Kamil BAYRAKTAR. e-mail: kamilbayraktar@yenimesaj.com.tr
Irak'ta kitle imha silahı olup olmadığı konusunda araştırma yapan UNSCOM'a bir dönem başkanlık yapan Richard Butler, ABD yardakçılığını, sadece Irak'ta, sahada sergilemekle kalmadı. Buna istifa ettikten sonra televizyonlarda boy göstererek de devam etti, ediyor da. Fakat aynı Butler, defalarca meydan okumasına, "gel kamera karşısına geçelim" demesine rağmen televizyonlarda Ritter'e karşı karşıya gelmekten kaçıyor. Kaçan bir diğer isim ise Saddam'ın kitle imha silahlarının başında olduğunu söyleyip de sonra Irak'a savaş açmak isteyen sistemin yanına geçen Hıdır Hamza.BM Eski Denetçisi W. Scott Ritter, Irak'ın,ABD harekâtını bir süre geciktirmesi, Saddam Hüseyin'in bir-iki ay dayanması durumunda Arap dünyasının hiç görmedikleri şekilde patlayacağını, 11 Eylül'ün bunun yanında solda sıfır kalacağını, durumun bir kültürler çatışmasına dönüşmeye başladığını, ABD'nin bunu Batı ile İslam arasında bir savaşa dönüştürmek istediğini belirterek, "bu savaşı biz kazanamayacağız" tespitinde bulunuyor.
Irak'a savaş için can atan sistemin içinden gelen ve aykırı ses çıkaran Ritter'in, içinden geldiği sistemin savaş için ileri sürdüğü gerekçelerin çürüklüğünü ortaya koyarken yürüdüğü yol dikensiz bir gül bahçesinden ibaret değildi elbette. Kendisinin Irak, hatta İsrail ajanlığı ile suçlanması, FBI tarafından soruşturulan bir isim haline dönüşmesi, bu soruşturmaların sayısının üçe çıkması bir yana, Irak'a savaş açmak için can sistem, Ritter'ın konumuna benzer metodla iddialarında ısrarı sürdürmeyi gündeme getirdi. Yürüdüğü bu yolda önüne daha önce Irak'ın nükleer programı içinde bulunup da sonra kendi ülkesine savaş açan sistemin saflarına katılan bir dikeni çıkardılar. Hıdır Hamza adını taşıyan, kendisini Irak'ın nükleer programını yöneten beyin olarak takdim eden ve ABD'nin savaş gerekçesi olarak var olduğunu ileri sürdüğü silahlara Irak'ın sahip bulunduğunu söyleyen, televizyonlarda boy gösteren, ABD Senatosunda bile ifade veren ve pek çok insanı da inandıran bu Iraklının, kendini takdim ettiği gibi bir insan değil, işten kovulan bir insan olduğunu, 1994'te Saddam'ın karşı safına geçtiğini, ama CIA dahil bütün istihbarat örgütleri tarafından reddedildiğini, çünkü söylediği konumda bir adam olmadığını herkesin bildiğini söyleyen Ritter şöyle devam ediyor:
Sisteme uygun isimler
"Hamza tasarımcı değildi, programın yöneticisi filan da değildi. Programın başı Cafer el Cafer'di...Ama yine de Amerikan medyası ona kucak açtı... Hıdır Hamza'yı defalarca tartışmaya çağırdım. Benimle tartışma masasına oturmayı her defasında reddetti. Benden korkuyor, çünkü elimde olguları ispatlayacak belgeler olduğunu biliyor."
