İbadet yaptığımız zaman Allah'a düşman kesilen nefsin bu sefer nakısaları çıkıyor ortaya. Teslim olmaktan başka da çare bulamıyor... Niye? Çünkü kendisinde bu varlık yok da ondan. Bütün varlıklar kime aittir? Cenab-ı Vacibü'l Vücud Hazretleri'ne aittir. İşte ibadet "nefis terbiyesinde" insana çok büyük mesafe aldırıyor. İbadet, aynı zamanda insanın nefsani istek ve arzularını kırar. Nefsani istek ve arzuları kırılan insan hangi tarafa meyleder? Rabbinin sahasına meyleder. Allah'ın emrettiği sahaya meyleder. Cenab-ı Hakk'ın emrettiği sahaya giren insan, oranın zevk-i manevisini tatmaya başlar.Nefsinize ait engeller ortadan kalkıp, Hakk'a ait kapılar açıldığı zaman ilahi rahmet kapılarından sizin gönlünüze Cenab-ı Vacibü'l Vücud Hazretleri'nin feyzi oluk oluk akmaya başlıyor. O zaman bu 'feyz-i ilahi' sizin nefsani istek ve arzularınızı ıslah ediyor. Terbiye ediyor. Mesela; korun içerisine kömürü attığınız zaman, bir de bakıyorsunuz simsiyah kömür korun rengine bürünmüş. O da kıpkırmızı ateş parçası haline gelmiştir. Ubudiyet insanı ruhani aleme sevk ettiği zaman, nefis varlık iddiasından, benlik iddiasından vazgeçerek kendini kime teslim etmiş olur? Allah'a teslim etmiş olur. Zaten terbiyenin temelinde yatan asıl etken de insanın Rabbine teslim olmasıdır.Terbiye ne idi? Kişinin ahlakının Rab'laşmasıydı . "Peki insan ahlaken nasıl Rablaşır?" Bu konudaki ölçümüz neydi? "Allah'ın ahlakı ile ahlaklanın" (Suhreverdi, Avarif, s. 130) hadisi şerifi idi.Sendeki ahlak, nefsani olmaktan uzak olur ve Cenab-ı Hakk'ın huyuna, davranışına bürünürse işte senin ahlakın Allah'ın ahlakı olmuş olur. Bunu biz hangi hâl ile elde ediyoruz? İbadetle bu hâli elde ediyoruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.