Zikrin türleri
Bu yolun engelleri, başta nefis ve heva-i heves ile, şeytan ve onun yardımcılarıdır. Her iki zikir metodunun da gayesi, cihad-ı ekber yoluyla nefsi temizlemek ve Hakk'a giden yoldaki engelleri kaldırmaktır. Böylece Hakk'a mecburi dönüş olan ölümden evvel, kul kendi iradesiyle Hakk'a rücu etmiş olur. Kur'an ve hadis literatüründe buna cihad-ı ekber denir.
Konu ile ilgili âyet-i kerimeleri ele alalım:
"Ey mutmain olmuş (huzur ve sükun bulmuş) nefis, Rabbine rücu et (Rabbine dön, yönel), sen O'ndan, O senden razı olarak ibadet eden (iyi) kullarımın arasına (katıl) ve (böylece) cennetime dahil ol (gir)."
Tefsirlerde de beyan edildiği üzere burada Hakk'ın zikriyle mutmain olmuş, makam ve mertebe kazanmış nefse bir çağrı yapılmaktadır. Bu, "Rabbine dön" çağrısıdır. Bu yöneliş ilk olarak kulun Allah'dan razı olmasını ve neticede de Allah'ın kuldan razı olmasını hasıl ediyor. Bu karşılıklı rıza hali öyle bir saadettir ki, neticesi cennete girmektir. Cennete girmenin tabiî gereği de ibadet eden iyi kulların arasına girmektir.
Âyet-i kerimede herhangi bir nefisten değil, mutmain olmuş nefisten bahsediliyor. Nefsin nasıl mutmain olacağı da yine Kur'an diliyle şöyle anlatılıyor:
"Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah'ı zikirle mutmain olur (sakihleşir, yatışır)." . Kalplerin huzuru ancak zikrullah ile mümkün olmaktadır. Hâfî ve cehrî metodlar hep bu Hakk'a dönüşü gerçekleştirmek ve nefsi mutmain kılmak içindir. Bu sebeple her iki yolun da temel gayesi vuslattır. İşte zikir nefs ve şeytan denen düşmanlara bir çeşit hücumdur. Cehrî zikri esas alan metod, nefsi mağlup ederek vuslat yolu üzerindeki engelleri kaldırmayı gaye edinmiştir. Mücahede denen Cihad-ı Ekber'i (en büyük cihad) gerçekleştirerek, Hakk'a seyr ü sülükde kararlı, istikrarlı bir sefer temin eder. Pekçok insan bu metoda yatkın bir kabiliyet gösterir. Bu sebeple bu metod bir zaruret halinde sistemleşmiş ve tasavvufî terbiyede ruhun kemâle ermesi için vazgeçilmiz bir yol olmuştur. Bu yolun esası nefse muhalefettir. Okunan çeşitli zikir kelimeleriyle insan nefsin mertebelerini geçer. Mesela, kelime-i tevhid zikri nefsi emmareyi ıslah edip saliki levvame sahasına iletir. Aynı şekilde lafz-ı celal yani Allah ism-i şerifi de levvame mertebesinden terakki ettirir. Mürit böylece mertebe mertebe ilerler. İnsanların çoğunun kabiliyeti cehrî zikre yatkındır. Bu gibilerin mutmain olması ancak cehrî zikirle mümkün olur. Nebevî terbiye yolunun bir devamı olan cehrî yol, sekiz tasavvufî meşrebin sistemleşmesine de vesile olmuştur. Asr-ı Saadet'de Hulafa-i Raşidin'den ikisine (Hz. Ali ve Hz. Ömer) bizzat Resulullah Efendimiz tarafından cehrî zikir tarif edilmiştir. Hz. Ali ve Hz. Ömer fıtrat olarak cehrî zikre müsaittiler.
Bu yolun engelleri, başta nefis ve heva-i heves ile, şeytan ve onun yardımcılarıdır. Her iki zikir metodunun da gayesi, cihad-ı ekber yoluyla nefsi temizlemek ve Hakk'a giden yoldaki engelleri kaldırmaktır. Böylece Hakk'a mecburi dönüş olan ölümden evvel, kul kendi iradesiyle Hakk'a rücu etmiş olur. Kur'an ve hadis literatüründe buna cihad-ı ekber denir.
Konu ile ilgili âyet-i kerimeleri ele alalım:
"Ey mutmain olmuş (huzur ve sükun bulmuş) nefis, Rabbine rücu et (Rabbine dön, yönel), sen O'ndan, O senden razı olarak ibadet eden (iyi) kullarımın arasına (katıl) ve (böylece) cennetime dahil ol (gir)."
Tefsirlerde de beyan edildiği üzere burada Hakk'ın zikriyle mutmain olmuş, makam ve mertebe kazanmış nefse bir çağrı yapılmaktadır. Bu, "Rabbine dön" çağrısıdır. Bu yöneliş ilk olarak kulun Allah'dan razı olmasını ve neticede de Allah'ın kuldan razı olmasını hasıl ediyor. Bu karşılıklı rıza hali öyle bir saadettir ki, neticesi cennete girmektir. Cennete girmenin tabiî gereği de ibadet eden iyi kulların arasına girmektir.
Âyet-i kerimede herhangi bir nefisten değil, mutmain olmuş nefisten bahsediliyor. Nefsin nasıl mutmain olacağı da yine Kur'an diliyle şöyle anlatılıyor:
"Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah'ı zikirle mutmain olur (sakihleşir, yatışır)." . Kalplerin huzuru ancak zikrullah ile mümkün olmaktadır. Hâfî ve cehrî metodlar hep bu Hakk'a dönüşü gerçekleştirmek ve nefsi mutmain kılmak içindir. Bu sebeple her iki yolun da temel gayesi vuslattır. İşte zikir nefs ve şeytan denen düşmanlara bir çeşit hücumdur. Cehrî zikri esas alan metod, nefsi mağlup ederek vuslat yolu üzerindeki engelleri kaldırmayı gaye edinmiştir. Mücahede denen Cihad-ı Ekber'i (en büyük cihad) gerçekleştirerek, Hakk'a seyr ü sülükde kararlı, istikrarlı bir sefer temin eder. Pekçok insan bu metoda yatkın bir kabiliyet gösterir. Bu sebeple bu metod bir zaruret halinde sistemleşmiş ve tasavvufî terbiyede ruhun kemâle ermesi için vazgeçilmiz bir yol olmuştur. Bu yolun esası nefse muhalefettir. Okunan çeşitli zikir kelimeleriyle insan nefsin mertebelerini geçer. Mesela, kelime-i tevhid zikri nefsi emmareyi ıslah edip saliki levvame sahasına iletir. Aynı şekilde lafz-ı celal yani Allah ism-i şerifi de levvame mertebesinden terakki ettirir. Mürit böylece mertebe mertebe ilerler. İnsanların çoğunun kabiliyeti cehrî zikre yatkındır. Bu gibilerin mutmain olması ancak cehrî zikirle mümkün olur. Nebevî terbiye yolunun bir devamı olan cehrî yol, sekiz tasavvufî meşrebin sistemleşmesine de vesile olmuştur. Asr-ı Saadet'de Hulafa-i Raşidin'den ikisine (Hz. Ali ve Hz. Ömer) bizzat Resulullah Efendimiz tarafından cehrî zikir tarif edilmiştir. Hz. Ali ve Hz. Ömer fıtrat olarak cehrî zikre müsaittiler.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.