Ritter'in tartışma masasına çağırdığı bir başka şahıs daha vardı ve adı Richard Butler'di. Fakat o da Hıdır Hamza gibi, kamuoyunun önünde Ritler'le tartışmaya yanaşmıyordu. Siyasetten gelen Avustralyalı bir diplomat olan Butler, 1991'den 1997'e kadar UNSCOM'un başkanlığını yapan Rolf Ekeus'un istifa etmesi üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından bu makama getirilen isimdi. Butler'in önemli özelliği UNSCOM başkanı gibi davranmak değil ABD'nin önderliğinde savaş tamtamları çalan sistemin işine gelen tavırlar sergilemekti. Mesela, aradıklarını bulamama sonucunu doğurup da savaşa gerekçe gösterdikleri iddialarının koca bir yalandan ibaret olduğunun ortaya çıkmaması için biyolojik silahlardan sorumlu denetçi Dick Spertzel'in, Iraklıların ısrarına rağmen detaylı bir arama yapmaktan kaçınmasına, Ritter'in itirazlarına rağmen izin veren ve bu hareketini destekleyen başkandı Butler. Butler'e olan tartışma davetinin hala geçerli olduğunu tekrarlayan Ritter, onun tartışma masasına yanaşmamasının sebeplerini de içerecek şekilde şunları söylüyor:
"Richard'ın sorunu benim söylediğim her şeyin belgesini gösterebilecek durumda olmam. Şu anki politika gereği ortalıkta Richard Butler gibi bir adamın bulunması uygun, ulusal televizyonlarda Saddam karşıtı propaganda yapmak için... Richard Butler'e defalarca meydan okudum, 'Gel kamera karşısına çıkalım, canlı yayına çıkalım' dedim. Çıkmayacak. Bu tür bir tartışmadan kaçıyor çünkü."
Türkiye'nin işbirliğini satın almak için
Son gelişmelere bakıldığında ABD'nin Irak'a yönelik bir savaşı mutlaka gerçekleştireceğini söylemek mümkün görünüyor. ABD, bu konuda yoğun bir hazırlık ve Ortadoğu'ya yığınak yapıyor. En büyük desteği de her zaman olduğu gibi yine İngiltere'den görüyor. Diğer AB ülkeleri bu savaşa ırak durmayı tercih ediyor. Rusya, Çin, itiraz ediyor. İlk Körfez Savaşındaki koalisyondan ise hiç ses seda olmaması bir yana, Suudi Arabistan örneğinde kendini gösterdiği gibi bu koalisyonu oluşturan ülkelerden ABD'nin hoşuna gitmeyecek sesler yükseliyor. ABD'nin ille de savaşın içinde görmek istediği ve desteğine büyük ihtiyaç duyduğu Türkiye ise, görüldüğü kadarıyla, ilk Körfez Savaşının tecrübesiyle yoğurdu bir değil birçok kez üfleyerek yemeyi hatırlatan bir politika izliyor. Bütün bu olguları savaş masasının üzerine koyan ABD, olursa Türkiye başta olmak üzere destekli, olmazsa da tek başına Irak'la savaşacağına dair işaretler veriyor. Hangi şartta olursa olsun ABD bu isteğini gerçekleştirir ve Irak'la savaşa tutuşursa, ABD'yi, Ortadoğu'yu, hatta dünyayı ne gibi gelişmelerin beklediği hemen herkesin merak ettiği bir husus olarak orta yerde duruyor. İşte bu husus hakkında da görüş beyan ediyor Ritter ve olabilecekler hakkında aşağıdaki sözleri sarfediyor:
"Kürdistan konusunda güvence verirsek ve Kürtlerin bağımsızlıklarını ilan etmelerini engellersek, ben Türkiye'nin üsleri kullanmamıza izin vereceğini düşünüyorum...Bu sonbaharda muhtemelen, binlerce Amerikan askerinin Kürdistan'a konuşlandırıldığını göreceğiz. Bunlar uçuşa yasak bölgenin (güvenli cennet) genişletilmesi kapsamında, güya Kürtleri Irak'tan korumak için bölgeye inecekler. Bu harekât Türklerin işbirliğini satın almak için yapılacak."
