilecek. İstanbul çürük yapılardan arındırılacak. Bu güzel. Ama nerden başladı bu dönüşüm? Getirisi bol olan bölgelerden. Gidin, bakın! İstanbul’un arka sokaklarına, varoşlarına, kenar semtlerine. Hala tek katlı, bacası saclı binlerce bina var. Kaçak ve çürük olarak yapılmış, dışarıdan bile “burada insan oturmaz” diyebileceğimiz on binlerce bina var. Ama dediğim gibi “kentsel dönüşüm” rantsal alanlardan başlatıldı.
Özellikle mesai başlama ve bitiş saatlerinde tren, tramvay, metro, metrobüs ve otobüslere binmek yüreğin ötesinde bilek işi oldu. Önündeki insanları içeri tıkabilmek için güçlü olman lazım. Yoksa işe geç kalırsın…
Toplum, tepkisini ve yaptırım gücünü göstermediği için bugün toplu taşıma araçları, parklar, bahçeler, köşe başları ahlaksızlık bostanına dönmüş vaziyette.
Hülasa sorun çok ama bizden başka şikayet ve çözüm üreten yok. Yani alan da, satan da memnun. Yakında seçim var. Sitelerin, apartmanların kapıcıları bir anda baş tacı olurlar. Ellerinde kolilerle kapı kapı dolaşırlar. Vatandaş nimet geldi, derken yaşayacakları zilletten habersizdirler. Ama bu kaderi kendileri istedi… Yılların bana öğrettiği bu…
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Zamanın sonunda yaşadığımızın farkında değil misiniz? / 01.01.2026
- Bilal Erdoğan-Oktay Saral / 29.12.2025
- Yunus Emre Vakfı ve Ünsal Ban / 28.12.2025
- Komisyon süresi neden uzatıldı? / 27.12.2025
- Toplum önüne geçenler neden illegal yollara kayar? / 26.12.2025
- Kimin hedefindeyiz? / 25.12.2025
- Saadettin Saran, Rümeysa, Nedim Şener ve diğerleri / 24.12.2025
- Raporlar DEM’i bozdu / 22.12.2025
- Saha, söylenenleri doğrulamıyor / 21.12.2025
- Erdoğan ve Bahçeli bu noktaya nasıl geldi? / 20.12.2025
- Bilal Erdoğan-Oktay Saral / 29.12.2025
- Yunus Emre Vakfı ve Ünsal Ban / 28.12.2025
- Komisyon süresi neden uzatıldı? / 27.12.2025
- Toplum önüne geçenler neden illegal yollara kayar? / 26.12.2025
- Kimin hedefindeyiz? / 25.12.2025
- Saadettin Saran, Rümeysa, Nedim Şener ve diğerleri / 24.12.2025
- Raporlar DEM’i bozdu / 22.12.2025
- Saha, söylenenleri doğrulamıyor / 21.12.2025
- Erdoğan ve Bahçeli bu noktaya nasıl geldi? / 20.12.2025































































