ABD, olayı Batı ile
İslam arasında savaşa dönüştürüyor
"En büyük saldırı güneyden, Kuveyt'in ötesinden gelecek. Katar, BAE ve Bahreyn'de kurulu Amerikan lojistik ve hava üslerince desteklenecek ve nereden bakarsanız bakın 70.000 ile 150.000 kişi arasında bir kuvveti seferber edecek. Saldırının amacı güney Irak'ı ele geçirmek, Iraklı muhalifleri yerleştirmek, sonra da Bağdat'a yürümek olacak. Bu arada Bağdat'a yürüyüş sırasında Irak ordusunun dağılacağı ve Irak halkının, özellikle de Bağdatlıların ayaklanıp Saddam'ı devireceği umuluyor. Buna paralel olarak Ürdün üzerinden batı Irak'a özel harekâtlar düzenlenecek. Burada da amaç Irak'ın İsrail'e füze atmasını engellemek, zira bu durumda İsrail Irak'a karşılık verebilir, bu da tasarlanan koalisyonu parçalar."
"Irak'a girersek çok kısa sürede galip gelmek zorundayız... Şayet Iraklılar harekâtımızı bir süre geciktirebilirlerse -diyelim Saddam bir-iki ay dayandı- Arap dünyası hiç görmediğimiz şekilde patlar, 11 Eylül bunun yanında solda sıfır kalır."
"...Durum tam da Usame bin Ladin'in istediği gibi bir kültürler çatışmasına dönüşmeye başladı... Saldırısını Batı ile İslam arasında bir savaşa dönüştürmek istedi. Hemen herkes gülünç buldu bunu. Fakat ABD bunu Batı ile İslam arasında bir savaşa dönüştürmekte. Ve bu savaşı biz kazanamayacağız..."
Ritter'in kıyamet senaryosu
"Şayet 70.000 ile 100.000 arasında asker Irak batağına saplanır ve Ortadoğu patlarsa, iletişim kanallarımız ve bu askerlere destek verme olanaklarımız tehlikeye düşebilir. Bir de Irak'ın direnişi uzarsa, o zaman nükleer silah kullanma ihtimali büyük bir gerçeklik kazanır."
"İşte size kıyamet. Bugün kimse teröristlerin eline nükleer silah vermek gibi bir şeyi tahayyül edemez; bu adamların da nükleer silah edinmeleri son derece zordur. Fakat ABD ya da İsrail, Irak'a karşı nükleer silah kullanırsa, ABD'nin on yıl içinde terörist bir grubun nükleer saldırısına maruz kalacağına kalıbımı basarım. İşte o zaman tüm bahisler kaybedilmiş olur. ABD ile İsrail Irak'a nükleer saldırıda bulunursa, Pakistan ile İran nükleer kapasitesini teröristlere aktarır. Bundan eminim. İşte size kıyamet. Irak'la bu savaş hayatımda duyduğum en budalaca şey."
Ritter, en kötü senaryoyu ise şöyle dile getiriyor:
"Eğer her şey sarpa sarar ve 70.000 Amerikan askeri Irak'ta kuşatma altında, yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, o zaman atom bombasını atarız. Bundan şüphe olmasın. Atom bombasını atarız...Bu savaşta kazanan taraf olmayacak."
"Irak'a demokrasi götüreceğiz' masalı
Irak'la savaşa girmek isteyenler sık sık "Irak'a demokrasi götürmek"ten söz ediyorlar. Bu sözün doğru olup olmadığı konusunda Ritter, şunları söylüyor:
"Donald Ramsfeld ile diğerlerinin Irak'a demokrasi götürmek gibi laflar etmesi gülünç. Batılı demokrasi modeli çoğunluğun egemenliğine dayanır. Irak'ta nüfusun yüzde 60'ı Şiilerden oluşur; bu gurup teokratik olarak İran çizgisindedir. İran ise, Amerikan karşıtı İslam fundamentalizminin yuvasıdır. Irak'ın, dünyadaki kanıtlanmış ikinci büyük petrol rezervlerine sahip olduğu da biliniyor. Irak'ta Şiilerin denetiminde bir demokrasi fikri pek çok kişinin istemediği bir şey; zira bu, iki büyük petrol üreticisi ülkenin teokratik bir ittifak içine girmesi anlamına gelir. Bölgede buna pek sıcak bakılmayacağı açık. Aslında biz Irak'ta demokrasi istemiyoruz, çünkü Şiilerin iktidarı ele geçirmelerini istemiyoruz."
ABD'nin, % 23 ile Irak nüfusunun ikinci büyük kesimini oluşturan Kürtlerin demokratik olarak güçlenmesinden de hiç bir çıkarı olmadığını, Kürtlerin bağımsızlığını en az Türkler kadar istemediğini, hatta Saddam'ın dahil olduğu yüzde 17'lik Sünni kesim arasında bile demokrasiden söz etmediklerini söyleyen Ritter şöyle devam ediyor:
"Bir ülkeye dışarıdan demokrasi dayatamazsınız. İşlemez. Irak bu geçişi kendi içinde yapmalıdır, bu da on yıllar alacak bir süreçtir. Bu ülkede demokrasinin doğmasının tek yolu, ekonomik yaptırımları kaldırmak ve Irak'ın kendini ekonomik olarak yeniden inşa etmesine izin vermektir. Bu ülkede demokrasinin doğuşunun yolunu açacak tek şey, dinsel, etnik ve aşiret yapılarını enine kesen, ayakları yere basan bir orta sınıfın gelişmesidir."
Ölüm makinası çalışacak
Ritter, Irak'taki savaşın çok büyük insan kaybına yol açacağını söylüyor. Tahminlerine, Pitt'in, "Amerikan ordusundan tarihin en büyük öldürme makinesiymiş gibi söz ediyorsunuz" katkısını yaptığı bu savaşın insani maliyeti hakkında şu tahminde bulunuyor:
" Irak'ta büyük bir devrim falan olmayacak. Irak halkının Saddam'a karşı ayaklanacağını sanmıyorum. Ayaklansalar da acımasızca bastırılacaklardır. Bence ABD güneyden saldırıya geçerse, Saddam da Şiilerin tepesine biner, bu da en az 20.000-30.000 kişinin ölmesi anlamına gelir. Saddam bundan önce Kürdistan'a vuracak ve 10.000 ile 20.000 arası Kürt öldürecektir. ABD Bağdat'ı 'dize getirmek' zorunda; 5 milyon nüfuslu kentsel bir alandan söz ediyoruz. Grozni'yi hatırlayın, Rusların Çeçenlerin peşinden kente girişini. Irak'ta daha da kötüsü olacak; 30.000-40.000 sivil öldüreceğiz. İnanılmaz sayılarda sivil can kaybından söz ediyoruz, hayatını kaybedecek on binlerce Irak askeri ile güvenlik görevlisi de var... Bizim de çok sayıda kayıp vereceğimizi baştan kabul etmek lazım. Ölü sayımız binlerle olmasa da yüzlerle ölçülecektir."
Çok sayıda temel varsayıma dayandığı için Irak'a yapılacak bir askeri operasyonun tamamen başarısız olma ihtimalinin epey güçlü olduğunu da söyleyen Ritter, "Irak halkı ayaklanacak" varsayımı için kritik teşkil edecek bazı tespitlerde bulunuyor. Bu varsayımın gerçekleşme ihtimalinin zayıf olduğunu gösteren bu tespitlerinde Ritter şöyle diyor: "Baas Partisi, Irak'ta yaşamın her alanına sızmış durumda...Irak yönetiminin ülke içinde, pek çok kişinin düşündüğünden çok daha güçlü olduğunu gayet iyi biliyorum. İnsanların Irak yönetimini fazla hafife almamaları gerektiğini düşünüyorum.".
Yarın: Türkiye'ye verilen mesaj
Irak'ta kitle imha silahı olup olmadığı konusunda araştırma yapan UNSCOM'a bir dönem başkanlık yapan Richard Butler, ABD yardakçılığını, sadece Irak'ta, sahada sergilemekle kalmadı. Buna istifa ettikten sonra televizyonlarda boy göstererek de devam etti, ediyor da. Fakat aynı Butler, defalarca meydan okumasına, "gel kamera karşısına geçelim" demesine rağmen televizyonlarda Ritter'e karşı karşıya gelmekten kaçıyor. Kaçan bir diğer isim ise Saddam'ın kitle imha silahlarının başında olduğunu söyleyip de sonra Irak'a savaş açmak isteyen sistemin yanına geçen Hıdır Hamza.BM Eski Denetçisi W. Scott Ritter, Irak'ın,ABD harekâtını bir süre geciktirmesi, Saddam Hüseyin'in bir-iki ay dayanması durumunda Arap dünyasının hiç görmedikleri şekilde patlayacağını, 11 Eylül'ün bunun yanında solda sıfır kalacağını, durumun bir kültürler çatışmasına dönüşmeye başladığını, ABD'nin bunu Batı ile İslam arasında bir savaşa dönüştürmek istediğini belirterek, "bu savaşı biz kazanamayacağız" tespitinde bulunuyor.
Irak'a savaş için can atan sistemin içinden gelen ve aykırı ses çıkaran Ritter'in, içinden geldiği sistemin savaş için ileri sürdüğü gerekçelerin çürüklüğünü ortaya koyarken yürüdüğü yol dikensiz bir gül bahçesinden ibaret değildi elbette. Kendisinin Irak, hatta İsrail ajanlığı ile suçlanması, FBI tarafından soruşturulan bir isim haline dönüşmesi, bu soruşturmaların sayısının üçe çıkması bir yana, Irak'a savaş açmak için can sistem, Ritter'ın konumuna benzer metodla iddialarında ısrarı sürdürmeyi gündeme getirdi. Yürüdüğü bu yolda önüne daha önce Irak'ın nükleer programı içinde bulunup da sonra kendi ülkesine savaş açan sistemin saflarına katılan bir dikeni çıkardılar. Hıdır Hamza adını taşıyan, kendisini Irak'ın nükleer programını yöneten beyin olarak takdim eden ve ABD'nin savaş gerekçesi olarak var olduğunu ileri sürdüğü silahlara Irak'ın sahip bulunduğunu söyleyen, televizyonlarda boy gösteren, ABD Senatosunda bile ifade veren ve pek çok insanı da inandıran bu Iraklının, kendini takdim ettiği gibi bir insan değil, işten kovulan bir insan olduğunu, 1994'te Saddam'ın karşı safına geçtiğini, ama CIA dahil bütün istihbarat örgütleri tarafından reddedildiğini, çünkü söylediği konumda bir adam olmadığını herkesin bildiğini söyleyen Ritter şöyle devam ediyor:
Sisteme uygun isimler
"Hamza tasarımcı değildi, programın yöneticisi filan da değildi. Programın başı Cafer el Cafer'di...Ama yine de Amerikan medyası ona kucak açtı... Hıdır Hamza'yı defalarca tartışmaya çağırdım. Benimle tartışma masasına oturmayı her defasında reddetti. Benden korkuyor, çünkü elimde olguları ispatlayacak belgeler olduğunu biliyor."
Ritter'in tartışma masasına çağırdığı bir başka şahıs daha vardı ve adı Richard Butler'di. Fakat o da Hıdır Hamza gibi, kamuoyunun önünde Ritler'le tartışmaya yanaşmıyordu. Siyasetten gelen Avustralyalı bir diplomat olan Butler, 1991'den 1997'e kadar UNSCOM'un başkanlığını yapan Rolf Ekeus'un istifa etmesi üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından bu makama getirilen isimdi. Butler'in önemli özelliği UNSCOM başkanı gibi davranmak değil ABD'nin önderliğinde savaş tamtamları çalan sistemin işine gelen tavırlar sergilemekti. Mesela, aradıklarını bulamama sonucunu doğurup da savaşa gerekçe gösterdikleri iddialarının koca bir yalandan ibaret olduğunun ortaya çıkmaması için biyolojik silahlardan sorumlu denetçi Dick Spertzel'in, Iraklıların ısrarına rağmen detaylı bir arama yapmaktan kaçınmasına, Ritter'in itirazlarına rağmen izin veren ve bu hareketini destekleyen başkandı Butler. Butler'e olan tartışma davetinin hala geçerli olduğunu tekrarlayan Ritter, onun tartışma masasına yanaşmamasının sebeplerini de içerecek şekilde şunları söylüyor:
"Richard'ın sorunu benim söylediğim her şeyin belgesini gösterebilecek durumda olmam. Şu anki politika gereği ortalıkta Richard Butler gibi bir adamın bulunması uygun, ulusal televizyonlarda Saddam karşıtı propaganda yapmak için... Richard Butler'e defalarca meydan okudum, 'Gel kamera karşısına çıkalım, canlı yayına çıkalım' dedim. Çıkmayacak. Bu tür bir tartışmadan kaçıyor çünkü."
Türkiye'nin işbirliğini satın almak için
Son gelişmelere bakıldığında ABD'nin Irak'a yönelik bir savaşı mutlaka gerçekleştireceğini söylemek mümkün görünüyor. ABD, bu konuda yoğun bir hazırlık ve Ortadoğu'ya yığınak yapıyor. En büyük desteği de her zaman olduğu gibi yine İngiltere'den görüyor. Diğer AB ülkeleri bu savaşa ırak durmayı tercih ediyor. Rusya, Çin, itiraz ediyor. İlk Körfez Savaşındaki koalisyondan ise hiç ses seda olmaması bir yana, Suudi Arabistan örneğinde kendini gösterdiği gibi bu koalisyonu oluşturan ülkelerden ABD'nin hoşuna gitmeyecek sesler yükseliyor. ABD'nin ille de savaşın içinde görmek istediği ve desteğine büyük ihtiyaç duyduğu Türkiye ise, görüldüğü kadarıyla, ilk Körfez Savaşının tecrübesiyle yoğurdu bir değil birçok kez üfleyerek yemeyi hatırlatan bir politika izliyor. Bütün bu olguları savaş masasının üzerine koyan ABD, olursa Türkiye başta olmak üzere destekli, olmazsa da tek başına Irak'la savaşacağına dair işaretler veriyor. Hangi şartta olursa olsun ABD bu isteğini gerçekleştirir ve Irak'la savaşa tutuşursa, ABD'yi, Ortadoğu'yu, hatta dünyayı ne gibi gelişmelerin beklediği hemen herkesin merak ettiği bir husus olarak orta yerde duruyor. İşte bu husus hakkında da görüş beyan ediyor Ritter ve olabilecekler hakkında aşağıdaki sözleri sarfediyor:
"Kürdistan konusunda güvence verirsek ve Kürtlerin bağımsızlıklarını ilan etmelerini engellersek, ben Türkiye'nin üsleri kullanmamıza izin vereceğini düşünüyorum...Bu sonbaharda muhtemelen, binlerce Amerikan askerinin Kürdistan'a konuşlandırıldığını göreceğiz. Bunlar uçuşa yasak bölgenin (güvenli cennet) genişletilmesi kapsamında, güya Kürtleri Irak'tan korumak için bölgeye inecekler. Bu harekât Türklerin işbirliğini satın almak için yapılacak."
ABD, olayı Batı ile
İslam arasında savaşa dönüştürüyor
"En büyük saldırı güneyden, Kuveyt'in ötesinden gelecek. Katar, BAE ve Bahreyn'de kurulu Amerikan lojistik ve hava üslerince desteklenecek ve nereden bakarsanız bakın 70.000 ile 150.000 kişi arasında bir kuvveti seferber edecek. Saldırının amacı güney Irak'ı ele geçirmek, Iraklı muhalifleri yerleştirmek, sonra da Bağdat'a yürümek olacak. Bu arada Bağdat'a yürüyüş sırasında Irak ordusunun dağılacağı ve Irak halkının, özellikle de Bağdatlıların ayaklanıp Saddam'ı devireceği umuluyor. Buna paralel olarak Ürdün üzerinden batı Irak'a özel harekâtlar düzenlenecek. Burada da amaç Irak'ın İsrail'e füze atmasını engellemek, zira bu durumda İsrail Irak'a karşılık verebilir, bu da tasarlanan koalisyonu parçalar."
"Irak'a girersek çok kısa sürede galip gelmek zorundayız... Şayet Iraklılar harekâtımızı bir süre geciktirebilirlerse -diyelim Saddam bir-iki ay dayandı- Arap dünyası hiç görmediğimiz şekilde patlar, 11 Eylül bunun yanında solda sıfır kalır."
"...Durum tam da Usame bin Ladin'in istediği gibi bir kültürler çatışmasına dönüşmeye başladı... Saldırısını Batı ile İslam arasında bir savaşa dönüştürmek istedi. Hemen herkes gülünç buldu bunu. Fakat ABD bunu Batı ile İslam arasında bir savaşa dönüştürmekte. Ve bu savaşı biz kazanamayacağız..."
Ritter'in kıyamet senaryosu
"Şayet 70.000 ile 100.000 arasında asker Irak batağına saplanır ve Ortadoğu patlarsa, iletişim kanallarımız ve bu askerlere destek verme olanaklarımız tehlikeye düşebilir. Bir de Irak'ın direnişi uzarsa, o zaman nükleer silah kullanma ihtimali büyük bir gerçeklik kazanır."
"İşte size kıyamet. Bugün kimse teröristlerin eline nükleer silah vermek gibi bir şeyi tahayyül edemez; bu adamların da nükleer silah edinmeleri son derece zordur. Fakat ABD ya da İsrail, Irak'a karşı nükleer silah kullanırsa, ABD'nin on yıl içinde terörist bir grubun nükleer saldırısına maruz kalacağına kalıbımı basarım. İşte o zaman tüm bahisler kaybedilmiş olur. ABD ile İsrail Irak'a nükleer saldırıda bulunursa, Pakistan ile İran nükleer kapasitesini teröristlere aktarır. Bundan eminim. İşte size kıyamet. Irak'la bu savaş hayatımda duyduğum en budalaca şey."
Ritter, en kötü senaryoyu ise şöyle dile getiriyor:
"Eğer her şey sarpa sarar ve 70.000 Amerikan askeri Irak'ta kuşatma altında, yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, o zaman atom bombasını atarız. Bundan şüphe olmasın. Atom bombasını atarız...Bu savaşta kazanan taraf olmayacak."
"Irak'a demokrasi götüreceğiz' masalı
Irak'la savaşa girmek isteyenler sık sık "Irak'a demokrasi götürmek"ten söz ediyorlar. Bu sözün doğru olup olmadığı konusunda Ritter, şunları söylüyor:
"Donald Ramsfeld ile diğerlerinin Irak'a demokrasi götürmek gibi laflar etmesi gülünç. Batılı demokrasi modeli çoğunluğun egemenliğine dayanır. Irak'ta nüfusun yüzde 60'ı Şiilerden oluşur; bu gurup teokratik olarak İran çizgisindedir. İran ise, Amerikan karşıtı İslam fundamentalizminin yuvasıdır. Irak'ın, dünyadaki kanıtlanmış ikinci büyük petrol rezervlerine sahip olduğu da biliniyor. Irak'ta Şiilerin denetiminde bir demokrasi fikri pek çok kişinin istemediği bir şey; zira bu, iki büyük petrol üreticisi ülkenin teokratik bir ittifak içine girmesi anlamına gelir. Bölgede buna pek sıcak bakılmayacağı açık. Aslında biz Irak'ta demokrasi istemiyoruz, çünkü Şiilerin iktidarı ele geçirmelerini istemiyoruz."
ABD'nin, % 23 ile Irak nüfusunun ikinci büyük kesimini oluşturan Kürtlerin demokratik olarak güçlenmesinden de hiç bir çıkarı olmadığını, Kürtlerin bağımsızlığını en az Türkler kadar istemediğini, hatta Saddam'ın dahil olduğu yüzde 17'lik Sünni kesim arasında bile demokrasiden söz etmediklerini söyleyen Ritter şöyle devam ediyor:
"Bir ülkeye dışarıdan demokrasi dayatamazsınız. İşlemez. Irak bu geçişi kendi içinde yapmalıdır, bu da on yıllar alacak bir süreçtir. Bu ülkede demokrasinin doğmasının tek yolu, ekonomik yaptırımları kaldırmak ve Irak'ın kendini ekonomik olarak yeniden inşa etmesine izin vermektir. Bu ülkede demokrasinin doğuşunun yolunu açacak tek şey, dinsel, etnik ve aşiret yapılarını enine kesen, ayakları yere basan bir orta sınıfın gelişmesidir."
Ölüm makinası çalışacak
Ritter, Irak'taki savaşın çok büyük insan kaybına yol açacağını söylüyor. Tahminlerine, Pitt'in, "Amerikan ordusundan tarihin en büyük öldürme makinesiymiş gibi söz ediyorsunuz" katkısını yaptığı bu savaşın insani maliyeti hakkında şu tahminde bulunuyor:
" Irak'ta büyük bir devrim falan olmayacak. Irak halkının Saddam'a karşı ayaklanacağını sanmıyorum. Ayaklansalar da acımasızca bastırılacaklardır. Bence ABD güneyden saldırıya geçerse, Saddam da Şiilerin tepesine biner, bu da en az 20.000-30.000 kişinin ölmesi anlamına gelir. Saddam bundan önce Kürdistan'a vuracak ve 10.000 ile 20.000 arası Kürt öldürecektir. ABD Bağdat'ı 'dize getirmek' zorunda; 5 milyon nüfuslu kentsel bir alandan söz ediyoruz. Grozni'yi hatırlayın, Rusların Çeçenlerin peşinden kente girişini. Irak'ta daha da kötüsü olacak; 30.000-40.000 sivil öldüreceğiz. İnanılmaz sayılarda sivil can kaybından söz ediyoruz, hayatını kaybedecek on binlerce Irak askeri ile güvenlik görevlisi de var... Bizim de çok sayıda kayıp vereceğimizi baştan kabul etmek lazım. Ölü sayımız binlerle olmasa da yüzlerle ölçülecektir."
Çok sayıda temel varsayıma dayandığı için Irak'a yapılacak bir askeri operasyonun tamamen başarısız olma ihtimalinin epey güçlü olduğunu da söyleyen Ritter, "Irak halkı ayaklanacak" varsayımı için kritik teşkil edecek bazı tespitlerde bulunuyor. Bu varsayımın gerçekleşme ihtimalinin zayıf olduğunu gösteren bu tespitlerinde Ritter şöyle diyor: "Baas Partisi, Irak'ta yaşamın her alanına sızmış durumda...Irak yönetiminin ülke içinde, pek çok kişinin düşündüğünden çok daha güçlü olduğunu gayet iyi biliyorum. İnsanların Irak yönetimini fazla hafife almamaları gerektiğini düşünüyorum.".
Yarın: Türkiye'ye verilen mesaj
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.